Yüreğini dağlatıp seni de ağlattılar değil mi?
Nasibini almış gibisin ince ve derin darbelerden
Gözlerin bağlanıp etrafına sinsi duvarlar mı örüldü?
Varlığın katranlı çamurlara gömülüp görülmezden mi gelindi?
Temiz ve saf yüzün sentetik ipeklerle süslenip umut pazarında mı satıldı?
Hayat ormanına düşüp fırsat çakalları mı sardı etrafını?
Hasret bahçesinde kurak mevsimde
Kalplerde özlemsin sevda çiçeğim
Muştularla yeşer gamlı gönlüme
Umutlar sendedir sevda çiçeğim
Dünya sana hasret kara günlerde
Birden bire, ansızın
Duman olur yükselir
Ruhumu kuşatan özgürlük tutkusu
Ve beni buluttan buluta sürükler
Özü arama sevdası...
Yerini bulmazsa yuvarlanan taş
Oyduğu yerde durur mu sandın?
Tek koldan beslenip kıvrılan ırmak
Her zaman coşkuyla çağlar mı sandın?
Ceylanın ardına düşerse avcı
Belli ki dinmemiş derin volkanlar
Bugün de İstanbul’a sığamıyorum
Hayat zemininin yerkabuğunda
Fay hattı dehlizlerinde ürperiyorum
Bugün de İstanbul’da sallanıyorum
İstanbul sallıyor ben yürüyorum
Hor görme kendini sen genç delikanlım
Fatihler yurdunun toprağısın sen
Maziden beslenir senin kaynağın
Cihan ülkesinin sancağısın sen
Yıllarımı kaybettim zaman çarkında
Neler neler akıttım gaflet arkında
Döndüm geriye şimdi ruhum farkında
Tek umutmuş hakikat gerisi bomboş
Dünya engin bir deniz, hayat çırpınış
Güneş başka ufuklara yönelir
Doruklar daha başka bir kızıl
Yıldızlar kayar semadan
Çığlıklar içinde
Sessizce...
Sanma ki bu devran böyle sürecek
Bir gün gelir yazın kışa dönüşür
Ufkundaki güneş elbet sönecek
O gün gelir sonun başa dönüşür
Az ile çoğun bittiği noktada
Karanlık ufukların nurlu şafağı
Kapkaranlık dünyamız nurunu bekler
Rahmete hasret çölün şefkat ırmağı
Yarık yarık topraklar suyunu bekler
Bütün bir kainatı özlemin sarmış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!