Son Veda
Kollarını
boynuna doladı,
gözlerini öptü.
Oğul
annesinin ellerini öptü.
Gözleri ağlıyordu…
Gözlerinin karasını
avuç avuç ağlıyordu.
Ağladıkça
yüreğinin yarası
daha çok yanıyordu.
Zaman durmuştu
zirveyle gökyüzünün
kesiştiği noktada,
güneş yanıyordu.
Boz atın kişnemesi
dağlarda yankılandı.
Atlı
yolun kıvrımında
kayboldu.
Düğümlenmiş bulutlar
yavaş yavaş
güneşin üzerine
kara bir perde çekti.
Özlem yağmuru
ince ince
yaşlı kadının
küçük avlusuna
yağıyordu.
Artık kimse
kapının tokmağına
vurmazdı.
Gece olunca
eyvanın bir köşesinde
fener yanardı.
Çerçevelerdeki fotoğraflar
yılların tozunu
oğlunun gülüşünün üzerine
serper
ve yaşlı kadının
yalnızlığı için
ağlarlardı.
Uzaklarda
silah sesleri gelirdi
ve evin içinde
saatin tik takları
her zamankinden
daha yüksek duyulurdu.
Yol
annenin kuru damarları gibi
kıvrılır
ve kaybolurdu.
Her akşam
yaşlı kadın
yolun kenarına
otururdu.
Fener
bir yıldız gibi
titrek titrek yanardı.
Uzaktan gelen
her sesle
bakışlarını
yola dikerdi.
“Qızıl gül olmayaydı
Saralıb solmayaydı
Bir ayrılıq, bir ölüm
Heç biri olmayaydı”
Kayıt Tarihi : 17.08.2026 11:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!