dolunaya göçüşen güveler sürüsü
ağları ıslanan örümceklerin tüylüsü
geceleri akrepler biraz da fareler
yılanlar uyur
kurtlar ulur
zifiri asumana inciler dökülmüş
Dolmuştakiler ayakta
frene asılınca
insanlar savruluyor rüzgarda kümelenen kamışlar gibi
kamışlıkta
günler hep birbirine benzer
suratımdaki kömürlükten azade
Sana seslenince Tanrım
cevabı Geylânî'den alıyorum
halaların gözleri parlıyor
ağaçlardan bebekler düşünce
sıcak havaların siyah giysileri
müritlerin siyah takkeleri
Ölüm haberinden sonra
yağmurlar düşer yanaklara
mavi denizler masmavi oluverir
sen masmaviye vurgunsun
masmavi deniz, hüznün yağmurundan sonradır
nasıl da bir avuç kaldı dünya
Şömine ateşinde buruştu kitaplar
Karanlık odanın duvarında adamların izi
Horozların ezanı müezzinden öncedir
Dirilen öküzlerin sona eren gevişi
Bereketli gözyaşları avuçları doldurur
Bir böcek duvarı zoraki tırmanır
Tanrım
Seni arayıp durdum
İbrahim'in yıldızlarında
Yûnus'un Hût'unda
bir inziva ki yüzyıllarda
Eflâtûn'un mağarasında
İki kadın bir erkek
ney üflüyor
ney üfleyenlerin boynu eğik
gözleri kenara bakar
adam var ya
birine aşık
Siz hiç ölülerle konuştunuz mu?
ben hep konuşurum
hatta ölüye aşık olduğum da vakidir
siz ölü olduğunu görürsünüz
o, diri olduğuna inandırır sizi
iyi olduğunu mırıldar
İpeksi kelimeleri sardım kese kağıdına
Okuyunca varacaksın tadına
Gelinin avucundaki kına
Adağın boynundaki kana
Birazı bana gerisi sana
Cinler uğramasın yoluna
Sineklerin çapaklarıma üşüştüğü yaştaydım
toprak damların sabahında
ineklerimi gözü kapalı sürerdim
sarı anızlara
öylesine çirkin, öylesine cılızdım
sözlerimi sıcak toprağa yazardım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!