Babanın ölü yatağı duvarları soğuttu
sessizlik şöyle dursun ses bile yoktu
yaşamı belirsiz ölümü bir soluktu
gassal cellada benziyor
imam ölümü övüyor
toprağı köstebekler eşeledi
Acılara doğru koşmuyorum
acı bir rahime düşmüş
acılarla yoğrulmuşum
acının tadını başka bir acıyla bilirim
baksana
bak sana sesleniyorum
Hastane köşelerindeki nefes kadar boğucu
çocukların bağırışı
hem merhamet hem de nefrettir bu
seslerin tınısı
dişimdeki çürük
dünyalar kadar büyük
dolunaya göçüşen güveler sürüsü
ağları ıslanan örümceklerin tüylüsü
geceleri akrepler biraz da fareler
yılanlar uyur
kurtlar ulur
zifiri asumana inciler dökülmüş
Dolmuştakiler ayakta
frene asılınca
insanlar savruluyor rüzgarda kümelenen kamışlar gibi
kamışlıkta
günler hep birbirine benzer
suratımdaki kömürlükten azade
Sana seslenince Tanrım
cevabı Geylânî'den alıyorum
halaların gözleri parlıyor
ağaçlardan bebekler düşünce
sıcak havaların siyah giysileri
müritlerin siyah takkeleri
Ölüm haberinden sonra
yağmurlar düşer yanaklara
mavi denizler masmavi oluverir
sen masmaviye vurgunsun
masmavi deniz, hüznün yağmurundan sonradır
nasıl da bir avuç kaldı dünya
Boşluklarda Tanrı belirir
insanlar boşluklardan yararlanır
kim olduğumu neden mi bilmezsiniz?
şairler, boşlukları kadar şairdir çünkü
veda hutbem sessizliğimdir
Doğanın sevgisinden yoksun yaşadım
anamın sevgisinden
babamın sevgisinden
hatta kendi kendime sevgimden
yoksun yaşadım
yaşadım sevgisizlikle
Şömine ateşinde buruştu kitaplar
Karanlık odanın duvarında adamların izi
Horozların ezanı müezzinden öncedir
Dirilen öküzlerin sona eren gevişi
Bereketli gözyaşları avuçları doldurur
Bir böcek duvarı zoraki tırmanır




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!