Yok mudur hergün kurulmuş ahenginden pare pare dökülen
Ahdından geçmiş bir güz vaktinin
Gelsin artık
Alsın da götürsün dileklerine kırık kırpık çaresiz
Başka yolu yokmuş gibi yüzyıllarını kötürüm günlerine bölüşüp
Eğer günü gününe yeşillenerek yosunlaşan
Trenindeki makinist
Şehri bayırı çekip çeviren kollarıyla çıkış kapısından geçerken günün
Solgun bir saksı çiçeği gibi bir eli yanağında dalgın düşüncelerde sefil
Bir eli trenin kulpunda kulağında iniş yokuşları sürmekte
İnen topraklar
Binen ormanlar
Sevgileri anababalanırken kalbe
Sürüler
Nasıl ve nerden bilirse yaylım sofralarını hangi dem baldır,
Hangisi zehir
Kuşlar nereden bilirse uğrun uğrun çektiği çöten,
Hangisi tutunacak daldır yuvaya, hangisi kolkanatkıran kahır
Acep ne olada yelkovanlar seyri iklim ihtiyatı
Nerde kaldı diye bir suale bahtiyar bakışların
Öksüzcene muhatap
Sakın ben gelesiye yanılıp da toprağından ayrılma gelincikliğiyin
Güneşin aklına uymuşumdur belki uzak çöllerde vira firar sam yelli
Şimdi halleri pek mecnun bir yelkense andığın...
Sever büyütür eli yatkınlığın gönül bağından
Verilmiş el kadar toprağı olsun yeter ki aşk diyerek
Aşığa yeter ki,
Hirki de öğrenecektir, harmanı da, değirmeni de
Başta bir kere pervanesinde el verip sele suya ve yele
Gün bir yandan, yağmur bir yandan sözü aşktan dinleyen
Bir girişse şöyle sağlı sollu
Dörtkollarla doludizginlerin tozanından elalsa bir
Esse, yağsa, ıslatsa iliklerine kadar
İyce bir özeyip bezense gülü ala
Halı yola
Sevmenin gözünü seveyim hergün hiç açılmamış mektuplarıyla
Tek tek parakende ve toptan
Tıkır tıkır işleyen aklı insanı ayakta uyutmak makinalaşmalar mekaniğinden
Etraflıca derli
Nufusluca toplu
Çarpık hesapların herzaman darmadağın olmuş sosyal çürümeleri eldesiyle
Beton gibi duvar yüzlü
Belirsizliğe hayat düşüren aralarda sıkışmış kalmış bir tarih
Gelişmesi çoraklaşmış bir kozada, ipler sararken sarpalara
Silinmiş izlerine dolaşıyor söğüt dalları suyun
Kupkuru derelerde adım atasını unutunca halsiz gölgeleri içe işlemişliğin
Güze acıyan üzümler sancıyor ekşi koruklara
Gözü gelmeyen yağmurlara takılıyor ve yazsıcaklığı yamaçlarına devriliyor
Zıkkımı zehriyle yutup
Gıkını çıkarmıyan kabarık-kubarıklık
Şişkin bir fosssssss
Sonu önü kafeslik
At cetonu
Düşür ava avını
Kimse kimseye kefil olacak halde değil
Ne yazık ki insandan süre-giden çocuklar
Mo-be-se kamaralarıyla gözaltına alınmış şehirlerin kıskıvrağında
Kimbilir hangi bilinmez hayal alemlerinden uyanarak geldikleri şu dünyadır ki
En çok şerbela kayıtlarında kendine rastlayan canlı ve cansız
Çocuklar...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!