Yol kenarlarında birikmiş akşamlara bekleşip
Kullanılmış acılar destesiyle
Yenilerini katıp karıştırmaya meşğulken
Başı kalabalık insanlar
Kakülünden süyemler inen yağmuru silsile
Götüren postalarla hemen
Gecenin...
Kodlanmamış mekanlarında uykusu derin bir keşif
En geniş zamanda mekiğini kopmaz iplerden aşka bağlıyordu misalsiz makara
Hayal meyal hatırlıyorum ki,
Nar çatlıyordu güzün günlerini sayıp savuran sonbahara
Sonra bir çığlık koptu şehri boydan boya ezip geçen trenden
Palamut kozalaklari cosup caglayan irmaklari yununca
Kendi suyundan temizlenip arinan yagmurlar gibi baga inen bayir mahsül
Dog dediginde kalbine dogan dolunaylarin cocuk yüzüydü toprak
Acilmis göklere pencerelerini rüzgarlandiran dalgin seyirle
Yumdugu avucunda yarini saklambaclayan düsün
Insana hayalolmus tuzlu cörekleri ufralanmis elekten
Bir saz..
Ki kemanı koyup arada çiçek yaylımı bozkırların
Yarada kıymık kesen sesini neymişin
Bir saz bir saza
Ve bir saz daha ekleyip sıdasını ince eleyen sızıların
Hatrını dost meramından sormaya neymişin
Gelenler gidenlerin heybesini izini doludizgin yaz kirlangiclariyla sigircik sigirciga konup havalanan mevsimlere destelenip tirpanlanmis ekin boyu tarlalik firezlik…
Gökyüzü mavi dedikce mavi. Arasira süs teyyareleri ve arasira ucsuz bucaksiz kol kanat yetismeyen derinligin suluboyasindan beyaz bulut lar serpistirip dokunduracak kadar gökyüzü mavi, yeryüzü sari sicak yaz…
Seklemlerini yuyan bir pinar, selvi kavaklarin igdelerden asagiya tütüp giden kizgin kavrulmus günü sabah serinliginden alip `bütün kuslar yuvasini yapmis dügün dernek icinde, medarim ömrüm ben bir serce kusu kadar bile olamadim `dertlisinden saz calip keman girnata…
Baglar budanir, bahceler bickin….
Sogandan büberden girmizidan duttan erikten bülbülden, karamih bayirlarinda kizil topraklara navruz cemreleri nasil düser dökülürse, öylece harman yeri olur giderdi etekleri ocakta kurulu sofralara ögün krtarmaya tutusmus kizlar gelinler…
Ve biri gitmeden biri gelirdi. Daglar sahit tepeler isaret yollar kilavuz… her yorulan yolcu atlidir belki, belki katir, belki essek…tirnagina tas degmis onca dünya yükünü bir solukluk bir arada bir siginak deresinde NALBANT BÜBERHASAN `ìn evini kime sorsan söyleyen…
İyi insan
Lafının üstüne gelen ben diye
Güzelliklerle okunan bir davete icabetmekte
Kusurda bulunmaksızın
Hürmetim avunduğum baharınadır
Karlı bir dağ doruğunu yağmış yağmış da
Kendini her buyuranin süpürgecisinden baska hic bir yere koyamayan
Inancini itibarini izini yolunu yolsuza hirsiza harama yitire bitire
Haydutun sömürücünün kiyimin
Agzi durmadan beynine bulandirilan kin ve nefretlerle irilestirilmis
Korsan bagirtilarin ülkeyi mahleyi insanligi yagmaya yalana dolana talana veren
Degiskenligi dönüskenligi atlet fanila kirletir gibi kaypakliga kimyalanip kisiliklenen
Bırak...
Şu çaldığım sefil divaneler, sesinde titreyip esmesi tutan ıslıklara nefes oluşumdur
Elçiysem elçi...kalıplara konulmayan şeylerin kontrolünden çıkarak
Dilediğini çalsın çağırsın gönlümün delisi bırak...
Bırak...! nasıl devrilirse oraya dökülsün hayatı keşfe çıkan rüzgarın neşesi
Gül o yağmurlardan koklasın, o çınarlarda yorulduğu zamanı dinlensin yüzyıllar
Daha dili dönmüyorkene çığın çığlığa
Buzgun avuçlarından düşüp, yuvarlanan çocukluğun aklı kartopundaykene daha
Kendi hayatını kendi uğruna düşürmeli insan
Gün o yana çavdığında
Ay doğduğunda bu yana
Gölgeleri eğildiğinde çam dallarına, çimen yollarına, çiçek goncalarına tomurcuk...
Köprüyü geçtikten sonra bile dayı dayı kabaca...
Mış gibi yaparak kirpik süsleyip
Sırt sıvazlayıp
Dizde bağ, topukta paspas, suratta maske, gözde boyalamaca...
Can çıkar huy çıkmaz genel geçerliliğinden
Sever miş gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!