Seyfi Karaca Şiirleri - Şair Seyfi Karaca

Seyfi Karaca

Silahlarla üstünü başını donanan insan
İçinde insan olarak dünyaya geldiği kalp evini
Soğukların çelikbileklerine boşaltır ki..
Yüreği her suyu verilmiş kızğınlar gibi aşktan azad olarak
Harlı ateşle dondurucu buzun
En dayanılmaz noktadan sonrası ne ise

Devamını Oku
Seyfi Karaca


Simdi yalvar yakar soran dertlenen
Bastan sona ele gecirilmis bir hayatin ne denli agir yüklerle inip bindirdigini
Sorunmus
Dertmis
Kahrmis

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Bir daka bir daka bir dakka
Bir konuya açıklık getirmek gerekirse
Hop yani...! Bir dakka, bir dakka, tutmadan..
Konular vardır ki insan kendine özgü
Kendinde has
Özgürlük diye artistik patanaj patenlemeye soğuk buzda

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Kendine temelden yuvasızsa insan
Ve katlanamıyorsa kendi kendine
Tiyatrik daraması bozgun bir akşam biletiyle
ve son kez arasında saklı perdelerin
Sokağına çıktığı
Sınırları aşamıyorsa zaman

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Yer yerinden oynamış
'Kimseye bir laf etmek yok bak..ezerim..! '
Korkuncuna duvar dizişmiş
Devir
Değiş tokuştukca
İşler tıkırında gitsinin

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Yok öyle belese konup
Pervazdan terekten ahkam avazi emziklenip sülüklesmek
Ceviz soyup didiklerken daldaki karga
Tirnaklariyla topragi kaziyanlar gibi firtinada boranda siste poyrazda
Yedigini hazmediyor yemedigini götürüp gömüyor
Belki hatirliyor belki unutuyor sifreyi haritayi, ne mühüm..

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Hayatım..
Uğrum sıra med
Geride kalanlarsa cezir
Cekip gündüzü götüren gecedeki elleri tiryakiye dolu dolu dolunay
Afilli görmüş baygın iken dümeni aşka kıranı
Ve batmış kaybolmuş iflah olmaz afetlerle

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Yaptigi dünyaya uygun bogucu bunaltici ve üzücü
Kendi kendine kopmus bir kayisa iliklenen sakat dügmenin
Kafasina göre egribügrüye kursun ayarlayan siddete köpürdügü körükle
En mümküne müsait kücük hesaplarda hep insanligini birakarak
Ödünc kullaniyor
Kiraliktir niyetiyle insan

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Herkese mutlak suretle en Üstün Gelmek ve her şartta giriştiği bütün yarışları kesinlikle kaybetmeksizin Kazanmak; hayata ve insana dair herşeyini kaybetmenin karşılığında varıp ulaşılacak tamah ve tercihle olup biten sonuçtuysa eğer kazanılıp üstün geldiğine avunup inanan sonuç sahibi ardı arkası gelmedik asıl yıkılış kayıp ve yok oluşların zarar ziyan muhasebecisidir.
Her nar nohut buğday veya ceviz tanesinin içindeki cevherler değişik sayıda görünüşte ve tatlarda olsa da doyurduğu yaşama sevinci hepsinin kucakladığı insan kalbinde aynısıdır. Fakat bu böyle olmasına rağmen topraktan tomurcuğa kundaktan mezara bütün hayatlar leyleğin getirdiği müjdelerle palmiye yapraklarına sarılmış düşler dünyasının elma çekirdeğinden doğup büyümez elbette.Bu yüzden sevgi dediğin şey, ölmeyen güzelliği solmayan düşü yıkılmayan düneği gittikçe sonsuzlaşan gönüller diyarı ve boyandıkça güzelleşen hasbahçeler kisbikarıdır. Çileli bülbül de ordadır,sefil baykuş ve telli turna kervana kervana. Hele çalı dalında çığrıkçı serçeler uzun zamandır üstüne titreyen kanatlarında çöp çektikleri yuvanın horantasıyla birlikte şen şakrak cümle sazlar çalıp söyleştikçe, suya bir başka salınır salkım söğütler, rüzgar başka tarar çiçeklerin zülfünü iklim mızıkalarına dayanamaz döşün bağrın yakınlığa yara sarar, açık sinelerden sana mesken muhabbete hayran olursun . Haziran kirazdır ...
Aynı durumu özü itibarıyla saplanıp tıkandığı yerden hiç kımıldamayan ve değiştirmeyen sürekli şekil dekor ve cisim değişkenlikleriyle yapılan her müdahele tespit tayin ve mütaala; yüksek sıçrayışların en çok kazanıp en üstün geleni olmak uğruna yanlış neşteri yanlış dokunuşa kamalayıp hatasını ve hastasını ölümcül acı sancı mutsuzluk kıvranışlar içinde kanaması hiç durmayan sonuçlarla can çekiştiren zorba cebel ve delik deşik cerrahlık celsesi gibidir. Aslında her sorun, çaresini kendi içinden doğup büyüyen akıl fikir ilgi yakınlık samimiyet azim gayret sorumluluk vicdan dayanışma paylaşma emek ve ortak taşıma gücüyle ihtiyaç duyduğu hayati aciliyetin derman devasını bilgeleşerek huzura çözer rahata sağlığa ve çözüme kavuşturur.
Aradığı neydi bilinmeyen buluşların hızlı sanayileşmesiyle birlikte ne duvar ne bisiklet bahçe ne sarmaşık ne şadırvan ne hamam ne kurna ne kolonya ne hurma çekirdeği... hiçbirşey sakin huzurlu mutlu ve kendi karakter fiilinde dünya mahlesine medken değildi. Sürekli odalardan odalara varıncaya kadar insan ömrünü alıp götüren değişkenliğin kim hangi zamanın hangi ikliminde nevidir neredindedir; kimse kimseyi ne anlayabildi ne de anlamlarını günden güne anlaşılmamak üzere tek tip tek dilden konuştuğu halde taşıdığı değerden herşeyini yitiren tanımlarla farkedip kavrayabildi. Çünkü aynı içeriksizlik boğulmuşluğundaki çürümüş tıkanmış ve kokuşmuşluklarla sadece cisim kalıp ve yer değişikliği yaparak maddeye mana, derde derman bulmaya çalışmak; sonu yanlıştan yanlışı her türlü bozulmuşluğu kavrayıp sürüklenen kaçınılmaz patlamalara götürecek olan irin iltihap ve zehirlenmelerin içeri doğru büzülüp kamburlaşmış bile bile kendine kıyma izdiham intiharcılığıdır.Böyle bir bulantısı çok azgın girdapta yukarda dolunay varmış, gün nisan- mayısmıymış, karşı karlıdağlar sümbül müymüş navruz mu, selvikavaklar firik iğdeler yeşil madımaklar ıssız dereler ıslık çalan kapılar susuz tulumba derin ırmaklar kuyusu dünya ne taraf, vakit ne yön, pusula kim, kasaba köy hangi devir nice han; bakıp görüp bilmedi ne mümkün..?! Taylar kişmiyor bu meyan ve beyanda demir atlardan doğup büyüyen eğersiz yelesiz zevk ve safa ahırlarında.Eşlma çiçekleri açıyor kapağının altından ikramiyesi şurup çalkalanmış acı meşrubatlar ağaçlarında.Yollar hep başladığı yerde çakılıp kalıyor ucu ötesi olmayan kapan değirmenleri gibi ve bütün yaşam enerjisini öfkeye nefrete tacize tecavize harama kaypaklığa çıkarcılığa menfaate bencilliğe vicdansızlığa doymak bilmeyen kişiliksizliğe hiç kaybetmeden hep kazanma karaktersizliğine harcayıp boşaltan felfecir atlıkarıncalar dönüyor dolanıyor dünya denen etraf civarda.Kargalar bahçede damda papağan ibibik ve kedi el ele don gömlek,üfürdükçe şişip uçuyor zamansıza takvim hayatın heryerini sessizliğe sarılan koma halindeki insansız toplumsuz felç ve körebeci nöbetler bekleşiyor.Kaldığı yerden devam ediyor tersine tekerrür liman kayıksız yol yolcusuz içi oyuk naralara terzi dükkan hazır yapılmış hopcik züpcük zil zurnalar yerleşip curlaşıyor. Hergün her marka hır gür hırs ve hevesle kopup uzaklaştığı hatır sual selam dil durum devran dağarcıksızlığın hayatı sönük yörüngesi sakat insan evrenleri daha dara binip daha zora birikiyor; güne güneşe zıt evler yollar şehirler kir gürültü kahır eziyet boğulur boğuşurken ; insan çok şey kazandığını sandıkları karşılığında ölüp ölüp dirilmenin eceliyle can çekişiyor.İlle aslından aksini ve ıspat için çarşı bazar çark büyün zemberek çevrimini çarmıha geriyor.Otlar ormanlar yanıp kavruluyor, kendi kendine iğne batırıyor plak, matem besteliyor börtü böcek, uçaklar zivte çöküp pist ve salon anonslardan fırlayıp kalkıyor, çimen ağlıyor ayva narda sararmış solmuş küskün buruk keman...
- [ ] Elveda neresidir nerde başlar valizi hazır apartman ve istasyon dersen sevgili Arkın Cüneyt...??! Üçüncü gongtan hemen sonraydı sustu ışık parladı karanlık her köşeden her numaranın perde perdeleri insana ve dünyaya tükenişin oynak piyesi olarak yağdı doluştu...
- [ ] Yazıda sonfis oynuyordu misket çocukları. Çember elimi tutan çengelde bahar çağının tay tayındaydı. Leylak bir taraftan akasya bir taraftan manolya diğer bir taraftan bahçe kapıya, kapı sokağa, pencere her tarafa çıkıp bakan yazlık sinema serüven seyriydi.Kabak çekirdeği çamanekmek çay ve simit vardı ağzı dili sevgiye selam eden gök gürültülü yağmur ve mahle pınarıydı.

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Sevda konağında üç beş gün derken
Seni haraba çalan tellerin diline öksüz düştüğüm
Sesin bir gamlı
Fısıltıların deli poyrazları bastıran tellale
Yar misin,
Sevgili mi,

Devamını Oku