Şaşılacak nesi var bunun
Şu hayatın ufuksuz pencerelerinden bakınacak olan
Yarının devamı gelsin diye bir büyük hayat hikayesinin
Herbir merdiven ayaklarında çıktıkca kendi hayatına
Sevgili ve sevinçli yürüyüşlerle yola çıkıp yorulduğuna
Niyesi değecek olan
Ödemeler dengesi insan bazarında bozuk mu bozuk
Gül-şirinlere kış yaz, ikisi bir..
Karşı tarafa atmış götürmüş insan kendini
Dünyayı kırk ikindiler tarafından geceye taşıyan karanlığın kalbindeki acıyla
Saplanmış bir hancer sesi taşplak..
Yaranın ağzı kör bıçak, mumun dili soluk beniz susuk ses,
Kaç su bardağı ne..?
Kaç gram kahıra, küfüre,
Öfke patlaklıkları şişirik renkli sakıza kaç kıvam..?
Kaç şeker kaşığı zehir-zemberek?
Kaç yudum sinir boşalması,
Kaçöğün yutulmuş hap,
Bütün eşikler gelip gitmelere aracı
Ayak altında insan
Adımlarının arasında hayat
Hor bakıp çiğnemek de var ortalara çırpılmış kül gibi
Baş tacı edip öpüp koklamak da var
Ömrüm ömrüm diyerek yer ve göklerin hakkıyla
Kendi fiilinde isleyen bütün zamanlari felaket yüklü buhrana büründürüp
Büründürüp giydirdigi buhranlardan
Krallik sultanlik saltanatlik cevahirleyen kontrollü sefilliklere ille sermayedar
Kuruldugu kumar borcunun ödesigine
Her ihmal ve insan sebepli felaketleri bile bile
Hayati kökten karartilmis karanliklarla özeye bezeye
Varsın da sanki
Yoksun...
Öksüz bir kapının el sürülmemiş sürgülerinin ardında
Kilitsiz camsız pencereden bahar duvaklarıyla taptazecik ve gelin...
Hoyrat yellerin hirk sürüp hasat savuran poyraz eşliğinde varsın da sanki
Madımak harmanlarından
Tek tek parakende ve toptan
Tıkır tıkır işleyen aklı insanı ayakta uyutmak makinalaşmalar mekaniğinden
Etraflıca derli
Nufusluca toplu
Çarpık hesapların herzaman darmadağın olmuş sosyal çürümeleri eldesiyle
Beton gibi duvar yüzlü
Kimse kimseye kefil olacak halde değil
Ne yazık ki insandan süre-giden çocuklar
Mo-be-se kamaralarıyla gözaltına alınmış şehirlerin kıskıvrağında
Kimbilir hangi bilinmez hayal alemlerinden uyanarak geldikleri şu dünyadır ki
En çok şerbela kayıtlarında kendine rastlayan canlı ve cansız
Çocuklar...
Bulutların göğsünde yağmur sancımıyorsa çifçi toprağa
Ektiği haramdır
Biçtiği kovulmuş öksüzlüklere ziyan
İşte ben o sinelerden şu dertliyi yandığım közlü ocakta
En sevdalısı çağlardır nehir olup aktığım sırçasız katre
Ki zaman heran bir alaz..bir boran...yolculuğu nereye bellisize
Zıkkımı zehriyle yutup
Gıkını çıkarmıyan kabarık-kubarıklık
Şişkin bir fosssssss
Sonu önü kafeslik
At cetonu
Düşür ava avını




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!