bir sandalım olsa,
kemiklerimi koysalar
dev dalgalarına,
coşkun denizlerine salsalar beni oy
buğday başını eymiş oy
CAN TANESİNE
Avuçlarını koy avuçlarıma, kokunu sür üstüme
Bir rüzgâr gibi usulca dokun allı bayrağımıza
mutlu sevdalılar evlerine girince başlar benim yalnızlığım,
sokaklar terk edilince uzar ardın sıra hüzün,
berduş bir gramofondan eski bir şarkı mırıldanır da, mırıldanır bana bu kaldırımlar...
arnavut taşlarını sayar gibi önüme düşer başım,
vedalaşır gibi insan kendi gölgesiyle işte öyle yürürüm de yürürüm
kaçarcasına yalnızlıktan, bir daha dönmeyecek adamı uğurlar gibi süsler kendini sokaklar
uzun bir yoldan gelsen
ipekten elbise giysen
beyaz, bembeyaz
gülsen buselerin çıksa
gülsen…
İşte yine gölgelerini dağıtmış bu şehir her yere sere serpe
Yürüdükçe acıyor, dokundukça acıyor, kaçıyorum ve kaçtıkça acıyor
Düşler ekerim gözlerime, hiç hasat mevsimi olmayan düşler
Kırılan cam gibi, kırılan onur gibi, kırılan kalp gibi
Gördüm nice erenler var
Gönül dünyasına çıkıp girenler var
Aranıp bulanlar, bulamayanlar
Doğru yolunu yitirenler var
İstanbul koynunda kapalı pazar
Kerevetçi ömür alır, ömür satar
Sultan Fatih`e ne gerekti bedesten
Ahde vefa, gövden revaktan, kubbeden
Seni çalıyor gözlerime
Çığ gibi Camları evlerin
Gölgeleri düşüyor üstüme
Yalnız ikindiyi kılıyor sokaklar
Benden kaçar gibi
Yüzüme kapanıyor açılan kapılar
Denizin kıyısında oturup beklerim
Hani bir gün dönersin,
Bir an aklına gelirim
Açıp pencereni denize bakarsın
O bakışların gelir bulur beni
...
Sevmiyor demişti ya, sevmiyor demişti ya!
En son kopartırken
Yapraklarını papatyalar…
merhaba beğeniyle okudum.Serkan bey sevgi dolu yüreğini kutlarım.
harika... çok beğendim bunu. o kadar güzel anlatmışsınız ki..