Sevdayı bana değil,gözlerine sor
Sana nasıl baktığımı,en yi onlar bilir.
Sabahlara kadar,dinlediğim şarkılar,
Kurduğum hayallerin,tek şahididir.
Bir aşkı yaşamak için harcıyorum,hayatı,
Lambada titreyen ateş,
Daha ne bekliyorsun,sön artık
Sönki hayallere dalayım,
Hayalimde sevgilime varayım.
Onunla bir uçağa binelim önce,
Biliyormusun ben niye ağlıyorum,
Bilemezsin,
Elimiz kalem tutmaya başladığından beri,
Her haksızlığa isyan ettik biz.
Bu yüzden şaire çıktı adımız.
Kendi sevdalarımızı pek söylemedik,
Seni görmediğim gün akşam olursa,
İnan ben o günü yaşanmamış sayarım,
Rüyamda olmadığın gece,güne varırsa
Ben güneşin yüzüne nasıl bakarım.
Öylesi ulaşılmazlara ulaştımki ömrümde,
Ne olmazları oldurdumki gönlümde,
Tahmin ettiğiniz gibi Hilâl o gün simitevine gitti.Ve ertesi günde gitti,daha ertes günde....
Artık nerdeyse her dersaneye gidişinde simit evine gidiyordu,çünki Muratla oldukça samimi bir arkadaşlıkları olmuştu,Coşan abisiyle,öğretmeninin yakınlaşmasından hiç gocunmuyordu.Çünki Muratla yakınlaşması,Hilal için bir arkadaşlıktan ibaret gibi görünsede aslında bu iki genç insan birbirlerine gün geçtikçe dahada ısınıyorlar ve yaşanacak yeni bir aşkın ilk adımlarını atıyorlardı.Bu durumda Coşanda Dersane dışındada öğretmeniyle beraber oluyor,konuşamamsının verdiği açığı kapatıyordu.
Hilalle Muratın simit evi buluşmaları birkaç gün sonra değişik mekanlara,sinemalara,çay bahçelerine taşınmış olsada henüz birbirlerine net olarak ne hissettiklerini söyleyemiyorlardı
Hilalin her sabah bir öncekinden daha erken evden çıkması,ve her akşam daha geç gelmeye başlaması,Arzunun dikkatini çekmişti.Hilalin neredeyse yatsı ezanına yakın bir saatte eve geldiği o gece Arzu kendisini holde karşılamıştı.Arzu karşısında dikilmesine aldırış etmeden odaya doğru yürüyen Hilale müdahale etti
--Oooo hanfendi,sabah şerifleriniz hayırlı olsun
Hilâl arkadaşınınkendisiyle alay etmesine ve hesap soran tavırlar takınmasına kızmıyordu,çünki uzun zamandır böylesine mesut olmamıştı.
--Sen geç dalganı,ben dersaneden gelmiyorumki
--Onu biliyoruz kızım,bizde merakımızdan çatlıyoruz heralde.Nerden böyle?
Hilal henüz Arzuya,Murattan bahsetmemişti.Çünki erken konuşmayı sevmezdi.Ama artık biraz olsun bahsetme zamanı geldi diye düşündü.
Hilalle,Coşanın konuşmaları epey uzun sürmüştü,neredeyse üç saatten fazla Hilal sormuş,eski adıyla Coşan,yeni adıyla Ensar cevaplamıştı.Artık Hilalin öğrenmek istediği yada Ensardan öğrenebileceği birşey kalmamıştı.Hilal Şirinyer parkını geçipGürçeşmeye doğru yürümeye başlamıştı.Aslında bütün yolu yürümek istiyordu,yürümek ve düşünmek.Öğrendiklerinin nekadarını Arzuya anlatacağının hesabını yapmak istiyordu.Belkide hiç birşey anlatmamalıydı.Peki bununla yaşayabilirmiydi,en yakın arkadaşına bile anlatmadan bu sırları taşıyabilirmiydi.Murat ne olacaktı,onunla birdaha hiç görüşmeyecekmiydi,yada bir teröristi sevmeye devam edip,nereye gideceği belli olmayan,ne zaman son bulacağı bilinmeyen bir ömürmü sürecekti.Kafası çok karışmıştı.Korku,nefret,kızgınlık,acıma,pişmanlık,bütün duyguları birden yaşıyordu.Murata kendisini kandırdığı için kızıyor,fakat Coşanın söylediklerini düşününce ona acıyor,olası belalardan korkuyor,ona budenli alıştığı için pişman oluyordu.Ama bunlardan dahada önemlisi ne olursa olsun galiba Muratı seviyor,ondan tamamıyla vazgeçebileceğini sanmıyordu.
Gerçekten Murat itirafçı olabilirmiydi,peki diyelim Murat bildiği herşeyi polise anlattı,Hilal yıllarca bir teröristin hapisten çıkmasını beklermiydi.Ne içinden çıkılmaz bir durumdu bu.Düşünceleri her adımda kendisini yeni bir karara götürüyor,sonra verdiği kara hoşuna gitmeyince başka kararlara kılıf arıyordu.Uzun yol kendi kendine söylenmeleriyle,iç çekişleriyle,kurduğu saçma hayallerle,yaşadığı ürkmelerle yarılanmıştı.Bir taksiye binip en hızlı yoldan eve gitmek bütün duyduklarını Arzuya anlatmak istiyordu.Kimbilir Arzu anlatacaklarına nekadar şaşıracaktı,yada belki çok korkacak,belki Hilalden ayrılmak isteyecekti.
Eve girdiğinde oldukça gürültü çıkarmasına ve bütün telaşlı haline rağmen Arzu oralı olmamış,oturduğu koltuktan sakin bir şekilde''hoşgeldin'' demişti.Hilal kapıyı kapatıp,arzunun karşısına oturdu,çantasını kanepeye fırlatıp,tokasını açtı.saçlarını eliyle bir iki taraklayıp düzelttikten sonra,oldukça yorucu bir gün geçirdiğini anlatmaya çalışarak
--Off ne gündü be! Arzu varya öyle şeyler anlatacağımki kulaklarına inanamayacaksın.
Arzu hiçte meraklanmış görünmüyordu.Hatta sessizliği ürkütücü,endişe verici boyuttaydı.Oturduğu yerden öne doğru kaykılıp,ellerini başına koydu.
---Biliyorum canım,ne anlatacağını biliyorum.Sakin ol,bunda büyütülecek bir şey yok.
Hilal neredeyse gün boyu simit evinde ve dersanenin etrafındaki kafeteryalarda oyalanmış ama Murata rastlamamıştı.Telefonu halâ cevap vermiyordu.Artık ümidini yitirip eve dönmek için minübüs durağına gittiğinde kendisini hayrete düşürecek bir manzarayla karşılaşmıştı.Tam gürçeşme dolmuşlarına doğru yürürken kendisinden yirmi metre kadar ilerde,başka bir minübüsün önünde Coşan bir kadınla konuşuyordu.Gözlerine ve kulaklarına inanamıyordu.Benzetiyormuyum acaba diye düşünüp tekrar dikkatlice baktı.Hayır benzetmiyordu.Bu Coşandı.Dilsiz Coşan yanındaki yaşlı kadınla hararetli hararetli konuşuyor,arasıra sesini yükseltiyor,korku ve panikle etrafına bakınıp sesini alçaltıyordu.Hilal şok olmuştu,haftalardır dilsiz zannettiği öğrencisi bülbül gibi şakıyordu,ve asıl merak ettiği neden böyle bir numarea yaptığıydı.Murat Coşanın abisiydi ve o bile Hilale bu konuda yalan söylemişti.İlk anda yaşadığı şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra belli etmeden kadınla Coşana yaklaştı.Konuşmalarını duyabileceği bir mesafeye geldiğinde kendisini tanımasın diye sırtını Coşana dönerek bir şey bekliyormuş gibi yapıyordu.Konuşmaları şimdi biraz daha net duyabiliyordu.
Kadın oldukça yaşlıydı,üzerindeki kıyafetlerden,ve şivesinden doğulu olduğu anlaşılıyordu.İyice kulak kabarttığında kadının Coşana yalvardığını duyuyordu
--Oğlum ben tek başıma nasıl giderim,seni bırakıp.Gel etme beraber gidelim
--Ya anne sana otogara bile gelemem diyorum,benim izimi sürüyorlar.Şu anda burda bile izleniyor olabilirim
--Ama yavrum
--Aması filan yok.Beni unutun artık,yok sayın.bak bu minübüs seni garaja kadar götürür,birinin yardımıyla biletini al.Doğru köye.Babamada söyle beni merak etmesin iyiyim ben.Ama köye dönersem beni yaşatmazlar
Ertesi gün dershaneye vardığında Hilali bir yığın haylaz öğrenci karşılamıştı.Eskiden dershanelerde liseyi yeni bitirmiş öğrenciler olurdu,oysa şimdi nerdeyse orta yaş sınırına yaklaşmış eğitim sevdalıları vardı sıralarda.Hilal sakallı,bıyıklı adamları,parmağında evlilik yüzükleri olan yüksek topuklu kadınları gördüğünde biraz şaşırdı ama pekte üzerinde durmadı.Dershane İzmirin merkezine yakındı,aslında böyle şehrin göbeği sayılabilecek bir yer için biraz fazla alaturka bir yerdi.Tuvaletleri bakımsız,sıraları yıpranmış,boyası atmış,tek katlı bir binaydı.Dört sınıf,bir idare odası,bir öğretmenler odası birde kantinden ibaretti.Fazla dikkat çekici bir dış görünüşüde yoktu.Sora sora bulmuştu Mavi yol dershanesini.Fakat biraz erken gitmişti.İlk iki saat Felsefe dersinin bitmesini beklemişti,bu arada kantinde birkaç çay içmiş,derse girmemiş birkaç öğrenciyle tanışma fırsatı bulmuştu.
Öğrenciler dershanelerinden şikayet etmiyorlardı,daha doğrusu verdikleri paraya,aldıkları eğitimin çok bile olduğunda hem fikirdiler.Hilâl bu fikre pekte olumlu bakmamıştı,anlaşılan tarihten önce öğretmesi gereken şeyler olacaktı burdakilere.Ama önce bir derse gireyim hepsiyle tanışayım,diye geçirdi içinden.
Derse girdiğinde sınıfta heyecanlı olan yalnızca bir kişi vardı,Hilâl;
Elinde önceden hazırlanmış notlarıyla sınıfı selamladıktan sonra ön kaplaması itinayla kesilmiş masaya oturdu.Üzerinde uzun boy eteği olduğundan öğrencilerin yaptığı bu hınzırca eylem bir sonuç.vermemişti.Sayfalardan birini eline aldı biraz yokladı,neden sonra vazgeçti,ilk dakikadan derse başlamak yersizdi.Önce bir sınıfı tanımak lazımdı,okul yıllarında yeni gelen bütün öğretmenleri öyle yapmıştı.En ön sırada oturan öğrenciden başlayıp birer birer isimlerini,bitirdikleri okulu,düşledikleri üniversiteyi filan sordu.
İlk saat bitipte tenefüs zili çaldığında artık sınıfındaki öğrencilerinin bir çoğunun isimlerini biliyordu,içlerinde yaşça kendinden büyük olanlar bile vardı.Erkek öğrenciler Hilâl öğretmene daha bir kibar davranıyorlardı.İçlerinde şaka yollu asılanlar bile vardı.Hilâl bu durumdan rahatsız olmuştu fakat yinede soğukkanlılığını korumuş,bu durumu zamanla düzeltebileceğine emin olduğundan hoş görmüştü.
Yalnız öğrencilerden bir tanesi hiç konuşmamış sürekli Hilâl öğretmenin yüzüne sanki bir şey söylemek istiyor gibi bakmıştı.Fakat ne hikmetse aynı öğrenci ikinci dersin sonu geldiğindede hiç konuşmamıştı,sadece dinliyor ara sıra heyecanlı heyecanlı kafasını dikiyor,sonra bir şey anlatmak ister gibi bakıp,vazgeçmiş bir görüntüyle başını öne eğiyordu.
Hilal karakoldan çıktıktan sonra üç gün geçmişti.Dersaneye gitmemişti.Artık o dersanede çalışabileceğini sanmıyordu.Fakat ilginç olan müdür beyin kendisini birkez bile arayıp geçmiş olsun demeyip,gelip gelmeyeceğini sormamasıydı.Asıl önemli sorun ise Muratında henüz Hilali aramamasıydı.Ençok buna üzülüyordu.Çünki gelecekle ilgili hayaller kurmaya başladığı adam kendisini en zor zamanında aramıyordu.Hayallerini tekrar gözden geçirmesi gerekiyordu anlaşılan.
Arzu arkadaşının durumuna üzülsede,Murat hakkındaki düşüncelerinde haklı çıkmanın gizli egoizmini yaşıyordu.Diğer bütün erkekler gibi Muratında kadını sadece seks ve hizmet objesi olarak gördüğünü söylüyordu.Hilal hernekadar Muratın diğerlerinden farklı olduğnu savunmaya çalışsada,içten içe kırılmış,Arzunun haklı olduğunu düşünmeye başlamıştı
Ogün Arzu okula gittikten sonra Hilal evde yalnız kalmış öğlene doğru uyanmıştı.
Devam edecek.....




-
Ebru Ercan
Tüm Yorumlarben evli bir bayan olarak bu söylediklerinizi(allaha şükür) yaşamıyor olsam da yaşayan birçok kadın adına %100 doğru bulduğumu belirtmek istiyorum ve samimi yazınız için tesk ediyorum.kaleminize sağlık...