Serhat Çalışkan Şiirleri - Şair Serhat Ç ...

Serhat Çalışkan

Eşim dostum arkadaşım,hep paraya tapar olmuş
Dünya zenginin yurdu fakire azap olmuş
Yoksa cebinde paran it senden farksız olmuş
Malı olan padişah,haşa para din olmuş.

Fakir aşık olamaz parası yoktur

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Önsöz

Değerli dostlarım,buraya yazacağım hikaye biraz uzun soluklu olacak,çünki içimdeki öfkeyi birkaç satırlık şiirlerle anlatamadım.Yada bana yetmedi.Canımız Türkiyemizin her köşesinde anaları feryada boğan,nazlı Zeyneplerimizi dul,doğmamış bebeleri öksüz bırakan hain terör örgütlerine karşı daha fazla sessiz kalmayı kendime yediremediğim için kaleme aldığım bu hikaye,şehit ailelerimize acılarını paylaştığımızın sunumu,şehitlerimize unutulmadıklarının ve unutulmayacaklarının yemini,şanlı bayrağımıza kalemimizin borcu olarak yazılacaktır.Ve ben bu sayede biraz olsun vicdanımı rahatlatmakla beraber Atalarımızın yüzyıllarca ödediği diyeti,gerekirse tekrar ödeyebileceğimizi haykırmak istiyorum.Şanlı,şerefli,nazlı hilalimizin Türk semalarında dalgalanmasının diyeti eğer bizim kanımızsa o kan bizim damarlarımızda mevcuttur,ve hal asaletinden birşey kaybetmemiştir.Büyük türkiye cumhuriyetinin,Büyük liderlerine duyurulur.

Bindokuzyüzseksen'lerden buyana
Otuzbin defa kıydı canıma

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

1995'in soğuk bir şubat akşamıydı.Bu mevsimde Çandarlı Kasabası buhranlı bir yalnızlığa bürünürdü.Yazın o sıcak günlerinde onbinlerin akınnına uğrayan bu şirin belde,kış gelince üvey evlat muamelesi görür,kucak açtığı insanlar onu yapayalnız bırakırdı.Sahil boyu poyrazın hoyratlığına teslim,deniz ağzından köpükler saçan bir canavarı andırıyordu.Sahil boyundaki sokak lambalarının bir çoğu yazın o hengamesinde bozulduğundan tek tük sağlam kalmış olanların alacalı aydınlatması ancak bir kaç metre ilersini gösteriyordu.Gecenin ürkütücü karanlığına,rüzgarın ilikleri titreten acımasızlığına ve kudurmuş denizin kıyıya kadar fırlattığı suların saçlarını ıslatmasına aldırmadan,sahil boyunda kendinden emin adımlarla fakat oldukça düşünceli ilerleyen biri vardı.Hilâl
Çantasından bir sigara çıkarıp yakmaya çalıştı,beceremedi,rüzgar çok kuvvetliydi.Kıyıdaki banklardan birine oturdu.Gündüz balıkçılardan gördüğü gibi,kibriti yarısı içerde,yarısı dışarda pozisyonuna getirip yaktı.Sigarasından bir nefes çekti,duman soğukta çıkan havayla birleşiyordu.Bir iki nefes ardarda çektikten sonra öksürüğe boğuldu,attı.Aslında çok sigara içmezdi ama bu gece içesi gelmişti.Eğildi yerden birkaç küçük çakıl taşı aldı,gerildi olanca gücüyle ileri fırlattı.Çakıl taşları birbiri ardına zorda olsa denize ulaşmışlar,saliselik kabarcıklar oluşturup suyun yüzünden,dibine inmişlerdi.
Düşünmeye başladı,acaba çakıltaşları denize atıldıklarına sevinmişmiydiler,yada nereye daha çok yakışıyorlardı,suyamı,kıyıdaki kumlaramı.Bilmiyordu,bildiği tekşey istemleri dışında bir şubat akşamı denize girdikleriydi.Sonra kendini düşündü,Oda bir çok şeyi kendi isteğiyle yapmıyordu.Doğumu annesiyle babasının bir kaç dakikalık ihtirasından sebeb olmuştu. Ve şimdi,mecburiyetler,kötünün iyisi seçimler,baskılar,tesadüfler sonucunda hırpalanmış,yirmialtı yıllık bir yaşanmışlık duruyordu,kudurmuş bir denizin ıslattığı sahilde.Neden hayat insanlar üzerinde bukadar baskı oluşturuyordu,yirmialtı yılı ne için yaşamıştı.İstanbulun bütün kenar mahallelerini gezerek,açlığı,sefaleti,yokluğu,karanlığı,susuzluğu ne için yaşamıştı.
Parttıme işlerde çalışarak,yarı aç yarı tok neredeyse sürünerek bitirdiği üniversiteden kendisine verilen diploma iki yıl sadece duvarda kalabalık yapmış,en sonunda devletten ümidi kesince özel bir dersanede üç kuruşa işe başlamıştı.Peki bunun içinmi ömrünün nerdeyse dörtte üçünü okul sıralarında heba etmişti.En az yirmi beş yıl gece gündüz çalışıp,dişinden tırnağından artırıp,eğer yaşarsa ve şansı yaver giderse,altmış yaşında derme çatma bir ev alabilecek parayı biriktirebilmek içinmi Tarih öğretmeni olmuştu.Düşünmesi bile insanı hayattan soğutuyordu.

Onyedi onsekiz yaşlarında genç kızlığa yeni adım attığı yıllarda mağazaların vitrinlerini seyreder,oradaki pahalı elbiseleri üzerinde hayal ederdi.Hayalindeiki kıza çok yakıştırıdı o pahalı elbiseleri,çizmeleri,gerdanlıklarıda acaba gerçekten şu an verseler taşıyabilirmiydi.Yokluğu özümsemiş bünyesi o zengin hayata uyum sağlayabilirmiydi.Zeytinden ve peynirden başaka kahvaltı çeşitlerini sofrasına getirecek biriyle evlense acaba sanki yıllardır kuş sütüyle besleniyormuş gibi hazmedebilirmiydi.Bilmiyordu,Açıkçası pekte bu tür hayaller kurmuyordu artık,Zenginliğin ucuz pahabiçilmezliklerden daha önemli birşey olduğunu ve zenginliğe pahabiçilmeyeceğini bilyordu artık.Çünki zenginliğin tarifini değiştirmeyi becermişti,zaman en güzel en büyük zenginliğin anahtarını vermişti ona.Oartık bir tarih öğretmeniydi,ve önce ailesine,sonra vatanına,sonrada bütün insanlığa hizmet etmeyi,kalıcı eserler bırakmayı hedef seçmişti.Ömrü yetmese bile yetiştirdiği öğrencileri,Büyük Türkiye Cumhuriyetinin birer neferi olacaklardı,Şanlı türk bayrağının Türk semalarında gururla dalgalanmasının sağlanması için Hilal öğretmenlere ihtiyaç vardı.Atatürkünde dediği gibi Cumhuriyet Hilal öğretmenlerden fikri hür vicdanı hür nesiller istiyordu,ve artık tek gayesi buydu.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Muratın yanından ayrıldıktan sonra İzmirin kenar mahallelerinde ev aramaya başladılar.Aslında Bornovada oturmak istiyorlardı ama ev kiraları Bornovada bütçelerinin çok üzerindeydi.Saatlerce dolaştıktan sonra Gürçeşme Polis karakolunun altında bir mahallede tam aradıkları gibi bir ev buldular.İki katlı bir binanın giriş katı boştu ve görünüş itibarıyla pekte yüksek kira istenecek bir yere benzemiyordu.Kiralik yazısının altına not düşülen telefonu aradıklarında karşılarına çıkan adam evin hemen üst katında oturduğunu söyleyip aşağı inmişti.Oldukça yaşlı,zayıf bir ihtiyardı evin sahibi.Hasta olduğu konuşurken ikide bir öksürmesinden ve ciğerlernden gelen hırıltılardan belli oluyordu.Ev iki oda bir salondu,kirasıda fena değildi.Uzun zamandır kiraya verilmediğinden biraz tadilat vardı evde,ama kırığı döküğü yoktu.Bir boya,iyi bir temizlik,bir iki tesisat onarımıyla pekala oturulabilecek hale getirilirdi.Evi anlatırken bir ara yaşlı adam aniden durdu
--Yalnız aileye vermek istiyoruz
Arzu çok kızıyordu bu lafa
--Amca biz kelaynak sürüsümüyüz.Bizimde bir ailemiz var
--Kızma güzel kızım,bekarız diyorsunuz,bekara vermez yengen burayı.Bizim koca karı biraz terelellidir.
--Sen anneyi çağır,biz onu razı ederiz

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Ogün Hilal dersaneye girdiğinde hiçte alışık olmadığı bir durumla karşılaşmıştı.Dersanede ölüm sessizliği vardı.Kantinin kapısı açıktı,fakatr içerde kimse yoktu.Öğretmenler odasıda boştu.Meraklandı,Müdürün kapısını tıkladı,ses gelmeyince açtı.Müdürde odasında yoktu.Sınıfın kapısını dinledi,içerde ders olup olmadığını anlamaya çalıştı.Fakat içerden müdürün sesi geliyordu.
-Arkadaşlar; böyle bir olay saklanmaz.Lütfen bize yardımcı olun.Şüphelendiğiniz biri dersaneye girdimi,yada içinizden birini bu eğilimde gördünüzmü?
Hilâl kapıdan ne konuşulduğunu anlayamamıştı,kapıyı çaldı,girdi.Şaşkın şaşkın bakıyordu.Felsefe öğretmeni,matematik öğretmeni,müdür,edebiyat öğretmeni hepsi sınıftaydı.Hilâlin girdiğini gören Müdür elindeki kağıdı göstererek;
--Gelin,Hilal hanım,gelin.Şu işe bakın,bu dersanede ilkkez böyle birşey oluyor.
Hilâl meraklanmıştı.
-Ne oldu Cevat bey?

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Hilâl ve Arzunun veda yemeği tam bir komediye dönmüştü.Saatlerce sarmaya uğraştıkları sarmalar ocakta,Hilâlin özene bezene açtığı böreklerde fırında,Arzunun büyük zamanlama hatasına kurban gitmiş,iki tepsi,bir tencere kömür elde etmişlerdi.Allahtan komşuları bu iki acemi kızı fzala zorda bırakmayıp kendi yiyeceklerini kendileri getirmişlerdi.Vedalaşma faslı bitipte herkes evine gittikten sonra,gözlerinde biriken damlaları akıtmamak için direnen Hilâl biraz olsun efkar dağıtmak için Arzuya takılıyordu
--Birdahaki sefere veda yemeği vereceksen gündüzden hazır bişeyler alalım,gerçi sen onlarıda ısıtırken yakarsın ama....
--Yaa yeter ama ne yapayım,senin Muratını dinlerken dalmışım.Sende öyle uzun uzun anlatmasaydın sevgilini
--Yani şimdi benmi suçluyum
---Tabi,sen beni lafa tutmasaydın unutmazdım.Hem aslında börekler çokta yanmamıştı,yenirdi yine
--Yersen yenir tabide,börek olduğuna inanmazlar bizi dava ederler diye getirmedim.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Yeni evlerinde ilk sabaha uyanmışlar,Arzu okula,Hilal dersaneye gitmek için evden çıkmışlardı.Hilâl dersaneye girdiği vakit,koridorda bir ileri bir geri yürüyen Azize Hanımla karşılaştı.
--Günaydın Azize hanım
Azize hanım pek kimseyle konuşmak istemediğini belli eden bir tonda
--Günaydın
diyebildi,sonra elinde tuttuğu kağıdı Hilalden saklamaya çalışarak
--Müdür bey gelmemiş henüz,onunla işim vardıda.Siz odaya geçin isterseniz

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Ben yaşadıkça olmayacaksın,
Olduğun yerde yaşamıyorum,
Madem bu dünyada birde sen varsın,
Ben daha fazla kalamıyorum.
Sakın ölüpte peşimden gelme,
Cehennemde başıma hiç bela olma,

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Bu yalancı şehir,anlamaz beni,
Senin gibi,
Sende anlamadın,
Oysa bir seni sevmiştim,birde bu şehri,
Demek bu yüzden sevmişim ikinizi,
Yalancı olmanızdan.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Kalbim sen beni tanımadınmı?
İki kere sevmek yazmaz gönlümde,
Kusura bakma,yorduysam seni,
Şansın yokmuş,düştün,
Bir vefasız eline.
Beraber geçirdik,yirmi sekiz yıl,

Devamını Oku