''Varacağın yerle aranda hep bir adım mesafe olsun''
Orhanın hayat felsefesi buydu.Tabi bazı zamanlar bu görüşü yanlış algılayanlar çıkabiliyordu,hedefe hiç varamamak zannedenler.Tabiki asıl söylenmek istenen hedeflerin hiç bitmemesi,ideallerin hiç eksilmemesiydi.
Orhanı yaşadığı kısacık ömründe iyimser biri olmaya iten güç bu felsefeydi,asla ümidi bitirmez,ve hep yapılabilecek daha iyi birşey olduğunu düşünürdü.
Bundan sekiz on yıl önce sadece arkadaşları okuyup beğendiklerini belli etsinler,yakınları hadi bakalım orhan oku bi şiirde efkarlanalım desinler diye yazarken,daha sonra işi kitap çıkarıp satmaya,daha sonrada kitap çıkarmasada ölümsüz şairler arasına girmeye götürmüştü.Gerçi bütün şiirler ve bütün şairler ölümsüzdü onun için,çünkü başka hiç bir şair yada yazar,o anda okunmakta olan yazı,veya şiiri aynı duygularla,aynı düşüncelerle yazamazdı,Belki türkiyenin şu an baş yazarı olarak gösterilen kalem üstadları,Mavi kolye adı altında bir roman yazabilirler,hatta bunu Orhana göre çok daha edebi kurallara,ve sanatsal çerçeveye uygun yapabilirlerdi.Yada daha okunabilir,anlaşılır bir dille yazıp,muhteşemi yakalayabilirlerdi,ama hiç biri Orhan kadar istekli ve ümitli yazamazlardı bu romanı,Çünkü onlar birer mavi derbederi değillerdi.
Etrafındaki insanlar bazen Orhana saçma sorular soruyorlardı,
O gece Orhan için çok sıkıcı geçecekti,çünkü evde yalnız kalmıştı.Amcası ve yengesi akraba ziyaretine gitmişler,kuzeni kahveye çıkmıştı.Üstüne üstlük cep telefonu bozulmuştu.saatlerce uğraşmasına rağmen tamir edememişti.Tamircilerde gece kapalı olacaklarından geceyi oldukça sessiz geçirecekti.
Eve giderken iki film almıştı,gerçi daha birinciyi seyretmeden sıkılıp bırakacağını biliyordu ama yinede hangisini alsam acaba diye yarım saat düşünüp seçim yapamayınca ikisini birden almıştı.
Filmi seyrederken, başrol oyuncusundan taraf olmadan seyredeceğim diye kendini kurdu, öyle ya filmde başroldeki aktör kırıp geçecek,bütün bir amerikayı savaş alnına çevirecekti.Bir defada ölen insanlardan taraf olarak seyredecekti,
filmi izlemeye başladığında taraf olmasına gerek olmadığını anladı,çünkü film bir macera,yada polisiye değildi,film tamamıyla salak bir yazarın hayatını konu alan,tam orhanlık bir komediydi.Annemi trenden nasıl atarım,kötü bir yazarın annesinin direktiflerinden sıkılıp onu öldürmek istemesi,ünüversitedeki edebiyat öğretmenininde eski karısını öldürmek istediğini öğrenmesiyle,
yazar adayı kahramanın seyrettiği bir filmden aşırı etkilenip çarpraz yöntemiyle hem annesini hem öğretmenin karısını ortadan kaldırma çabasıydı.Çarpraz yönteminde katiller kurbanlarını değişiyor böylece ortada iz bırakmadan hedefe varıyorlardı.Ama filmdeki yazar adayı biraz sakar ve panik biri olunca herşey arap saçına dönüyordu.Hocasına haber vermeden gidip adamın eski karısını öldürmüş,ondan kendi annesini öldürmesini istiyordu.
O sabah erkenden kalkmıştı.saat daha yediyi biraz geçiyordu.Ve işe gitmeyecek olmasına rağmen neden bukadar erken kalktığını kendiside bilmiyordu.Birkaç gün ara verecekti işlere,kendine vakit ayırması gerekiyordu,Öyle ya herşey para kazanmak değildi,kazandığı parayı huzur içinde harcayamadıktan sonra para kazanmanın ne önemi vardıki.
Önce Erdalın kafesinde kahvaltı yapmayı düşünüyordu,hem Erdallada bayadır muhabbet etmemişlerdi.Ardından berbere gidip saçı sakalı biraz adama çevirmeli,sonra kafa dengi birini bulup ver elini kapalı çarşı.
Erdalın kafesine girdiği vakit her zamankinden farklı bir atmosferle karşılaştı,sabahın köründe kafe nerdeyse hınca hınç doluydu,bu durum Orhanı çok şaşırtmıştı,çünkü genelde pek kalabalık göremezdi burayı.Bulduğu boş masalardan birine oturacaktı ama bulamıyordu,birkaç dakika aval aval sağa sola bakındıktan sonra,daha evvel bir iki kez sohbet ettiği öğrencilerden birinin oturduğu dipteki masaya yanaştı.Sadece bir tane boş sandalye vardı,ve belkide birine ayrılmıştı,ama nasılsa biraz sonra kafe boşalacaktı ve bu yüzden çıkıp gitmek istemiyordu.Erdal sana yermi yok der gibi Orhana bakıyorduki Orhan masada oturan gençlere yaklaştı
--Oturabilirmiyim
Masada dört kişiydiler,ama cevap verme hakkını kendinde bulan uzun saçlı genç karşılık verdi
Hemen üst kata fırladı.Koltuğa oturup, az önce bıraktığı defteri önüne çekti.
Yazmaya başladı,artık ne yazacağını biliyordu.Saatlerir kendiini aramayan,mesajlarına cevap vermeyen,telefonu meşgule düşüren Maviye bir roman yazacaktı.Bunu neden yapmak istediğini bilmiyordu.Maviye roman yazınca ne olacaktı? Sanki Mavi ''aaaa ne güzel roman yazıyorsun'' diyip Orhana daha sıcakmı davranacaktı, yada roman yazınca fikrinden vazgeçip,''tamam kaldığımız yerden devam edelimmi diyececekti.
Hayır.aten bunun için yazmıycaktıki Orhan,tek istediği ona düşündüklerini ve onu kalbinin neresine koyduğunu anlatabilmekti,yoksa bir sanat eseri yaratmak değildi gayesi.
Maviyi kalbinin neresinde taşıyordu,onu nasıl tanımlıyordu kendine.Önce bunu bir iimlendirmek lazımdı.Mavi kimdi,Arkdaşmı,kardeşmi,ortakmı,dostmu,
Hayır bunlardan hiç biri cevap için yeterli kelimeler değildi.
Sevgilimi,eşmi,
Hasanı dükkanın alt katına gönderdikten sonra,neskafesinden bir yudum aldı,bi sigara yaktı.Dumanı yuvarlak çıkarmaya çalışarak içmeye başladı.bir iki denedi olmadı,sıkıldı bıraktı.Artık sigarada almıyordu sıkıntısını,oda yetmiyordu.Hani can sıkıntısını alırdı,hani moralin bozulunca yak bir sigara derlerdi.Demekki hepsi boştu,bakkalda üç,dört liraya satılan birşey,nasıl olacakta ona Maviyi unutturacaktı,hem zaten sigara Maviyi unutturacak olsa Orhan hemen bırakırdı sigarayı,o Maviyi unutmak istemiyorduki.
Saatler,geçmek bilmiyordu,akşam olsada şu kahrolası dükkanı kapatıp gitse,
Gitse ne olacaktıki,sanki başka yere gidince birşey değişecekmiydi,aval aval bir sevdaya düşmüştü işte,niye bunu kabul etmiyordu.Belkide hiç olmadığı kadar düşünceli ve dikkatsiz günler yaşıyordu,ama nasıl olmuştuda bukadar etkilemişti bu kısacık yaşanmışlık.Oysa ne çok şey paylaştığı insanlar,hiç aklına gelmiyordu şu sıralar.Telefonun ahizesini kaldırdı,kulağına dayadı,tuşlara uzandı,o536 254...vazgeçti,aramıyacaktı.Kapatıp tekrar çevirdi,ama bu sefer başka bir numaraydı aradığı.
İkinci çalmada açtı karşı taraf,telofonu
--Efendim,buyrun
Eve girdiğinde henüz hava yeni kararmıştı,aslında bukadar erken eve gelmezdi ama,amcası arayıp bir misafirleri olduğunu ve misafirin Orhan için geldiğini söylemişti.Merak ve heyecanla girdiği kapıdan evin salonu gözüküyordu.Amcası,yengesi ve Ayşe dışında,gür sakalları,iri gövdesi,koyu kahverengi kasketiyle dayısı oturuyordu
Nerdeyse yedi yıldır görmemişti dayısını,ama nedense hiç heyecanlanmamıştı onu gördüğüne,çok sevinmemiştide açıkçası.Çünkü çok sevmezdi Orhan dayısını.Aslında hiçbir zararı olmamıştı Orhana,belki şimdiye kadar bir yararıda olmamıştı.Üçbeş senede bir bayramda seyranda,bazen cenazelerde,yada ölümcül hastalıklarda gelirdi dayısı.Son görüştükleri tarihten bir sonraki görüşmeye Orhan büyür dayısı yaşlanırdı,ve herseferinde dayısı''vaaay Orhan çavuş koca delikanlı olmuşsun yahu,son gördüğümde şu kadardın'' derdi.Doğruydu koca delikanlı olmuştu Orhan,hatta artık delikanlı çağıda geçiyor orta yaş sınırına yaklaşıyordu.
Dayısı Orhanın odaya girdiğini görünce hemen ayağa kalkıp
,---Ahanda benim yiğidim celdi,de bağah oğul neydirsin,
Dayısının elini aslında hiç istemediği halde öptü Orhan,ve yine aslında hiçte merak etmediği halde sordu
---Hoşgeldin dayı,nasılsın,yengem nasıl,Şahmettin abim nasıl
Orhan bütün karmaşık düşüncelerine,birbirinden daha ızdıraplı günlerine rağmen Maviyi unutamıyor,denediği her kurtuluş formulü onu biraz daha Mavi delisi yapıyordu.Artık bu sevdanın bütün hayatına damga vuracağının farkındaydı,fakat yıllarca hiç olmayacak bir hayali kuracak olmasının bile taşınabilir bir tarafı vardıda,Mavinin sanki hiç bir şey olmamış gibi rahat ve umursamaz olması Orhanı deli ediyordu.Ve bir karar verdi,sevgisini anlamayan,yada böylesi bir sevgiye karşılık bir sefer bile güzel tekbir kelime söylemeyen birine artık daha fazla methiyeler,iltifatlar,dizmek istemiyordu.
Maviye olan sevgisi azalmamış,aksine her geçen gün daha büyümüştü,ama Mavinin bir kez bile şu allahın belası yazını okuyorum,okumuyorum,yazma,yada yaz.dememesi,günlerce antolojiye girmemesi,Orhanı çıldırtıyordu.Vakit bulamamasını falan kabul etmiyordu Orhan.Gecelerce konuşurken vakit bulan insan şimdi birkaç sayfa yazıyı okumaya vakit bulamıyormuydu,buna kimse inanmazdı,tabiOrhanda inanmıyordu.Tek gerçek vardı,Mavi Orhanı unutmuştu,yada zaten hiç sonradan hatırlayacak kadar kaale almamıştı,Orhan sadece kendi kendine gelin güvey olmuş,oturup sevda masalı uydurmuştu,ve masallar bir yerde biterdi,bu sevda masalıda burada bitmeliydi,çünki artık bu hikayeyi devam ettirmek için yazar olmak,şair olmak yetmiyordu,tek kişilik bir aşk hikayesiydi ve bitmesi gerektiği gibi bitecekti,Ardında birkaç damla gözyaşı,yıkılmış hayaller,söylenmemiş şarkılar,şiirler bırakarak gidecekti sevda yeli,
Bu sevdadan Orhana tek kalansa yaklaşık yüz sayfayı geçen bir hikaye olmuştu.Madem o bir yazar,bir şairdi,her yazdığı onun bu yöndeki birikmişlerini oluşturuyordu,serveti yazdıklarıydı,ve yazdıkları hayatının gerçekleriydi.,artık gerçeğe dönme vakti gelmişti.Çünki Mavi kendisininde dediği gibi Orhanın yüreğini seviyordu.Orhanda artık sadece Mavinin yüreğini sevecekti,kendisini bekleyecekti,ama böyle salya sümük ağlayarak değil,sadece geceleri,telefon başında
Maviyi diğerlerinden ayıran neydi.Ne farkı vardı şu kızdan,hatta büyük bir ihtimal bu kız fiziksel anlamda Maviden daha güzeldi.Ama çok sıradandı işte.Bunu sevmiyorduki Orhan,daha ilk tanışmada yelkenler fora,biraz zor olmalıydı,.Çok güzelsin,peygambere yaraşırsın zaten dediğinde,hemen kikirdemiyecek,''ne oluyosun be! nalburmusun,Ayhan ışıkmı,demeliydi,kilidi kafasına atıp gitmeliydi.belki ozaman daha bir isterdi onu,daha bir arzulardı.Ama şimdi biliyorduki erkek arkadaşı lomasına rağmen biraz istese iki günde bağlardı bu kızı.Bu değildi ama bu değildi istediği.Mavi gibi olmalıydı;
Bi keresinde maviye kontür yollamıştı,mesajlarına cevap yazabilsin diye,tepki sertti.Mavi hemen kontürü geri yollamış,bizde böyle arkadaş demişti.Ya msn de camı aç dediğinde
hooop kamera ne iş!
kardeşim yaptı,yanımda,on yaşında filan diyene kadar akla karayı seçmişti.Doğruydu kardeşi,yani kuzeni yapmıştı ama sonuçta tepki Orhanaydı.
Mavi sinir bozucuydu belki ma onurluydu,ve dik başlıydı.Orhan onun bu kabına sığmazlığını sevmişti,her dediğine hı demiş olsa,yada her yaptığını güzel bulup alkışlasa bir zaman sonra sıkılırdı zaten ondan,ve sevemezdi onu
--Duyamadım
--Sizedemedim efendim,bunu düşüneceğim,tek başıma karar verebileceğim bişey değil.Murat'ada sormalıyım.
Madam Beki ısrar etmiş Hilali evine götürmüştü.Kapıdan içeri girdiklerinde
---Bu eve nerdeyse yirmi yıldır ilkkez bir yabancı giriyor.Beş yılda bir sayım memuru,bir kaç seferde doktorum ve avukatım girdi.
Bieziklerini bozdurduktan sonra eline fena sayılmayacak bir para geçmişti.Üzülmüştü annesinden emanet aldığı bilezikleri bozdurduğuna ama eninde sonunda bir iş bulacağına ve bilezikleri geri alacağına inanıyordu.
Aldığı paradan bakkal,manav borçlarını ödeyip,bir miktarda elektrik ve su için ayırdıktan sonra alışveriş yapmış eve gelmişti.Yıllarca alıştığı Arzunun yokluğu daha üçbeş gün olmadan yüreğine oturmuştu.Arzu inatçıydı,gerçi küs ayrılmamışlardı ama ilk giden Hilal olmadan gelmezdi bunu biliyordu.
Daha fazla onu görmeden yapamayacağını düşünüp,içindeki inadı kırıp Arzunun evinin yolunu tutmuştu.Adresi biliyordu ama yinede eve varmadan aramıştı.Arzu onun evini ziyaret etmesine çok sevinmiş,sanki o bağrış çağrış ayrılığı unutmuş gibiydi.Kucaklaşıp öpüşmüşler,sanki hiç ayrılmamış gibi muhabbete başilamışlardı
--Arzu nerde seninki
---Salimmi
----Başkasımı var




-
Ebru Ercan
Tüm Yorumlarben evli bir bayan olarak bu söylediklerinizi(allaha şükür) yaşamıyor olsam da yaşayan birçok kadın adına %100 doğru bulduğumu belirtmek istiyorum ve samimi yazınız için tesk ediyorum.kaleminize sağlık...