Akşam indi dağ başına,
Gölgen düştü yol üstüne.
Bir sızı var yüreğimde,
Adın düştü dil üstüne.
Bir kuş geçti içimden de,
Kanadında eski zaman.
Çocukluğum göz kırptı an,
Küllerimden doğdu duman.
bir varmış yokmuş, masal
Dağı delen Ferhat aşka dayan.
Kuruyan pınar misali,
Susuz kalan gönül değil.
Bir vakitler adını ansam,
Taşlar bile dile gelirdi.
Kapının eşiğinde beklerdi,
Karanlıklar yola dururdu.
Şimdi gece uzun gece,
Bir nehir gibi akar içten.
Saat durmuş, zaman yorgun,
Geçip gider sessizce, güçten.
Ey uzağa düşen gönül,
Seni değil yalnız aradım.
Sende kaybettiğim yolu,
Kendi içimde yokladım.
Yoklama kaçağı bu gönül
İnsan bazen bir yüz değil,
Bir hakikati özlermiş.
Yaralı bir kuş misali,
Kendi göğünde süzülürmüş.
Bir kandilim söndü amma,
Karanlığım çoğalmadı.
Kül altında kor saklıdır,
Yandım fakat eksilmedim.
Ne geceler geçti böyle,
Sayısını bilen olmaz.
Mevsim döner, dünya döner,
Yürek döner, sevda solmaz.
İçimde bir ince seda,
Usul usul der ki bana:
“Sabret gönül, vakit gelsin,
Her kışın bir baharı var.”
Belki ayrılık dediğin,
Gizli bir kavuşma yolu.
Belki insan kaybettikçe,
Bulur kendi hak yolunu.
Gece çöker, dert büyür de,
Ümit yine sönmez içte.
Çünkü sabah en karanlık
Yerden doğar her seferde.
O gün gelir, anlarız ki,
Boşa değilmiş beklemek.
Hüzün, hasret, ayrılık da
Hakk'ın sırrınmış bilmek.
Bir gül açar gönül bağı,
Kokusu sarar dört yanı.
Yokluk bile anlam bulur,
Gösteren varsa Mevlâ’yı.
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 16:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Yoklama Kaçağı Bu Gönül".




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!