Ey Rahmân, ey Rahîm,
gölgemiz uzarken kapına sığındık.
Sözlerimiz yetmedi, içimiz konuştu,
nefesimiz “Sen” diye açıldı.
Kalbimize bir nur indir,
Adım, akşamla sabah arasına kurulan ince bir köprü;
bir ucunda yaralı sokaklar, öbür ucunda susmayan kalbim.
Toz, saçlarıma gök yazısı gibi sinerken,
ben taşlardan harf devşirdim,
her harfi bir çocuğun avucuna sakladım.
Rüzgâr Nereye, Ben Oraya
Gelişine yaşıyorum…
Bir yaprak gibi,
hangi rüzgâr eserse oraya savruluyorum.
Ne kök salmak istiyorum toprağa,
Gel, konuşmayalım… ama susalım beraber,
sözlerden yoruldu bu yollar, yürekler.
Gel, bir şey anlatma… sessizliğini bırak yanımda,
biliyorum, o sessizlikte bin hikâye var aslında.
Gel otur, dert etme… iki yürek yan yana dursun yeter,
Oğluma Mektup: Hatırlaman İçin Değil, Unutmaman İçin”
– rüzgârın hatırlamadığı sabahlardan sesleniyorum sana –
Dünya senin gözlerinde sonsuz bir meydan okuma.
Her hayal bir ihtimal gibi duruyor önünde,
Gittin.
Gerçekten gittin.
Ve ben o gün hiçbir şey söyleyemedim.
Ne “kal” diyebildim,
ne “gitme.”
Boğazımda düğümlenen her şey
Haritasız Gezinti
Kaburgamın altından katlı bir kâğıt aldım sabah,
üzerinde çizgi yoktu, yalnızca rüzgâr izleri.
Parmağımla yokladım bir köşe—
kâğıt, tenimin ısısını alınca
Gidiyorum.
Kapıyı usulca çekiyorum üstüme,
ardımda kalan sesin
en çok içimde yankılanıyor.
Sana “kendine iyi bak” diyeceğim,
Gidenin cebinde bir harita kıvrılır,
kalanın avucunda bir anahtar ısınır.
İki bardak su gibi paylaşılıyor hayat,
biri yola karışır, öteki evde derinleşir.
Giden, adımlarını geceye sarar,
gitme demek sana
Kal diyememk
Bensiz usursun
Sensiz zamni kaybederim
Gitme
Gitmek istesende gitme




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!