Seni önce camın ardından gördüm,
soğuğun kıyısında duran bir ateş gibi.
Yüzün, şehrin bütün dillerinden sessiz;
gözlerin, insanın içine doğru akan bir yoldu.
Bir tabloya bakmak bazen yüzüne bakmaktan daha sahicidir.
Cennetin Çocukları
Bir kapı açıldı sessizce,
içeriye gül kokusu doldu.
Adları evlerin duvarında kaldı,
yeni adları orada: sevinç.
Bir Çerçeve Kadar Uzak
Uğurlanamayan – Samira’nın Şiiri
salonun köşesinde hâlâ duruyor o çerçeve.
bir zamanlar yan yana durduğumuz,
Çınarın gövdesine yaslandım
meydanın gürültüsü önce uzaklaştı
sonra yaprakların arasından ince ince geri geldi
okey taşları birer kuş sesi oldu
çay bardaklarının buharı göğe çizgi çekti
çizgi dal oldu
Komşu teyze,
bir gülümsemeyle uzatıyor pişiyi elinde —
sıcak, taze,
ve içi annemin yokluğuna benzeyen bir boşlukla dolu.
Ama ben…
önce ellerime bakıyorum.
Cok bir sey istemedim
Biraz sevmek
Biraz sevilmek
Biraz huzur
Biraz mutluluk
Daldan üç elma kopardım
biri avucumun ısısında çocukluğa döndü
biri ceketimin iç cebinde babamın kolonyasına benzedi
biri de dilimin ucunda utangaç kaldı
ısırmaya kıyamadığım bir hatıra gibi
İçimdeki Şehri Onaran Işık”
Dedim: Beni kıran şehrin içinden geçen hangi ışık?
Dedi: Çatlağını inkâr etmeyen sabah.
Dedim: Nereden doğar bu sabah?
Gölgelerin Denizi”
Bir ev var,
kapıları hiç açılmamış,
pencerelerinden yalnızca
mavi bir ışık sızıyor.
Geç Kaldığımız Yerdeyim”
(Bir aşkın artık yetmediği iki kalpten diyaloğu)
[Sen – Kalan]
Seni ne kadar sevdiğimi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!