Firari avuntuların ihanet kurşunlarında,
İki damla gözyaşı döküldü kanayan yaralarıma.
Beni umuda oynayan kaç senaryo yakıldı;
Sonrasında kaldım hep güzelliklerin,
Sağanak yağmurlarda onca kirli yüz yıkandı,
Oysa yağmurlarıda kirlettiler avuçlarında,
Sınır tanımaz oldu artık öfkeli eller,
Sevgi tohumları ekildi gökkuşağının renklerine,
Aydınlık için
Yıldız çırptık gökyüzünden.
Bağlamada tel olduk.
Aşkları sevdaları besledik.
Haydi! Nevroz ateşlerinin savurduğu,
Kar tanelerini eritip dudağımızda,
Yırtalım, toprağın mahmurluğunu.
Filizlenelim, cemreler düşmeden,
Coşalım her renkten ve her çiçekten.
Irmak olalım, yol alalım Dicle ve Fıratın koynuna.
MİSİS TE AKŞAM
Ilık bir misis akşamı
Sesim karışıyor kurbağa yatağına usulca
Terkedilmiş bir çadır sırılsıklam yalnızlık dolu içi
Her yer acıya yanaşıyor kıyısız
Anlat dediler, köyün gençleri.
Ben de anlatayım dedim, başımdan geçenleri.
Bilmem ki nasıl desem?
Sevmesini bilmez, özlemesini bilmez...
Söküp atsam diyorum içimden.
İzi kalır belki kalbimde!
ÖLÜM VAR DİYORSUN KEKO
Ölüm var diyorsun keko.
Ölüm var işte!
Yoksa duraksız kalan prangalarıma,
Hangi yol tozunu katmazdı ki…
Canları bir kuşkanadı kadar kırılgan,
Öfkeleri, kendi gözyaşlarına.
Hem Filistin’de, Felluce’de
Akan kanın rengi kimin umurunda...
Hep yakınlarımıza mı ağlarız?
Acının dili olsaydım keşke...
Sen yıllara aldanmışsın,
Ben martılara.
Sen umudunun bolluğunda daralmışsın,
Ben Harran, da öğrenmişim sevmeyi.
Sen süslü kalabalık şehir,
Ben yıkık köy.
SESİNE SUSUYORUM
Dışarısı buz gibi
Dudağımdaki sigaraya gidiyor ellerim
Rüzgâr savuruyor küllerini suratıma
Seni hep aradığım yerdeyim
SESSİZ AYRILIK VE DELİ ADAM
Bak sana demiştim sessiz ayrılalım
Ayışığı duymuş
Gecenin karanlığıda örtemiyor
Yapraklara ne olmuş böyle kımıldıyorlar bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!