Göğsüne yaslanıp huzur dolduğum gibi,
Pamuk döşekler verir mi şu kaldırımlar?
Hani güneşten sıcak tuttuğum elini,
Tenim tenine düşer mi taş kaldırımlar?
Ne gecenin ayazı, ne şafağın kırağı,
Kayıp bedenim,
Kaldım tek başına.
Bul beni!
Orada, burada, şurada…
Arama boşuna,
Ağır gelmiyor işte yükü kambura,
Alışır insan yüreğe yığılan kedere,
Umarsızlığın zaten terk ediş olduğu,
Hatırlatır aynada gördüğü gözlere.
Bağırır biri, uslu durdum diye göğe,
Şimdi baktım da yalnız güzellik,
Epeydir karalanmamış beyazlar,
Kelimeler uçuşmamış kalemimde,
Gelmemiş bahar uykulu yüreğime.
Açsın artık kelimelerde çiçekler,
Ah! Benim kırk yaşlarım,
Kırkı kırık yaşlarım.
Ne de güzeldir aşklarım,
Yalın, dingin bakışlarım.
Ah! Benim kırk yaşlarım,
Yağmurlu bir kış akşamında,
Damlalar çıtır çıtır vuranda,
Yazıyorum adını penceremin buğusuna.
Arıyor gözlerim seni,
Islanan sokağımın kaldırımında,
Adının yazdığı harfler arasında..
Ateş, ateş…
Bu kor ateş.
Yakar seveni,
Onu sevmeyeni.
Cesaretin varsa,
Uzaklaşıyoruz adım adım,
Her buluştuğumuzda farkındayım.
Hani berrak bir yaz akşamında,
Şu kenarlarında servi ağaçlarının yokuşunda,
Tırmandıkça tutacak sandığın ışıltılı yıldızlarda,
Kurşun kalem ile yazıyorum;
Silinebilir olan değil..!
Ne kadar da bastırmışım içime,
Caka’m da gelmiyor,
Penceremde yok bugün.
Zulm yüzünden ilgisizim,
Ayrı düştüm aşk güvercinim.
Döktüm yine de kırıntıları,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!