Kimlik sorulmazdı dağda,
rüzgâr hangi halktandı,
yağmur hangi millettendi ki?
Bir bulutun soyunu sorgulayan,
düşer mi toprağa insafla?
Toprak kokusu sinmiş ellerime,
Çatlak taşların arasından fışkıran yeşil otlar,
Her sabah uyanır gibi dağlar, yüzyılların uykusundan.
Çınar ağaçlarının gölgesi, ağır bir örtü gibi serilir yerlere,
Bir çocuk gibi sarılır toprağa, hasretle.
Her dalında bir hikâye, her yaprağında bir şiir gizli,
Ben bu dünyaya sığmadım,
çünkü dünya dar bir hücreydi
ve hakikat kelepçelenmişti.
Göğe baktım —
yıldızlar bile fişlenmişti.
Deniz, gözlerime düşen bir rüya,
Sonsuz mavilikte kaybolmuş,
Dalga sesleriyle yankılanır içim,
Kumdan kaleler, yıkılan hayaller…
Bir zamanlar gençlik,
Derler ki;
Kader, uzak bir gökyüzü değildir,
İnsanın kendi kalbinde saklı bir sızıdır.
Bir adım atarken titreyen dizlerinde
Sessizce adını fısıldar hayat.
Bir şehir gördüm yokuşlara kurulmuş,
Her köşesinde bir ikbal sevdası,
Her yol ayrımında bir sır satıcısı,
Ve her dostlukta bir niyet kuyusu.
Sözde aşk arayan, özde menfaat peşinde,
Gözlerin bir ateş, içimde yanar,
Kahrımın sebebi, tatlı bir fırtına, dilber.
Hasretin bir ok, saplanır derin,
Bir gülüşünle sararım tüm yarayı, dilber.
Bir gün düşlerinle gelirken yüreğime,
Bir yer vardı içimde
adını söyleyince
boğazım düğümlenirdi.
Orası ne haritada durur
ne de hatıralara tam sığardı.
Bir sabah güneşi, yavaşça doğar dağların ardında,
Altın parıltılarla süslerken kıvrımlı yolları,
Yürürken ben, toprakla konuşan ayaklarım,
Dinlerim rüzgarın fısıldadığı eski masalları.
Gözlerim, çiçek açmış baharın renk cümbüşüne dalar,
Sen benim,
kabuk tutmamış yaramsın,
merhemi gecikmiş,
adına şiir yazılsa kanayan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!