Ay ışığında ayak izleri
Bembeyaz tenin kadar
Soğuk bir rüzgar bu esen
Yüzüme çarpan parçalarsa
Yere dökülmüş bir kardan arta kalan
Küfür edilesi bir dünyaya şiirler yazmak saçmalık zaten,
Doğup ağlamalarla yaşayıp ölmek gibi yani sorgusuz.
Anlam taşımaları ifade edip söylemek abes zaten,
Sıra sıra cümlelerde var oluşu anlatmaya çalışırken.
İmgeler, nesneler, yaşamlar ve oluşmuş başı bozuk olan her şey,
Sende bu yorgunluk
Bende bu yorgunluk ve
Rüzgarda bu yorgunluk
Uyusak diyoruz hani uyusak
Ve uyanmasak bir daha
Sabahın köründe uyandım yine
Yastığım ıslak, içim kan ağlar yine
Pencereden baktım sokaklara
Hâlâ arıyorum seni aralarda
Şehir uyanmış ben hâlâ dalmış
Zamana yenik, kalbim yorulmuş
Ah Adem! Ah Adem! Ne işin vardı senin elmayla?
Otursaydın ya köşkünde armutunla...
Lan!
Bazen, hani bazen,
Bazen diyorum sen anla;
Oturup şiir yazasım gelir
Ve sen düşersin aklıma
Hani çıktığın da yok ya neyse.
Bu gökyüzünün neresinde duruyoruz
Bir bulut gibi durmadan öylece geçecek
Suskun, durgun
Bize gülen bir edayla kim seslenecek
İçine sevdasını tıkıştıranlar
Uykusuz gecelere gebe
sancılı bekleyişler vardır Marco
ve zamansız baş ağrıları.
Ne şiir tansiyonun düşer
ne de kalp kalpazanının adımları...
...ve içinden çıkılmazcasına
Teninin her bir santimetre karesine düşen özlem miktarını
Akla aykırı bir şekilde bulunamayacağını bile bile bulmaya çalışmak
Matematiksel denklemlerin koca bir hiç olduğunun,
Anlatacak kelimelerin ne denli çaresiz olduğunun göstergesi olur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!