Ölüyken yaşatmak bir cesedi
ve yalancı bir gökyüzü bunun şahidi...
Aşk bu muydu sahi;
vazgeçilmiş olmak mı
vazgeçmeler uğruna?
Ya da,
Pespaye bir yorgunluk bu üstümüze çöken,
Ansızın vurmuş gibi, kör bir kurşun gibi.
Taş olsa eksilir elbet zamanla gıdım gıdım,
Bir akşam meltemi bile olsa içimizden gelip geçen.
Ne oldu? Yüreğimizi mi yitirdik bir yerde, ya da unuttuk,
Gidebilir misin kendinden,
Kaçamazsın.
Gittiğin yere gelir taşıdıkların
Ve yükün hep sırtında.
Zincirse vurulmuş olan ayaklarına,
Herkes "ben gibi ol" der
ama sen,
hep kendin oluyorsun.
Kendin olduğun için suçlanıyorsun,
kimi zaman dar ağacında,
kimi zaman bir sevgilinin,
Bütünü bütününe özlediğimiz her şey
Bütünü bütününe beklediğimiz her şey
...ve ırgalamayıp bütünlükleri
Dilediğimiz onca şey...
*
Şafağı sökmemiş bir zamandayız, ölümlü bir gün bekler bizi...
...ve kızıllığın içinde boğulan güneşin ardından, koca bir ölüm sessizliği.
Kıçı kırık dünyevi günahlardan sonra,
Ebedi ve gülümseyen bir karanlık sindirir bizi...
Bütün günlerin bittiği zamanlara yakın
Bütün seslerin sustuğu
Bir senin sesinin konuştuğu yürekle
Dal esmez rüzgar kırık
Cam önünde yağmur ve ayaz
Siz'siz kalabilsem keşke uzak diyarlara gitmeden
Ve gitmeden kendimden kendimde kalabilsem.
Siz sizle mutluyken ben ise sizsiz
Ah! Uçurtmalarımı vurup yakıyorsunuz siz.
İyiyim ben de işte
Seni özlemeni saymazsak
Sayamayacağım yok ya
Laf işte çıkar da çıkar ağızdan.
Üstelik gece yarısı
Gecenin bir yarısı
Üst üste yığılmış bir zaman
Ve bir figan ki yansıtılmış
Zamandan arta kalan.
Duyulmaz gözlerdeki yoksulluk
İnciten saatlerin dü şeşinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!