Biz karanfil kokutuk bütün acıları,
O yüzden çırpınmadan can veririz.
Gece karası gibi,
O içimize dolan sancıları,
Ağrıları,
Aşk kokuttuk.
Sen edemeyen milyonluk şehirlerden,
Sen eden nüfussuz mezralara
Ve yalnızlığımı seninleyken,
Çapkınca baştan çıkaran sabahlara;
Kaldırımsız tozlu-çamurlu yollardan,
Bir sen edemeyen milyon kadınlara
Kavga edeceksem bile seninle,
Dudak dudağa göz göze etmeliyim.
Kokun genzime çarpa çarpa
Ve nefesin sarhoş etmeli her seferinde.
Kavga edeceksem bile seninle,
Tipi altında kalmış ayak izi gibi yolları ve güneş yemiş gibi kardelenleri,
Hiç yağmura uğramamış gibi kaktüsleri ve gelincikleri tepelerde;
Bir tarafımızda Fırat'ı, diğer yanda Dicle'yi ve Kızılırmak'ı toprağında,
Manavgat'ı ve şelalesini, Çoruh'u, Yeşilırmak'ı, Gediz'i kaybettik.
Çukurova'nın bereketini ve Harran'ın siluetini, kumlar arasında, rüzgarla
Hey sen, büyük şehrin büyük çocuğu;
Dilek tutmak nedir bilir misin?
Nereden bileceksin, yıldız kaymayan bir şehirde...
Ölüyken yaşatmak bir cesedi
ve yalancı bir gökyüzü bunun şahidi...
Aşk bu muydu sahi;
vazgeçilmiş olmak mı
vazgeçmeler uğruna?
Ya da,
Pespaye bir yorgunluk bu üstümüze çöken,
Ansızın vurmuş gibi, kör bir kurşun gibi.
Taş olsa eksilir elbet zamanla gıdım gıdım,
Bir akşam meltemi bile olsa içimizden gelip geçen.
Ne oldu? Yüreğimizi mi yitirdik bir yerde, ya da unuttuk,
Gidebilir misin kendinden,
Kaçamazsın.
Gittiğin yere gelir taşıdıkların
Ve yükün hep sırtında.
Zincirse vurulmuş olan ayaklarına,
Herkes "ben gibi ol" der
ama sen,
hep kendin oluyorsun.
Kendin olduğun için suçlanıyorsun,
kimi zaman dar ağacında,
kimi zaman bir sevgilinin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!