Tüm dengelerin kaybolduğu bir yer burası. Geçmiş zamanları unuttuğum, geleceğe sıkı sıkı tutunduğum, şimdiye kadarki tüm acılarımı gülümseten, kendimle yüzleşmelerimin kenti, uçurumlardan dönüp sığındığım, arındığım, dizimin dermanını yaşamdan geri aldığım, beyaz dünyamı renklendiren kent burası.
Birde sen, aynı göğün altında olamadığım, yıllar sonra sevdaya merhabam. Kalemi her elime alışımda, okuduğum bir şiirde, baktığım küçük, yoksun bir çocuğun gözlerinde yepyeni, yeniden sevdiğim sen, birde sen varsın.
Ve özlediğim gözlerin, insanda unuttuğum adamlığın, güzelliğin, yüreğin; sen varsın. Dilimin zehirlerini akıtıp dudaklarıma şarkılar söyleten, yıllardır hissettiğim ölümcül yalnızlığın iyi katili, karanlıklarda farkında olmadan elimi tutan aydınlığım; sen varsın.
Korktuğum nazarlarımsın, en pervasız yanım, yorgun caddelerde tek başıma yürüdüğüm yıllarımın haklı mükâfatı. Yüreğini sevdiğim adam, yaralarımın şifası, uyandığım mavi sabahlar, gözlerim kapalıyken gördüğüm tek suret sen; iyi ki varsın.
BİR SIFIR ÖNDEYİM
Kıştan üşüyen kuşlar kadar nereye sığınacağını bilmez bu HÂLİMLE gecenin tüm efkÂrını içime aldım yine. Sonra durdum ve düşündüm. Yapma bunu kendine dedim kendime. Umudunu törpüleme. Kendi kendini bitirme.
Ama olmuyor işte. Ben bir türlü ömrümün yorgun akşamlarını üstümden çıkartıp atamıyorum. Yüreği ağzında çocuk hÂlimden arınamıyorum. Yapamıyorum. Çünkü ben yalnızlıkla yan yana oturuyorum.
Ey yÂr sen bu ne demek bilir misin? Hiç sırsıklam yalnız kaldın mı ömründe tek bir gün. Hiç aynalarda kendi hÂline acırcasına ağladığın oLDu Mu senin? Hiç küçük De olsa hÂli canındanmış gibi gelen bir göz ışığına can veresin gelDi Mi?
Arayıp Da bulamadığın şefkatlerin oldu mu meselÂ, annesiz kaldın mı hiç? Yaşayan babana sarılmak isteyip sarılamadığın oldu mu? Yada en canının acıdığı anda bunu bile bile ve göre göre yanında olmayan babanı yine De özledin mi sen? Kokusunu duydun mu burnunun ucunda?
Amaç sevgiyse her zaman vardım…
Yokluğunda, kanımın sensizleşen rengini görebiliyorum. Ne sitem, ne bir isyandır bu duygu yumağı. Eksik olmakla tam olmanın ortasında dikenli bir hasrettir, yüreğime batıp kanatan.
O akan kanamı yoksa sivrilmiş hasrete mi tutkunum bilmezken, öldükçe diriliyorum sende. Tıkandıkça nefes aldığımın tanığıyım. Seni senin beni sevdiğin kadar sevmek istiyorum. Öyle ya! Sevmekle, sevmeyi bilmek başka başka. Ateşinde yanıyorum. Ateşinin içindeyken dışarıda yananları görüyorum. Bir parçan bende ise bir parçanda onda biliyorum. Yarattın yarattığını seviyorum. Arattın bulduğumu seviyorum. Bıraktın, beklemeyi seviyorum. Sakladın aramayı seviyorum. Neden hep susuyorsun? Konuşan konuşturan sensinde ben mi anlamıyorum. Durgunluğunu, dinginliğini hissediyorum. Sana ulaşmak yattığında geçiyor. Bu yüzden yarattığından vazgeçmiyorum. Bilirim! Sen güzeli yaratansın, güzeli aratansın. Yarattığını kolay bulmadım bırakmıyorum.
EFSANE
Seni uyanıyorum yorgun bakışlarla
Ve yine koskocaman bir gün tüketmeye gidiyorum olası alışkanlıklarımla.
SON BAHAR
Gece aniden uykudan uyandım. Birden başucumdaki lambamı yakmaya çalışırken başımı etajere kanatırcasına çarptım. Canım çok acıdı. Sonra kalktım aynaya baktım. Başım kanamamıştı. Buzdolabına yöneldim gözlerimden akan boncuk boncuk yaşlarla. Bir kaç tane buz barçası indirdim buzluktan ve bir beze sarıp buzları başıma koydum.
Dışarıda karanlık yavaş yavaş yumuşuyordu. Gece güne dağılıyordu. Uzak ama tanıdık diyarlardan kuş sesleri geliyordu. Son bahardı artık. Yalnızlık zamanı. Hüzün kuşanmış sonbahar zamanıydı artık. Peki, benim bu mevsime bu kadar sıkı sıkı tutunmam nedendi
Nedendi şafağın bu vakti kendimi bu kadar son bahar hissetmem. Gözlerimden akan yaşlarla, başımda eriyen buz damlacıklarının birleştiği yerde büyüyen yalnızlığım, avuçlarımın soğukluğu, kimsesizliğim, fersizliğim. Nedendi bu içi boşaltılmış bedene sahipliğim. Bu ruhu çekilmişliğim nedendi. Şafağın bu vakti başımın acısını bahane kılıp böyle kendi gözyaşlarımla boğulmam nedendi.
Ölümü yok saymak gibi bir şey değilmi bu
Dipdiri bir bedene kar beyaz bir kefen biçmek gibi
Kurban etmemek için bendeki seni, agızlarından çıkan küstah sözlere. Aptalca bir çırpınışla direm direm direnen mevcudiyetimle varlığımı kimselere teslim etmedim anne
Artık susuyorum
Tüm kırgınlıklarımı,kızgınlıklarımı,ömrüme düşen haksızlıklarımı mağrur yüreğime sarıp bir uçurum kenarından salıyor ve susuyorum.isyanlarımın nafileliğini,anlaşılamamamın manasızlığını,umuda aralık kapılarımın hay beliğini görüyor ve susuyorum.
Anne ben galiba yeniliyorum
Hayata,yaşamaya dair ne varsa alınmış sanki üzerimden.yanlız acıların sesi var kulağımda,birde sen.beni ölümden sonra dahi yalnız bırakmayanım.sanki bilirmişçesine yüreğimin devasa yalnızlığını günümü gölgesi ile koruyanım.
Diriliş
Yalnızlık onu büyütenle paylaşılmalı…
Yorgun ve yaralı yılların gölgesiyle, boşluklara sıkışmış kimliklerin lanetiyle ve inceltilmiş bir bıçağın en tehlikeli haliyle yalnızlığımı geri iade ediyorum yalnızlığımı büyütenime. Artık bilinci kapalı günler istemiyorum ömrüme. Günüme inatla yeniden kattığım talanlarımı değiş tokuş ediyorum bir tutam sevgiyle. Ömrümün ay dedelerinin yüzünü güneşe çevirdim ve yalnızca bilge bir gezginin ruhu gibi yaşamı ondan aldıklarım kadar sevmeyi öğrendim ve alamadıklarım için ağlamamayı. Yavaş yavaş bileylediğim yüreğimin sivri yanını yine kendim kendi ellerimle törpülüyorum. Savrulup duran zamana inat artık saniyeleri onar, beşer atlamıyor, her bir saniyeyi bir dakika gibi yaşıyor ve her bir dakikamı gözleri uzak mutluluk, huzur kokan diyarlara salıyorum.
Ben ömrümü alt üst eden bir depremin enkazı altındayım yıllardır. Suskunum, susuzum, yaralıyım, yanlızım yıllardır. Bile bile üzerine tuz bastığım yaraların acısını körüklemekteyim. Adını sevda koyduğum ömrümde soluk aldığım her bir gün sensiz seni hissetmekteyim. Hiç unutmadığım dalgın ve buğulu gözlerinin gölgesinde, derinleşen mazimle seni seninle beslemekteyim yıllardır.
Şimdi artık geri istediğim bir hayatım var. Ateşin gizini bilen yüreğimle, ellerimde artık taşınmaz acılarım, beni senden geri isteyen bir halim, nergis kokan günlere, mütemadi huzurlara, başımın okşanmaya, üstümün sesiz sedasız örtülmeye ihtiyacı var. Canımın acıdığı her şeyden sıyrılmaya, canımın örselendiklerinden arınmaya ihtiyacı var.
Başamı dönsem acaba silip bütün geçmişimi. Olabildiğine arsız ve çocukça seninle sil baştan yazsam tarihimi. Ve biliyorum bambaşka olurdu her şey... Hiç kimse girmeden araya sıkı sıkı sen tutmuş olsaydın ellerimi.
Ey yüreğimde umudun, inancın adı.
Sen yeniden kokularını duyduğum baharlar, mesafelerini içime döktüğüm sevda yollarım, gözlerimde saklı çocuk yanım; sen sıkı sıkı tutabilmiş olsaydın ellerimi…
Nihayetsiz gerçeğim benim. Ürkmeden aldığım nefesim. Rüzgârlara dağıttığım sevda şarkılarım…
Merhaba diyebilmeyi ne çok isterdim sana ey yeni gün, sıcacık içten bir merhaba. Tüm gün ışıklarını üstüme çeke, çeke, soluyarak yeni günü tüm tazeliğiyle diyebilmek sana merhaba
Faili meçhul zamanlardan sıyrılıp akarak günün en mavisine görebilmeyi isterdim seni yeni doğmuş bir bebeğin gözleriyle
Duyabilmeyi isterdim seni şiir, şiir şarkı, şarkı. Elemden gamdan bir haber seslerde.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!