Ayna ayna, söyle bana,
Bu yüz kimin yüzüdür böyle?
Yılların usulca dokunduğu,
Biraz suskun, biraz mahcup,
Ama hâlâ ışığa bakan…
Bir sabah uyandım,
penceremde ince bir ışık,
masamda sıcak bir ekmek kokusu…
Anladım ki hayat,
her zaman büyük mucizelerle gelmiyor;
Ey gönül,
her şeyi bilmek zorunda değilsin.
Bazı yollar karanlıkta açılır,
bazı cevaplar
vakti gelince görünür.
Hadi bir ses ver, bebeğim; savaşın dumanı dağılmadan, yıkılmış evlerin arasında kalan bir çocuğun sessiz bakışına, yarım kalmış bir ekmeğe, susuz bir avluya, enkaz altından yükselen bir nefese dokunan bir ses.
Bazen bir halkın kurtuluşu, büyük bir gürültüyle değil, zamanında uzanan bir elin sıcaklığıyla başlar.
Hadi bir ses ver; top seslerinin arasından bile duyulabilecek kadar insancıl ,merhametli ve umut taşıyan bir ses yeterlidir.
Acımızı yıldızlar örtsün demiyorum; yıldızlar, karanlığın üstüne yeniden ışık serpsin.
Kırılmış bakışların arasından süzülen nefesin,
Yorgun ruhuma değen bir meltem gibi.
Öyle hafif, öyle tanıdık ki;
Sanki yıllardır aradığım bir sesin yankısı.
Ne tuhaf...
İnsan bazen kendinden geçerken bırakıyor izini,
bir kapının eşiğinde,
yarım kalmış bir çayın buğusunda,
kimsenin okumadığı bir mektubun
kat yerinde.
Daha da sessiz olabilir miyim?
Tabii…
Neden olmasın?
Kalbimin dibinde duran
Müsaade sizindir…
Girebilirsiniz bu şehrin kalabalığına,
zaten herkes birbirinin hayatından
biraz geçip gitmiyor mu?
Ne Zaman Kendimizden Uzaklaştık?
Ne zaman oldu bilmiyorum.
Bir sabah uyandık ve aynadaki yüz bize biraz yabancı geldi.
Yine aynı gözlerdi, aynı ses, aynı hayat…
Seherde her yerde şefkat var,
sessizce açılan bir gül gibi,
gecenin koynundan süzülen
ılık bir dua gibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!