Perihan Pehlivan Şiirleri - Şair Perihan ...

Perihan Pehlivan

Sen,
Sıkma canını.
Kalmam, bu köhne limanda.
Çeker, giderim.
Açılırım, açık denizlere.
Boğulursam da okyanusta boğulayım.

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Uzamayan tel tel saçlarımla
İnce olmayan kaşlarımla
Gülümsemeyen bakışlarımla
Mutluyum ben mutlu

Yapay sanılan olan dişlerimle

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Görkemli Ağrı dağının eteği
Doğunun güzel çiçeği
Bağı bahçesi ne hoş
Dostluk güzel sohbet hoş


Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Aşk servisi mi?


Alo!
Aşk servisi mi?
Kalbim biraz kırık

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Beni,
Ellerimi, ayaklarımı;
Sağlam yarattığın için,
Seni, anlayacak kadar,
İyi ve kötüyü ayıracak kadar,
Zekii yarattığın için,

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Siyah saçların beyaza çalmış
Hayallerin elinden kalmış
Baharın hazana varmış
Affetme beni güzel

Seni üzen dillerimi

Devamını Oku
Perihan Pehlivan



• Bu kavga ne için



Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Gözüm, kulağım.
Dilim, damağım.
Burnumla koklarım.
Kalbim her şeyim.
Kanla beslenir hücrelerim.
Midemle karaciğerim,

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Feriha hanım ağır bir ameliyat geçirmişti. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra normal odada fazla kalmak istememişti. Doktora rica etti.
- Söz veriyorum kendime dikkat edeceğim ilaçlarımı muntazam alacağım. Kontrollerime düzenli geleceğim.
Onun bir oğlu br kızı vardı.Oğlu dördüncü sınıfta; çalışkan sevimli,cin gibi çocuktu. Hemde çok sosyal bir çocuktu. Yaşına rağmen annesine yardımcı olmaya çalışıyordu, kardeşini koruyp kolluyordu.
Akşamdan beri düşünüyor annesine bir türlü söyleyememişti. Çünkü annesi çok bitkin ve yorgundu. annesi, kardeşi ve kendisi yanlız kalmasın diye hastaneden erken çıkmıştı.Ömer, öğleden sonra okula gidiyordu. O nedenle sabahı bekledi. Kahvalı yaptıktan sonra, Annesinin yanına oturdu.
- Bugün nasılsın anne! Diye sordu
- Sağol canım iyiyim

Devamını Oku
Perihan Pehlivan

Gün, yağmurlu bir Maraş sabahı. Kızımın düğünü için gittiğimiz Maraş tan sonra bir de Gaziantebi görelim dedik. Kiralık arabamızla Antebe doğru yola çıktık. Antebin girişinde ormanları görmek neşemize neşe kattı. Güzel ayrılmış yollar bizi şehir merkezine doğru sürükledi. Merakla bakınarak ilerliyoruz. Sağ yanımızda Gaziantep lisesi gözümüze çarpıyor. Bakıp gülümsüyoruz kimbilir kimler yetişmiştir diyoruz. Daha sonra valililiğin önünden geçip mağzalara bakarak ilerliyoruz. Bildiğimiz bir çok marka gözümüzden kaçmıyor. Öğretmen evini arka cepheden görüp kıvrılıyoruz.Ve arabamızı Bedesten otoparkına bırakıp yaya olarak yola devam ediyoruz. Tramvay ilerliyor, demir raylardan ve sarı belediye otobüsleri geçiyor
önümüzden. Sonra Forum Gaziantebe giriyor geziniyoruz tabii birazda serinliyoruz. Zira Antep Maraşa göre çok sıcak. Daha sonra geldiğimiz yolu geri dönerken şehir haritası gözümüze çarpıyor ve inceliyoruz hatta telefona çekiyoruz. Hemen ağaçlı yan bulvara sapıyoruz ve kalenin önüne düşüyoruz ve hafifçe tırmanıp soğa dönüyoruz tarihi yerler bizi karşılıyor bir iki poz resim alıyoruz karşı tarafta Zeytin hanı görüyoruz geçelim geçmeyelim derken broşürleri ile sarışın ince dalan bir bey bize doğru gelip "Buyurun Zeytin hanımızı gezin diyor". Yolun karşısına geçip; hanı ve mağrayı geziyoruz ilginç geliyor. Zeytin ve sabun ürünleri dikkatimizi çekiyor. Sonra oradan çıkıp az ilerdeki bir hana daha giriyoruz. Keloğlu mağrası daha da ilginç geliyor ve Turistler birer ikişer beliriyor. Hemen karşı köşede bir çeşme var geçiyorum iki delikanlı meyve poşetlerini suyla dolduruyor. "Su içilir mi? "Diyorum içilir diyerek gidiyorlar bir yudum içiyorum şifa olsun diye. Tabelede Mozaik müzesi yazısı gözüme çarpıyor. Oğluma hadi bakalım diyorum. Sağ yana sapıp karşı kaldırıma geçiyoruz. Sonra Millet hana giriyoruz biraz duraksıyoruz bir kahve içsek mi diye düşünsekte zaman az. Sonra yerli dokumalara bakıyoruz bakır işlerine, bir örtü beğenip alıyorum. Bayan bana kumaşların ismini söylüyor, Sobacı, sürmeli oduncu vs. Daha sonra yan mağzadan bir bakır ibrik alıyoruz ve bakırcılara doğru gidiyoruz. Acıkmışız galiba bir yemek yesek Antep usulü. İmam oğlunu işaret ediyorlar.Lakin çok kalabalık. Başka diyoruz. Çulcuoğluda fena değil diyorlar. Ve Şirden hana doğru ilerliyoruz. Çarşıya giriyoruz. Sıra sıra dükkanlar ve kala balıklar içinden geçiyoruz. Tam bir İstanbul havası kokuyor burada. Uğultu var çarşıda. Bu paranın uğultusu. Ticaret kokuyor buram buram. O arada şerbetçiler geziniyor. Biri eğilip soruyor" İçer misin abla" tereddüt ediyorum. Şerbet mi bu sıcakta diyecek oluyorum.Eşim" meyan kökü şerbeti şifalı iç" Diyor neyse bir bardak içiyorum. Önce topraksı bir tad alıyorum hoşlanmıyorum. Biraz sonra tatlımsı bir koku geliyor genzimden.Biraz ilerde bir başka şerbetçi bardağımı görmüş olacak elimde eğilip; " Abla bugün Miraç gecesi bili misin? hayrına bir güğüm dağıtam para verde" diyor. Beyime bakıyorum gülümsüyoruz. Sonra ilerleyip toptancıların önünde geçiyoruz ve Şirden hana ulaşıyoruz oradan Çulcuğluna giriyoruz. Hayli uğultulu bir lokanta orta yerinde bir dut ağacı bedeni ile dikkat çekiyor. Bedeni burada dalları ya yukarıda yada yok. Masamızı donatıyorlar.İştahla yiyoruz ve çaylarımızı içip kalkıyoruz. Zaman daralıyor. Bir taksi çağırıp acele ile biniyoruz: Taksici zor ilerliyor. Trafikten şikayet ediyor. Birde gönüllü trafik müfettişlerinden." Ne olacak oturup balkona ahkam kesiyorlar" Diyor. Nihayet Bedestene gelip arabamızı alıyoruz ve Maraş a doğru yola çıkıyoruz. Gezinecek bir çok yer aklımızda kalıyor ne yazı ki.Antep te bir hayvanat bahçesi varmış hayli büyük ve meşhur ama onu akşam enişte beyden dinliyoruz.


ve bir dörtlük takılıyor dilime

Devamını Oku