Özlemek nedir biliyor musun?
Güneşin doğuşuna değil de, bir hayalin uyanışına bakmakmış.
Gece yarısı ansızın uykudan fırlayıp,
Yatağın boş kalan tarafına bakıp,
elini uzatıp bir hiçliğe dokunmakmış.
Sesini unutmamak için her gün hafızanı tırmalamak,
Gülüşünü kaybetmemek için
gözlerini her kapattığında o kareyi geri çağırmakmış.
İçimdeki bu boşluk kanka, bir uçurumdan daha derin şimdi.
Hasretin, ruhuma giydirilmiş ateşten bir gömlek...
Nereye gitsem sırtımda bir yük, nereye baksam senin izin.
Hangi rüzgâr esse senin kokunu getirir diye bekliyorum,
Hangi kapı çalınsa "belki o" diye yerimden fırlıyorum.
Ama kapılar sessiz, rüzgârlar soğuk, yollar ise dilsiz.
Özlemek, bir limanda hiç gelmeyecek bir gemiyi beklemek değil;
O geminin battığını bile bile, kıyıdan ayrılmamaktır.
Ben o kıyıda diz çöktüm, gözlerim ufukta yaşlanıyorum.
Duyuyor musun içimdeki bu sessiz çığlığı?
Sana söyleyecek binlerce sözüm varken, dilsiz kalmak ne acı...
Sana sımsıkı sarılmak varken, hayaline el sallamak ne büyük ceza.
İnsan en çok sevdiğinin yokluğunda, kendi varlığından utanırmış.
Nefes alıyorum ama ciğerlerim yanıyor,
Yürüyorum ama ayaklarım beni hep sana geri götürmeye çalışıyor.
Dünyanın bütün şehirleri birleşse, senin yokluğunu doldurmaya yetmez;
Senin bir tek dokunuşun, bin yıllık kışı bahara çevirmeye yeterdi oysa.
Şimdi bu oda zindan, bu şehir yabancı, bu can bana yük.
Resimlerine bakamıyorum artık, gözlerin canımı yakıyor;
Bakmasam, yüzünü unuturum diye ödüm kopuyor.
Özlemek; her gün biraz daha eksilmekmiş,
Her saniye biraz daha yokluğun altında ezilmekmiş.
Gözyaşlarım artık yanaklarıma sığmıyor kanka,
Sanki kalbim eriyor da, damla damla gözlerimden akıyor.
Bu hasretin sonu neresi, bu yolun ucu kime çıkar?
Biliyorum;
Mesafe dediğin sadece yollardır, kilometrelerdir.
Ama ruhun uzaklığı... İşte o, insanın en büyük kıyametiymiş.
Sen benden çok uzaktasın ama bir o kadar da içimdesin.
Şah damarımda çarpan o sancı sensin,
Geceleri yastığıma düşen o ağır keder sensin.
Hasret; bir insanı canlı canlı mezara koymakmış meğer,
Ve ben her gün o mezarın içinde senin adını sayıklıyorum.
Ne olurdu bir kez daha, sadece bir kez...
Sesini duysam, başımı omzuna koysam ve zaman dursa.
Bütün "asla"lar silinse, bütün "imkânsız"lar can verse.
Ama olmuyor... Kader, özlemi bizim alınyazımız yapmış.
Hasretin mührünü vurmuşlar kalbimize bir kere;
Gülmek bize haram, sevinmek bize yasak artık.
Seni özlemek, benim en onurlu kederimdir,
Seni beklemek ise, bu dünyadaki tek ibadetim.
Gözlerim kapanana dek, bu hasret yangını sönmeyecek;
Çünkü ben seni, kavuşmak için değil, mahşere kadar özlemek için sevdim.
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 21:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!