Sana "canım" derken, canımın benden çekileceğini bilemezdim,
Gözlerinin içine cenneti sığdırırken,
cehennemde yanacağımı görmedim.
Biz seninle bir ömrü bölüşecektik;
ekmek gibi, su gibi, kutsal bir ant gibi...
Meğer sen sofradan çoktan kalkmışsın, ben boş tabaklara sevda sunarken.
Bir ihanet kaç kelimeye sığar, kaç geceyi uykusuz bırakır?
Seni ellerle gördüğüm o an, zaman durmadı;
dünya bütün ağırlığıyla üzerime yıkıldı.
Gülüşün aynıydı, bakışın aynı...
Ama o bakış artık benim mülküm değildi.
Sanki bin yıllık bir çınardım da,
ellerinle yaktığın tek bir kibritle kül oldum.
Şimdi soruyorum sana;
Hangi ten sildi benim kokumu teninden?
Hangi sahte bahar kandırdı seni, kışıma terk ettin beni?
Bana verdiğin o mühürlü sözler, göğe yükselen yeminler,
Bir başkasının kucağında nasıl bu kadar çabuk kirletildi?
Duyuyor musun kalbimin o sağır edici gürültüsünü?
Hayır, duymazsın...
Çünkü sen, kendi yalanlarının o gürültülü müziğinde dans ediyorsun.
Ben seni kutsal bir emanet gibi,
bir dua gibi taşırken bu kırık göğsümde,
Sen beni, vakti geçmiş bir eşya gibi,
bir yabancının kapısına bırakmışsın.
Gidişin değil acıtan, kalışındaki o devasa yalan...
Meğer her öptüğünde bir veda saklıymış dudaklarında,
Her "seviyorum" deyişinde bir infaz hazırlığı varmış.
Ben senin için dünyayı karşıma alırken,
Sen meğer dünyayı arkana alıp beni sırtımdan vurmuşsun.
Şimdi bu şehir, senin ihanetinle ıslanıyor her gece.
Sokak lambaları bile utanıyor senin yerine, başlarını öne eğiyorlar.
Ben hangi sokağa sapsam sana çıkardım,
Şimdi hangi sokağa baksam, orada bir başkasına gülüşünü görüyorum.
İşte bu, ölümden daha ağır bir sancı;
Yaşıyorsun, nefes alıyorsun ama ruhun çoktan kefenlenmiş.
Git şimdi... Ama unutma...
Ayak izlerin kalmasın geçtiğin yollarda, adın geçmesin dualarımda.
Sana harcadığım her damla gözyaşı, her uykusuz gece,
Mahşerde boynuna dolanacak en ağır zincir olsun.
Beni ağlatan senin gidişin değil artık, anlıyor musun?
Beni ağlatan; "asla yapmaz" dediğim ne varsa,
senin hepsini tek celsede yapmış olman.
Beni ağlatan; senin gibi kalbi taşlaşmış biri için,
Benim elmas gibi tertemiz duygularımı feda etmiş olmamdır.
Veda busesi değil bu, bir ruhun son çığlığıdır:
Dilerim ki; gittiğin her yerde benim eksikliğimi ara.
Girdiğin her koyunda benim sadakatimi özle,
Bastığın her toprakta benim ahımın sıcaklığını hisset.
Sen sadece beni değil, sana olan o sonsuz inancı katlettin.
Söndür ışıkları, bu perde bir daha açılmamak üzere kapandı.
Dinleyen herkes ağlasın bu sahte sevdanın arkasından,
Çünkü dünya, senin kadar güzel sevilen birinin,
Bu kadar alçakça bir enkaz bırakıp gidişine ilk kez şahitlik ediyor.
Git... Ve bir daha sakın dönme.
Zira geri döneceğin bir "ev" yok artık;
Kendi ellerinle yaktığın o evde, ben sadece küllerden ibaretim.
Cengiz DurukanKayıt Tarihi : 30.05.2026 22:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!