Ölüm döverken kıyılarımı,
Esrik dalgalara tutulmuş, kayıp giden gemiler var içimde...
Tuzu eksik kangırenli yaralar demir atmış yüreğimde...
Hangi şiire dokunsam birikmiş acıların kapısı,
ve hangi buluta uzansam yağmur tanesi...
aşiyanlar bezedim feleğin pençesiyle
hercailer besledim dileğin kepçesiyle
ne umut umdum, ne hâyâl kurdum
dizedim üzgüleri ezgiler bestesiyle
Her kalemin öyküsü başka bir garip, her yazanın düşüncesi başka bir dünya.
Şekerin tatlı acılarını, işkenceci tuz hiçbir zaman anlayamaz.
Yastığın gizlediği sırları, güneşe aşık perde hiç bir zaman bilemez.
bal çiçeğinde acı polen arama,
acı sözler derin yaralardan süzülür.
kalemi hicranlı sözlere banıp
hüznümün harını karlara yazdım.
sabrımı horasan harcıyla karıp
acımı efsunlu bir gül'e yazdım.
yerin sillesine boynumu büküp
Bundan sonra ne sen benim yarama tuz,
ne ben senin dağına çiçek...
Sen kendi saksına özgü gül,
ben kendi coğrafyamda maviye asılı bulut.
Sen pencerende karabahtına mahküm,
Ben coğrafyamda açmayan çiçeklere yağmurum...
Takıntılı biri değilim ama kafaya taktım mı vicdanımı yoran adalet terazisini ateşe veririm...
ne insanlar gördük devri âlemde
kuzuyu çevirmiş, gözü çimende
adam olmayana neylesin hilkat
eşşeği kaybolmuş, aklı semerde...
Bugün öyle bir gün ki güneşin de tadı yok
Nasıl anlatayım ki, bu acının adı yok
Sabır taşı çatladı neylesin buna Lokman
İçtiğim kahvelerin telvesinin tadı yok
Baharlar bizar oldu, menekşenin hali yok




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!