Kimseyi kırmadan dökmeden..Kimsenin diktiği fidanı sökmeden..
Kimsenin ahını almadan..
Kimseye belâ olmadan..
Kimseler bize belâ okumadan
Gitmeliydik şu yalan dünyadan...
Ama işte
Kırk yaş her insan için dönüm noktasıdır...aynı zamanda bu yaş Kemâlat yaşıdır... hemen hemen tüm peygamberlere, peygamberlik kırklı yaşlarda gelmiştir... insanlar bu yaşlarına geldiğinde ya durulurlar.. ya da kudururlar... Kuranı kerimde öyle bir ayet vardırki,bu ayetin içerisinde kırk yaşına gelen her müslümanın okuması gererken bir dua bulunmaktadır...Bu ayet Ahkaf suresinin 15. ayetidir...bu ayeti kırk yaşına giren kişi okumayı adet edinirse, ömrü uzar..Rızkı bereketlenir ...neslinden türüyenler salih kullardan olur..Eğer kişi bu ayetten haberi yok ise... ve kırk yaşını geçmiş ise öğrendiği andan itibaren bu ayeti okumaya başlarsa aynı fazilete erişir...bu ayetin meali şu şekildedir;
" Rabbim bana ve anne babama verdiğin nimetlere sükretmemi senin razı olacağın salih ameller işlememi bana ilham et neslimide salih kimseler yap… doğrusu ben tövbe edip sana yöneldim… ve ben gerçekten müslümanlardanım "
Kıskançlık ve nefret duyguları yeryüzüne kâbil'den miras...
Yeryüzünde hiç kimse yokken dâhi bu duygular varmış..
Şaşmamak lazım.
Çok kitap okumak,
üniversiteler bitirmek, çok yer gezip görmek, sosyal statünün yüksek olması kültürlü olmak için yeterli öğeler değildir...
Kültürlü olmak, hâl ehlinin işidir.. özü duru, kalbi berrak,merhametli, empati yeteneği yüksek, nefsini yenmiş, kendisi ile barışmış kişi, kültürlü kişidir.. çünkü kendisi ile barışık olan kişinin Dünya ile kavgası bitmiştir... İnsanlar ile kavgası bitmiştir... Dünyaya ve dünyalığa karşı duyduğu şehvet bitmiştir...Kültürlü kişi, hür kişidir..
Hani Hz yusuf dönemiydi...Kıtlıık olduyduda yedi sene...Kahinler halka vermemek için ürünleri depolara tıkıp, bitlendirip denize döktüydüler...
Ha işte... şimdide durum farklı değil..Kendisini müslüman zannedenler,
Ürünü pahalıya satmak için ürünleri kamyon kamyon denizlere derelere tarlalara döküyorlar...
Demekki neymiş..Üzerinden bin asırda geçse, yaşananlar aynen tekerrür edermiş..Demekki neymiş.. Çağ değişsede, insan denen yaratık değişmezmiş...
-'Beni seviyormusun ya Resulullah..?'
-'Tabii seviyorum..'
-'Nasıl..?'
Korkuyor insan,
Kendisine dağ olana sırtını dönmekten...
Kendisine bağ olana su vermemekten...
Kendisine bembeyaz gelene, kara olmaktan...
yarasına yar olana, yara olmaktan..
Her yıl mutlaka köye gelirim.. Hiç bir zaman köyümü ve dahi anadoluyu bu seneki kadar çiçeklerle bezenmiş halde görmedim..meyve ağaçları çiçek açar açmaz ,bir gecede kırağ vurmuş..Çiçekler donmuş dökülmüş..Bu yüzden dallarda bir tane bile meyve çiçeği kalmamış.. Bu sene meyve yok..Ama hayatımda hiç görmediğim çiçekler basmış dağları ovaları...sizi temin ederim, doğa kendisini yeniliyor...değiştiriyor... Toprak başkaca çiçekler kusuyor yeryüzüne.. heryer daha önce hiç görmediğim farklı farklı rengarenk çiçeklerle dolmuş..Kuşburnu ağaçları pembe beyaz kocaman kocaman çiçeklerle bezenmiş... Anadoluya bir kez daha hayran kaldım...
sanırım ben köy çocuğuyum... Büyük şehirleri bu yüzden sevmiyorum..Ve bu yüzden İstanbula varır varmaz soluyorum..sessizce kuruyorum..
Bir bayram öncesi, babannemle dedem köyde yalnız bayram geçirmesinler diye, babam benide yanına alarak köye gitmeye karar vermişti.. Aslında babamın niyeti sadece bayram geçirmek değilmiş..Beni de şenlik olayım diye babannemlerin yanına bırakmakmış... (Bunu yıllar sonra idrak ettim)..
Ben altı yaşıma henüz girmiştim...Annem ise kız kardeşime hamileydi..Yola çıkmak üzere kapıdan çıktığımızda, bahçede annem babama yalvarmaya başladı...Aralarında bir itiş kakış yaşandı...
Annem bir taraftan kolumdan tutup, kendisine doğru çekiyor, diğer taraftan;
"O daha çok küçük...Lütfen götürme" diye yalvarıyordu... annemle babam tartıştılar..Babam annemi itti, annem düşmedi ama ayağındaki terliği çıktı, geriye doğru sendeledi..Artık bir yandan ağlıyor, diğer taraftan yalvarmaya devam ediyordu...Annemi dâhi öpmeye fırsat bulamadan, babam kolumdan çekti, evden uzaklaştık.. yola çıktık..Geriye dönüp baktığımda annem ağlıyordu..Aradan asırlar geçse o görüntüyü asla unutamam..İçim burkulmuştu...
Annem ağlıyordu..Ben annemi öpememiştim...Babannemleri çok seviyordum..Ama anneme de dayanamıyordum...köye varana kadar gizli gizli ağladım..
Ertesi gün bayramdı...Babannem bavulumuzu açtı..Annem benim için iki tane bayramlık elbise, bir kaç tanede toka almıştı..Hiç unutmam, bir tanesi kırmızı bir elbiseydi..Beyaz puantiyeleri vardı..beli kuşaklı, kolları kısaydı ve karpuz kolluydu...Diğeri ise beyaz bir elbiseydi..üzerinde meyve desenleri vardı..Göhsündeki boncuk detayları çok güzeldi...
Küle döndüm, amma közde yanmadım..
Bir gönül ki böyle yanar sanmadım..
Pınarlardan içtim içtim kanmadım..
Anladım ki susuzluğum sanadır..!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!