Bir derdim var, bin devaya değişmem..
Bir hayalim var,bin hevâya değişmem...
Var bir umudum,kırık dökükte olsa..
Bir tek selamını,bin sevdaya değişmem...
Sağ göhsüme dünyayı sol göhsüme seni verseler..
İnsanlara gelen dertlerin sıkıntıların herbiri, Allahın kullarına sorduğu birer imtihan sorusudur...
Düşünsenize..Kocaman bir sınıftasınız....Parmak kaldıran yedi buçuk milyar insan içerisinden hocanız sizi farketti...Ve size puan vermek için soru soruyor...Ne baht...
Gelen dertlere böyle bakın...O dersten, size bir daha ya sıra gelir...yada gelmez...Dertlerde derslerde misafirdir...Geleni hoş karşılayın...Onu sevinki, Derdin ve dersin sahibide sizi sevsin...
Laf açıldığında
Ocakta kül, bahçede gül bırakmayız,
Aşkı sığdıramayız kelimelere..
Ne yazık..!
Peygamberin devesi kadar aşık değiliz peygamber'e..
Dile kolay seni unuttum demek..
Dile kolay gelir, yüreğime zor..
Kolay amma gülü kuruttum demek..
Kuru gülün kokusunu gelde bana sor..
Gönül defterinde saklasam olmaz..
Dinden uzak yaşayan, inanmayan insanların hayat anlayışı doğum ve ölüm arasındadır... İnanmayan insanlar hayatı doğum ve ölüm arasında sıkıştırdıkları için, bu kısacık zaman dilimini mutlu geçirmeye çalışırlar....Çünkü, ölüm bu insanlar için gitmektir... gitmek ise bitmek demektir...işte hayattaki hız ve haz tutkusu ordan çıkar.. Hızlı yaşam ve haz dolu yaşam öykülerinin altında yatan sebep budur... İmandan münezzeh insanlar, gideceklerini düşündükleri için gitmeden önce her türlü hazzı yaşamak isterler... Hayatlarına daha fazla haz sıkıştırmak isterler... Haz ise şeytanın silahıdır.... Çünkü şeytan keş çalışır...Hazzı anında tattırır insana.... İnsanlar bunu severler... Bu yüzden azdıkça azarlar... Fakat inanan insanlar için ölüm ve doğum yoktur... Bu insanlar ezeli de bilirler.. ebedi de bilirler..İnanan insanlar için hayat bezmi elestte başlar...Onlara göre Ruhlar, doğum esnasında değil... kalu belada yaratılmıştır....Ve ruh ölümsüzdür...Dolayısıyla ruh sonsuzdur..ve ona ölüm yoktur... Kur'an-ı Kerim'de "her ruh ölecektir" demez.. "her ruh ölümü tadacaktır" der... Ölmek başka şeydir... Ölümü tatmak başka şeydir... Bu yüzden inananlar hayatı hızlı yaşamazlar...anın tadını çıkarta çıkarta yaşarlar..
Bir tarafta "din güzel ahlaktır" diyen peygamber efendimiz...
Diğer tarafta gece gündüz göstere göstere ibadet edip, efendimizin ve kuranın ahlakıyla ahlaklanamayan günümüz müslümanları..Öyle görünüyorki;
Ya biz dini yanlış anladık...Yada biz dini yanlış anladık...Yada biz, kuranı kerimi ve efendimizin hadislerini yanlış kavradık...
Öyle sanıldığı gibi; İbadet, namaz kılmak oruç tutmak hacca gitmek değildir...Bunları yaparken, yatıp kalkmaktan, aç kalmaktan , vermekten almaktan ruhumuza geriye kalandır...Yani o hal ve tavırdan ruhumuzun gıdalanmasıdır...ibadet, farz veya sünnet olduğu için yaptığımız ritüellerden elde ettiğimiz güzel ahlaktır... Yaptığın ibadet ahlakını güzelleştirmiyorsa, Bu sadece yatıp kalkmaktır.. aç kalmaktır... Nefsini mutlu etmek için para harcamaktır..
Her hacı hacı olmaz, Mekke'ye gitmekle..
Dış görünüş perdedir..Cevher özde saklıdır..Perdeler kalktıkça özdeki sır açığa çıkar...Senin dünya ve dünyalık için gösterdiğin başarı sen ile özün arasındaki perdedir..Perdelerini yırtmadıkça, özünde sakladığın cevher ortaya çıkmaz..
unutma...! aynada gördüğün sen değilsin..yırt perdelerini..Yık duvarlarını..Gör özünde sakladığın eşsiz meyveyi...
Her nabzı atanı diri mi sandın...
Diyar diyar dolaşan ölü ruhlar var..
Ebu Cehili Ebu lehebi ölümü sandın...
Onlar damarlarda dolaşıyorlar...
Hikmet ile döner dünya,
Hikmet ile doğar, güneş,
Ruh ruh ile değilse eş,
Aşk kemendi takılmazmış..
Kalpten gelir ilahi ses,
Ruhtan gelir her bir nefes
Tam dokuz yıl boyunca yatılı okullarda okudum... Sadece yaz tatillerinde evde olabiliyordum..Haliyle yaz tatillerini iple çekiyordum.. Ah bir de annemin yaz temizlik seansları olmasa daha rahat edecektim.. ama olmuyordu işte.. annemin de yaz ritüelleri vardı... azıcık güneşi görsün hemen heyecana kapılıyor bir an önce temizliğe başlıyordu...3 ayın bir ayı annemin temizlik ve kış hazırlıkları ile geçerdi..Çok kızardım...Annem halı yıkardı..yün döverdi..erişte, mantı keserdi..tarhana yapar,melemenlik kaynatır, türlü türlü reçeller pekmezler yapar,daha birçok işle meşgul olurdu.. bu işlerle de kalmaz aynı zamanda bizi rahat ettirmek için elinden geleni yapardı... Sadece bu kadar mı..? Tabii ki değil... bizim anahtarımız kapının üzerinde dururdu.. anahtarı çeviren içeri girerdi...Gelinimiz gidenimiz, yatıya kalanımız çoktu... Annem bir de bunlarla uğraşır, fakat hiç şikayet etmezdi...yorulan oydu..kızan bizdik..Tüm bu işleri yaparken çoğu zaman zorla bizede öğretmeye çalışır;
"Yaptığınız banaysa, öğrendiğiniz kendinize kızım.. hepiniz her şeyi öğrenmek zorundasınız.. yarın el kapısına gittiğinizde ben kendime küfür ettiremem" der, zorla bizide işin içine çekerdi.. Bu yüzden yazın gelmesini annemin halı yıkamasını yün dövmesini, kış hazırlıkları yapmasını hiç istemezdim..
Aradan yıllar geçti..Anneme babama kızdığım hangi husus varsa, şu anda aynısını ben yapıyorum....Bir tek halı yıkama hususunda biraz gevşek davranıyordum...Yıllardır halı yıkamamak için direniyordum.. Ama halı yıkamacıların üstünkörü yaptığı iş artık canıma tak edince bu yıl halıları kendim yıkayayım dedim.. ve bugün şeytanın bacağını kırdım.. halıları yıkadım.. hem yıkadım, hem anneme dua ettim..Çünkü halı yıkamanın bile bir ırbı vardı.. önce halılar ıslatılır.. bir iki saat bekletilir. Sonra 2 3 defa deterjanla yıkanır.. sonra halının arkası yıkanır, sonra arap sabunuyla, sonra Hacı şakir'le yıkanır, en son olarak da yumuşatıcılı su ile yıkayıp, durulayıp nokta koyulur..Bana bunları annem öğretmişti...Canım annem iyiki var..iyiki benim annem, ve ilk öğretmenim...canım benim..İYİKİM... Yaz tatillerimin katili olsa da, seviyorum ben bu güzel kadını yaa..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!