Bana hep anlatıldı ben ise anlatıldığı gibi yaşayamadım. Bana Türk milleti zekidir, şereflidir, namusludur dediler. Bir baktım Fatih Sultan Mehmet'in türbesinin yanında çiftler öpüşüyor, kızdım. Çünkü bana Türk milleti atasına saygılıdır dediler. Neden bu kadar bizleri zorladılar? Eğer deseydiler Türk milleti namussuzdur, şerefsizdir bu kadar kızgın olur muydum? Hiç türbanlıları kuytu köşelerde, parklarda, bahçelerde uygunsuz gördüğümde kızar mıydım? Ama deyin artık! Deyin Türk milleti şerefsizdir, komşunun karısına, kızına göz diker rahatlayalım. Deyin Türk milleti sahtekardır; tartıda, ölçüde hep hile yapar. Deyin Türk milleti hırsızdır, don bile çalar. Rahatlayalım artık. Ben şu an rahatladım; artık ölen insanların ardından okunan seladan sonra şehrin eşraflarından bilmem kim öldü anonsuna inanmadığım için. Şerefli mahlukat denen insanın hayvanlardan üstünlüğünün sadece konuşmak olduğunu, o konuşmanın çoğunluğunun da ya küfür ya da yalan olduğunu öğrendiğim için rahatladım. evet evet şerefsiz bir milletiz. Artık bunu söyleyebildiğim için rahatladım. Hadi siz de rahatlayın. Şerefsiz, namussuz bir milletiz deyin rahatlayın. Kasmayın kendinizi bu kadar.
Düşünceler beyin kavanozundadır.Uçmak isterler, özgür kalmak isterler.Aklı başında insan, açar bütün kapaklarını, salıverir karasineklerini ve beynini yiyip bitiren sivrisineklerini.
Bazen düşüncelerimizi bir sinek gibi salıverdiğimizde, gidip bir pisliğe konabilir.Yanlış düşünceler bizi, yanlış yerlere sevk edebilir.O zaman düşüncelerimizi bir kartal gibi salıvermeliyiz.Ulvi düşünceler içinde varlığımızı sürdürmeliyiz.
Bazen kendimizi bir sinek gibi hissedebiliriz.Dünya kavanozunda sıkışıp kalabiliriz.Bütün hayatımızı dışarı çıkmak için, bir çıkış yolu bulmak için harcayabiliriz.
Bu gibi düşüncelerden kurtulmalıyız.Hayatın özündeki iyiliğe dokunmalıyız.Bir kuş gibi bulutlara uçmalıyız.Güneşi yüreğimizle yakalamalıyız.Sımsıcak duygular içinde olmalıyız.İşte o zaman hayatımız bir kavanoz olmaktan çıkar ve bir karasinek gibi ortalıkta dolaşmaktan kurtulabiliriz.
Düşüncelerimizle bir çiçek aramalıyız.Yani bir gül kızıllığında güne başlamalıyız.Gün ortasında güneşe dokunmalıyız.Karanlık bir odada lamba aramamalıyız.Işığı kendi içimizde yakalamalıyız.
yeni bir yazgıya giriş yapamadık sevgili
hep uzağımızda martılar denizle buluştu
bana ya poyraz düştü ya sopsoğuk kış
rüzgar başka saçları okşarken ılgıt ılgıt
ne güneşli bir gün görebildim ne yıldız
Ben bu kelebeği çok severim akşam oldu
Kelebeğim ağacın etrafında dolaşır
Bir çocuk evden dışarı çıktı
Çocuk o kelebeği gördü
Kelebek korkudan
Yağmur yağıyorken
Ürkerek ve titreyerek
Karanfil incinmekte
Sen ki özgürlüksün
Bulutlarına gülümse
Kırılma ve gücenme
Gecenin kapkaranlık yüzüne bin tokat atıp
Gırtlağını yırtarak elimi kana bulamaktayım
Aydınlıkları geride bırakarak ağlamaktayım
Titrek dudaklarımı senin için ıslatmaktayım
Gözleri sabıkalı bir aşkla sana mahkumum
Karanlıklarda kalmış açmamış gül goncayım.
Yüreğimden damla damla süzülür çiy tanesi.
Sevmek isterim akıp duran seni ve sefaletleri.
Bir gül yanıklığında tutuşur içimde aşk külleri.
Savrulur ruhum gecenin karanlıklarında ateşli.
Oysa ben sana vurulmuştum. Neden bu kadar silah bana çevrildi anlamıyorum? Sen yanımdayken tek düşmanım akıp geçen zamandı. Neden herkes beni topun ağzına sürüp, bir yere fırlatmak istedi, neden senden ayırmak istedi? Neden sana olan sevgim başkalarında nefreti ateşledi. Oysa yandığım sadece sendin.
Tuttuğum el senin elindi. Baktığım göz senin gözündü. Neden bunca beden aramıza girdi? Sarıldığım sendin. Neden bu kadar kuşatıldık? Neden mahşere çevrildi hayatımız? Bunca kalabalık kimin ordusuydu? Biz birbirimizi ruhumuza kadar fethetmişken, bunca kalabalık insan ordusu neyin peşindeydi?
Ayırdılar bizi. Ayrılmak yenik düşmek değildi. Sadece yorgan sermekti, yastık koymaktı. Daha bir sarılmak için zaman kazanmaktı.
Karadeniz şarkıları kadar güzeldin. Bir kemençe gibi çaldın yüreğimi. Şimdi yüreğim senin için hop oturuyor hop kalkıyor. Seni ben böyle sevdim. Kim ne çalarsa çalsın, ne söylerse söylesin. Zurnanın son deliği olur. Sadece senin sesin beni uyutur. Seni sevdim diye bana bıçak bileyenler oldu. Ben nefsimi seninle öldürdüm. Kim öldürebilir ki beni artık.
Nefretten kuduran, kudurmuşçasına sever aynı zamanda. Ben seni böyle sevdim.
Yine akşam olmakta. Ağaçlar, yapraklar, insanlar, çekilmekteler kendi manşetlerine. Ben ise tüm gazateleri çektim üzerime. Harf harf yalnızlığı sardım üzerime. Sen evinin köşesinde, umut çiçeklerini sulamaktasın. Ben ise gazatenin köşe yazısında, beni hiç tanımadığı halde bir yazarın kaleminin ucunda can çekişmekteyim. Ah yine bundan haberin olmamakta. Ey sevgili, benim ölerken son sözüm ' Eğer cennetinde bir yetimhane varsa, koy beni içerisine, çünkü dünyada bana hiçbir kapı aralanmazken, bari orada bir ranzam olsun.' olacaktır. Ben dünyada bir eşle yatmayı bırak, kendimle bile yatamam. Hep yastığım ellerim, yorganım ise yalnızlığım olmuştur. Yalnızlığım beni ısıtmaya yetmemiştir. Ey sevgili, sen evinde çayını yudumlarken, ben yüzü koyun yalnızlığa bir balkondan düşer gibi düşmüşümdür. Sen koltuklarında otururken, ben bankta karanlıkları içmişimdir. Yine yüreğime bir yıldız ferahlığı girmemiştir. Senin gecelerin olmuştur, benim ise zifiri karanlığım olmuştur. Sen yıldızlardan korkarken, ben koynumu sabahın en soğuk saatlerine açmışımdır. Senin apartmanın ışıl ışıl parlarken, ben otobüs duraklarında ölümü beklemişimdir. Ah ölüm, son otobüsle bile gelmemiştir. Ey sevgili, elim düşer kaldırım taşlarına, soğuk bir kalp atışı dolar avuçlarıma. Ey sevgili, sen bir nisan yağmurunun altında toprak kokusunu ciğerlerine çekerken, ben düştüğüm sokakların ayak izlerini çekmekteyim genzime. İnsanlar burnumun deliklerinden girmişlerdir içime. İçim ki insan kaynar ve kokar, burnumu silmek isterim gözyaşlarımla. Ey sevgili bir acının fotoğrafıdır cebimdeki. Polisler beni ölürsem fotoğrafımdan tanır. Çünkü hiç kimsenin çekmediklerini çekmişimdir. Karakollardaki tutanaklara şiir gibi geçmemişimdir. Zaten nezarette şiir okunmaz. Ah benim halimden kimse anlamaz. Bu yüzden mahkumum yalnızlığa. Bu yüzden ellerim hep kelepçelidir. Bu yüzden üzerim hep gazeteyle örtülüdür. En okur yazar bile, bir cümle kadar anlayamamıştır beni. Sen ise, çiçeklerinle meşgulsündür. Saksılarında oysa ben çoktan kurumuşumdur.
Bu ara karalahana gibiyim. Karalahana kara değil; ben de ben değilim.
Kendi rengimi ortaya koyamamaktayım. Evet, ben yeşilim ama nedense kara talihim peşimde. Sürekli bana kapkara bir ön yargı giydirilmekte. Kişiliğime uygun bir boya hayatımı renklendirememekte.
Sürekli fırçalamakta beni insanlar, kişiliğimi karalamakta. Benim yaprak yaprak bir mahşer yeri olduğumu görememekte. Yemyeşil bir tabiata sahip olduğumu düşünememekte. Herkes bana dünya kazanında cehennem azabı yaşatmakta. Beni iliklerime kadar kaynatmakta.
Bembeyaz kar örtüsü üstüne karalahana gölgesi düşmekte. Yeşil ve beyaz kompozisyonu karalahanın kış manzarasını oluşturmakta. Soğuk bakanlara yemyeşil lahana sımsıcak ruhunu akıtmakta. Soyadımı eriyen buz sarkıtlarının sularına katmakta.
Yoksulun karın tokluğudur karalahana. Bir coğrafyanın yamaçlarından kopup gelen sevgi selidir aslında. Bir toprağın yüreğine ekilmiş aşk tohumudur. Karadeniz ruhunun alevden bir bitkiye dönüşümüdür. Bütün ocakları tutuşturan bir fitildir bir kişiliktir başlı başına.
Bir karalahana iklimi yaşamaktayım. Kimse ruhumu yansıtan yayla yeşilini görememekte. Herkes beni içindeki karanlığa çekmekte. Bana karalahana demekte. Sonra oturup yemekte. Aslında şunu kimse bilmemekte:




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....