Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Zarif bir çiçeğin renklerinde kırmızı dudakların vardır. Bahar dudaklarında şen şakrak kahkahadır. Güldüğün kadar mutlusundur, ağladığın kadar esir. Bırak koyuver gözyaşlarını, sevgilinin adı silinip gitsin. Seni güneşe muhtaç eden, gece karanlığında yıldızlara esir eden sevgili tüm yağmurları yüreğine doldurup da, sana üşüme bırakırsa, uzattığın ellerini geri çek. Çünkü ıslaklık çarşaf çarşaf yatağına sızarsa, sevişmeler sıcaklığını bırakmıştır. Öyleyse sen neden hala sevgilinin kucağındasın? Rutubetli duvarın kopan sıvalarından bir ömür boyu dizdiğin tuğlalar ortaya çıkmışsa, o duvarda sarmaşık güllerine benzeme. Kop sen de o duvardan sıvalar gibi. Çünkü aşkın rengini yitirmiştir. Mutluluk oysa gökkuşağı gibidir. Hiç gökkuşağında siyah gördün mü? Bırak öyleyse sana yağmurlardan sonra güneş olmayanı. Islandığın kadar aşıksın sanma. Sazan gibi çalkantılarda yaşama ve hemen oltaya takılma. Acıdan korkan mutluluğu bulamaz. Fazla acı ise ayarı bozuk saat gibidir. Beklediğin her saat başında dakikalar gelip yanı başından gider. Sonra bakarsın ki saatin ilk beklemeye başladığın dakikadadır. O zaman anlarsın ki ayarı bozuk olan aşkındır. Beklemek ve gitmek yüreğinde bir karanfildir; ya koparır atarsın yüreğindeki tüm karanfilleri ya da gözyaşların benzin olur dökülür ayaklarına da sevgilinin seni cayır cayır yakmasını beklemeye devam edersin. Yanıp tutuşmalarını da aşk sanırsın. Ne zaman aşkın kül olur da dökülür avuçlarına o zaman anlarsın ki aşk cehenneminde yanan sadece sensin. Böyle bir durumda kimi günahkar ilan edebilirsin ki? O cennetinde mutluyken sen o cennetten kovulan iblis gibi böğürürsün. Bu dünyada fazlalık gibi yaşamaya başlarsın. Ses verdiğin kulaklarda başka aşk şarkıları çalmaktaysa, kimseye aşkını duyuramazsın. Sevgili başka tenlerde bornoz iken, su iken, sabun iken, sen sadece perde olarak durabilir misin? Aşkını sen saklarken sevgili kendini sevişmelerle açığa vurursa, sevgini namuslu sayar mısın? O sevişirken başkalarıyla sen yanından eğik gidersin. İşte en kötüsü budur. Sen giderken sevgiliyi sevişirken bırakmak. Sen sevgiliden bir gözyaşı beklerken, onun gözlerinde başkalarının mutlu silüetleri sana el sallar. Senin görmek istediğini o görmezse bakışlarda ayrılık başlar. Sen giderken tüm aynalarda sana bakan onun gözleri yoksa, çık aynaların karşısına saçını tara ve kendine gülümseyerek bir haber vermeden oradan ayrıl. Sana yakışan da budur. Senin kaliten kadar, aşkın da kalitelidir. Senin değerini bilmeyenin yanından etiketini söküp ayrıl. Başkasına kollarını açandan çek ellerini. Başkasına sarılanın elleri hayatında fazlalıktır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Saçını okşadıkça elimi cehenneme çevirdin.
Avuçların, yakıcı yerinden yanardağlar içirdi.
Yüreğimde yangın gibi hararetin ilerleyiverdi.
Sen Hristiyan ben Müslüman aşk dini geçti.

Devamını Oku
Osman Demircan

Biz edebiyat kitabında yer alan matematik probklemi gibiyiz. Kim anlar problemimizden sevgili. Daha çarpım tablosunu bile ezberleyemeyenler mi? Yoksa iki kelimeyi bile bir araya getiremeyenler mi? Boşver sevgili... Biz güzel bir yüzden dökülen yaşlar gibiyiz. Ne güzel ağlıyor diyenler mi bize mutluluk yüzü gösterecek sevgili. Biz sokak çatışmasındaki yanan lastikleriz. Hangi taraf yangınımıza bir son verecek sevgili. Tüm eller yumruk gibi havaya kalkarken, biz mutluluk şarkılarında gezen parmaklar mı olacağız. Kör kuyularda bizi görecek bir çift göz beklerken, bize mezar açan ellerden mi insanlık göreceğiz. Yok yok sevgili unut gitsin. Bu mutluluk şarkısı dudaklarımızda bir şarkı olsun. Notalara vuralım öpüşlerimizi. Öpüşe öpüşe anlatalım birbirimize dertlerimizi. Biz duvarlara yazılmış militarist yazılarız. Sokak köpekleri gelip dibimize küçük tuvaletini yaparken, kim okuyacak ruhumuzu sevgili. Sen bir karanfilsin ben ise seni sımsıkı tutan bir el. Seni böyle sımsıkı ve sımsıcak severken, bana uzanan elleri geri çeviririm sevgili. Kimse bundan sakın alınmasın. Seni bırakırsam eğer, ellerimden utanırım. Bizi kim anlar sevgili. Hayatında bir defa olsun adam olup da adam kalmayanlar mı? Bizi kim anlar söyle kim anlar. Hayatında bir defa olsun ter içinde kalmayanlar mı? Dünya bir sağanak yağmurdur bizim için. Ne kaçarız ıslanmaktan ne korkarız şimşeklerin parlamasından. Yeter ki biz birbirimizi anlayalım sevgili. Senin ellerin avuç içlerime karanfil şiirleri yazsın. Benim bakışlarım senin göz bebeklerini okşasın. Senin bir çeşme ol yüreğimdeki kuruyan damarlara ak. Ben bir deniz olayım, ayaklarına mavi renkli halılar sereyim. Birbirime öyle sarılalım ki kökü aynı bir çift ağaç gibi yükselelim göklere. Toprak altımızda çiçek desenli kilim olsun. Bunu gören ağaç altında sevişen sevgililer kudursun. Ben bir kurt olayım dolunayda uluyan. Sen bir asena ol yüreğimdeki karanlığa hükmeden. Sonra dağlar yuvamız olsun. Ben senin yanındayken, çoban yıldızının altında kuzu masalları anlatayım. Dünyaya ve insanlara bakıp kuyruğumu sallayayım.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bugün bir film izledim. Her karesinde sen vardın. Ellerin bir merhametti. Bütün paslanmış parmakların inadına seninkiler altın gibi parlamaktaydı. Ellerindi ihtiyaçlarımı gideren. Ellerindi bana zahmetsiz bir gün geçiren. Senin eline düşmek, parmağında bal olmaktı. Parmakların yürek peteğimden keşke hiç çıkmasaydı. Yüzün gün ışıklarıydı. Seninle yüz yüze gelince, hiç akşam olmasın istedim. Sözlerin yün yastıkları kadar yumuşaktı. Başımı koyup latif sözcüklerine, bir masal kadar hayallerle doldum. Bugün o kadar güzeldin ki, bütün insanlar gölge gibi yerlerde sürünürken, sen ise gerçek bir insan gibi apaydınlıktın. Bugün bütün ışıklar senin üzerindeydi. Loş ışıkların birer parçası iken tüm insanlar, sen bir yıldız kadar ışıl ışıldın. İnsanlar, yemek artıkları gibiyken günün dudaklarında, sen porselen dişler gibi ışıltılıydın. Bugün gözlerin merhametti, bakışların insandı. Öyle güzel bakmaktaydın ki, gözlerinden öpmek istedim o an. İnsanlar kara çarşaflar gibi dolanırken etrafımda, sen kadife kadar yumuşaktın. Öyle bir halin vardı ki, hiç insan görmemiş kadar temiz bir bakışın vardı. Gözlerine girmemişti sanki bir insan sureti. Öyle tatlı bakıyordun. Göz kapaklarında yaşamak istedim o an. Öyle aydınlıktın ki, yeryüzüne cennet indi sandım. Cehennemi görmemek için başka biriyle göz göze gelmemeye çalıştım. Tenekeden şehirlerin, teneke saksılı gülleriydi diğer insanlar. Sen ise, baştan başa çiçek tarhıydın. Çoraklığıma gül bitir diye, yanında toprak olmak istedim o vakit. Ne güzel suret ne güzel insandın. Tüm insanlar uzun yazılardı, sen sadece nasılsın dın. Bütün insanlar kitaplar dolu cümle iken sen sadece, bana güven din. Abartısızdın, sadeydin ve yalındın. Öyle bir hafiflemek yaşadım ki yanında, sanki kıble rüzgarıydın. Sen bugün bir kelebek değildin, bir kelebeğin kanadı hiç değildin. Sen bugün bir kelebek kanadındaki ince çizgiydin. Diğer insanlar ise, demir teliydi. Paslı ve inciticiydi. Bugün durgun bir göldü. İnsanlar sularına düşmüş kütüktü. Sen ise o durgun sularda yüzen tek kuğuydun. Aslında bir insanı kuğuya benzetmek istemedim; ama hata ettim. Sen bugün bembeyaz bir insandın. Sen şiirdin ben mısra. Bir duygunun anafikriydin. Ey sevgili sen ruhumun kır çiçeğiydin. Sen, yaşantıma renk, rüyalarıma huzur katandın. Yaşamanın en zarif yanıydın. Baştan başa bir çocuk parkıydın. Salıncaklarında gülücüklerin uçuştuğu çocuk masumiyetiydin. Ey sevgili ne güzeldin. Ve hala öyle...

Bitmesini istemediğim mutluluktun. Bir beyittin, ruhumun derinliklerinden çıkan:

Ben senin yazın, sen benim yazım

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir göl ki sularına vurur söğüt dalları. Dalga dalga yayılır serin suları. Bir rüzgar ki saçlarına değmeden gider. Çimenler bu manzara karşısında boynunu eğer. Çünkü saçların çiy düşmüş çimenlere benzer. Tıpkı saçlarına tutamamamın verdiği hüzünle, bükerim ben de boynumu. Yoksul bir çocuğun, eşofmansız haliyle, arkadaşlarının top oynayışını izlemesine benzer sana bakışım. Ben yoksulluğu, ben dışlanmışlığı okulda öğrenirken, kara tahtalar bana iki kere ikinin dört ettiğini gösterir hep. Ama sevgili matematik kitapları ne derse desin, ben seni hesapsız severim hep. Bütün duygularımın altına senin ismini yazarım. Sen olmazsan kalbim çöp tenekesine benzer. Seni sevmek yanarak ölmeye benzer. Bir okyanusun dalga serinliğinde, dudaklarım rüzgarın yanı başıma taşığı teninin tuzuyla yapılmış yemekleri yer. Öyle lezzetlisin ki sen, bir nehrin beslendiği havza gibisin bedenimin açlığında. Bir toprağa sımsıkı sarılan bir ağacın kökleri gibi sevginle ayaktayım ben. Can suyum, hayat kaynağımsın. Sen bana, içimin karardığı anlarda; tıpkı zindandakinin aydınlığı yüreğine doldurması gibisin. Yüreğimin çatı katısın. Duygularımın, yıldızlara açıldığı yerdesin. Sen bana mehtabı sevdirensin. Sen bana bir melemensin, bandıra bandıra yediğim. Tüm açlığımı, domates rengindeki rujunla ve yumurtaya benzeyen dudaklarınla doyuransın. Sen bana, tarlada ter içinde kalıp, kana kana su içen bir çiftçinin susamışlığını yaşatansın. Sen aç sofrasındaki zeytinimsin, soğanımsın ve köy ekmeğimsin. Seni sevmek yanarak ölmeye benzer. Sevgilim, çağlayan gibi dökül yürek yangınıma. Ey sevgili, kuruyan topraklarıma yağmurlar gibi yağ. Bir bahara dönüşsün hayatım. Çimenlerim, çiğdemlerim tekrar büyüsün. Gözlerimin rengi, bir mavi olsun senin okyanus serinliğinde. Gözlerim bir yeşil olsun, ormanı çağrıştıran güzelliğinle. Gözlerim bir toprak renginde olsun; ama göz bebeklerimde güller, laleler filizlensin diye beni ağlatma. Bana gözyaşından oluşan bir dünya bırakma.

Devamını Oku
Osman Demircan

Neyim varsa neyim yoksa daima aldın
Bakışlarımı ölü bir deniz gibi bıraktın
Sen kirpik uçlarıma gözyaşlarımı astın
Kazandın sen kazandın hep kazandın

Sen bana bir gülücük bile bırakmadın

Devamını Oku
Osman Demircan

Sen bir penceresin. Seninle açarım perdelerimi güne. Ve panjurları yanlara çekerek, seninle bakarım hiç acı vermeyen bir duygu gibi gökyüzüne uzanan tepelere. Seninle bakarım çiçeklerin en yeşiline. Toprağın teninde hissederim hışırtısını rüzgarın otlar sallanırken. Seninle görürüm yüreğim bir fanus gibi iken okyanusların üzerine yağan yağmurun sesini. Sen bir penceresin. Camların güneş ışıklarıyla bir sarıya bir mora dönerken yüreğim perdelerin savrulması gibi duygu rüzgarlarıyla dans eder. Ellerim pervazlarına bir güvercin gibi konarken, dünya kocaman bir gülümsemeye benzer. Sonra havalanırım camlarının buğusundaki ormanın içlerine. Seninle gözlerimi açarım. Hayalimden hayaline bir uçurtma uçururum. Senin adın mavi benim adım ise masmavi olur. Bulutlar yüzdürürüz kalbimizden kalbimize. Sen bir penceresin. Sonra bir rüzgar eser camların kırılır. Dağılır cam kırıkların yüreğimin kadife yerlerine. Panjurların elinin tersi gibi çarpar durur duvarlara. Bense bakarım boynu bükük sokağın asfaltına. Soğuk, karanlık, katı ve sessiz bir asfalt çağırır beni aşağıya. Sen bir penceresin ve ben düştüm düşeceğim her an sokağın katı zeminine. Sonra yıldızlar nasıl çakılırsa gökyüzüne öyle düşeceğim ben soğuk, katı, karanlık yeryüzüne. Sen bir penceresin. Hem yıldız dolu bir gecede perdeleri ve camları ardına kadar açıksın. Hem gözyaşından elbiseler giydirdiğin gözlerime ardına kadar intihar korkusu yaşatan bakış açısısın. Seninle bakarım gözyaşlarım damlarken katı, soğuk, karanlık ıslak zemine. Sen benim hayata bakan yanım, ölüme açılan kapımsın. Sen benim penceremsin. Gün ışıkları dolarken camlarından içime, yüreğim pırlanta gibi parlar. Güneş sıcağını hafif hafif sen rüzgarlarla doldururken damarlarıma, kanım senin için kaynar. Yaşama sevincim, ışığım ve aydınlığımsın. Sen aynı zamanda katı ve sert asfalt zemine yüzünün peçelerini, havalanan perdelerle açan ilgisiz bir bakışsın. Ne zaman gözünden düşsem, beynim parçalanır yerde. Şiirler akar başımın kırıklarından. Son dizenin son kelimesi sızarken soğuk zemine, canım çıkar böylece. Sen bunları nereden bileceksin ki? Hayatında hiç şiir yazmadın ki? Sen benim penceremsin. Buğuların akarken pervazlara, kanım damlar sokağa. Adım silinir camlarından, güvercinlerim yükselir göklere.

Devamını Oku
Osman Demircan

Az önce oturduğun sandalye boş. İçtiğin çayın bardağı boş. yüreğimse senle dolu. Neden bir sandalye gibi senin yokluğunu kabullenemiyorum. Neden boş bardak gibi olamıyorum. Neden aşıklar gibi kurnaz olamıyorum. Ağzı laf edenler gibi, bir küsüp bir barışanlar gibi, duygu oyunları yapanlar gibi sevemiyorum. Bir salak gibi seviyorum. Şapsal aşıklar gibi sersemleşiyorum yokluğunda. Neden bir kurşunun silahı terk etmesi gibi seni terk edemiyorum. Neden hep kendimi vuruyorum. Neden kızıl bir göle dönüp, kendimi boğuyorum. Neden kurnaz kediler gibi eriştiğim ciğere güzel, erişemediğim ciğerlere pis diyemiyorum. Yüreğim bir ikamet senedi sanki. Öyle yüreğime oturuyorsun ki kendimde kalkacak güç bulamıyorum. Sanki günahımın içine yapışmış sevap gibisin. Seninle olmam için yanmam mı gerekiyor?

Hani anlamsız ikinci kelimeler vardır ya, kitap mitap, çocuk mocuk, Rize mize gibi... Seni seviyorum derken ikinci kelime anlamını yitirse de sen kelimesi hayatımın bir numaralı anlamı oluyor. Neden hep bir numara oluyorsun. Keşke kitap mitap derken ki gibi ikinci olaydın ve anlamını yitirseydin. Seni beni bilmem derken bile beni bilmiyorum hep seni biliyorum.

Beni severken cennete, canımı yakarken cehenneme inanıyorum.

Devamını Oku
Osman Demircan

O parmakların beni gösterir eline düşerim
Kan damlayan ojeli tırnakların beni yaralar
Parlak ışıklı beş yıldızlı salonları bırakarak
Bir yıldız isterim senden mehtabım ol diye

Gözlerindir diyorum katran karası geceye

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir kadının sadece saçları namusluymuş. Çünkü daha çocukken babası saçlarını okşar benim nadide çiçeğim dermiş ona. Ve babasını o kadar severmiş ki saçlarını sadece ona okşatırmış. Bir perşembe günü annesi onu alıp anneannesinin yanına taşındıklarında bir daha babasını görememiş. Her ne zaman babasını görmek istese annesi ona hep mani olmuş. Babasının bir resmini annesinin çantasından çaldığında hayatındaki ilk hırsızlığı ve ahlaksızlığı yapmış. Sonra annesi ona fotoğrafı sorduğunda bilmediğini söyleyerek ilk yalanını söylemiş. Derken ahlakı bu şekilde bozulmuş. Her erkekte babasının şefkatini aramak istediğinde kendini yatakta bulmuş. O yataktan bu yatağa savrulurken kendini kaybetmiş. Buna rağmen cüzdanında babasının fotoğrafını kaybetmemiş. Bir cuma günü dışarıda ezanlar okunurken o yatakta bir erkeğe bedenini peşkeş çektiriyormuş. Fakat hiçbir erkeğe saçlarını okşatmıyormuş. O akşam da saçlarını okşatmak istemediği için bedenini peşkeş çektirdiği erkeğin hışmına uğramış. Hem dayak yemiş hem gırla küfür. Cabası cüzdanını da erkeğe kaptırmış. Hiçbir şeye üzülmemiş ama babasının fotoğrafının elinden gasp edilmesine çok üzülmüş. O gece saatlerce ağlamış. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Fakat gidecek bir yeri yokmuş. Ağlaya ağlaya merdivenlerden inmiş. Yarı çıplak bir vaziyette sokağa çıkmış. Hepsi camiden yeni çıkmış erkeklerle sokak doluymuş. Ona bakmışlar fakat hiç acımamışlar. Çünkü arsız ve namussuz bir vaziyette olduğu için şeytana benziyormuş. Cemaati ayartabilirmiş. Saçları namuslu kadın oradan uzaklaşmış. Bir denizin kenarına gelmiş. Saçlarını rüzgara vermiş. Dalgalanan saçlarında yıldızlar parlıyormuş. Babasını düşünmüş ve üzülmüş. Denizden esen rüzgar onu üşütmüş. İçi titremiş gözleri karanlık sulara dalmış. Önce gözleri intihar etmiş. Sonra tüm bedeni acılara boğulmuş. Bir sabah ceseti karaya vurmuş. Saçları tertemizmiş. Bedeni ise yalnızmış. Polisler gelip onu morga kaldırmışlar. Hiçbir ziyaretçisi yokmuş. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Sonra belediyeden adamlar gelmiş. Onun kuyusunu kazmışlar. Onu elleriyle mezara indirmişler. Saçları namuslu kadının saçının bir teline dokunamamışlar. Onu öylece gömüp kaybolup gitmişler. Kimsesizler mezarlığında sadece onun kabrinde beyaz güller açıyormuş. Sadece onun mezarında baba baba diye sesler duyuluyormuş. Yağmurlar düşer toprağa. Büyür mezarlarda acının çiçekleri. Yaşamak nedir ki zaten. Bütün çabalarımızın sonucunda bir mezar taşı kalır geride. Bir de otobüs bekler gibi ölümü bekleyişlerimiz yansır gök kubbeye. Sonra ön kapıdan bineriz içeriye ve tacizler, tahrikler arasında ulaşırız son durağa. Kimi skor peşinde kimi aşk peşinde giderken bir bakar ki arka kapı açılmıştır ve inme vakti çoktan gelmiştir. İnişli çıkışlı bir hayatın virajlı yollarında
kimse kimsenin umurunda değildir. Çünkü o otobüste zaten insanlık ölmüştür.

Devamını Oku