Kıyılardan gemiler meçhule yol aldılar
Kar kefenlerine sarılı cesetler taşıdılar
Taptaze fidanları koskoca bir ormanı
Kar yağmurunun altında ihtiyarlattılar
Bir soğuk harpti bütün asker çıplaktı
Beyaz çiçek dolu dal olacağım
Canlanacağım arının bedeninde
Bal olup peteğe damlayacağım
Tatlanacağım sevgilimin dilinde
Ben sevgimi aşkımı akıtacağım
Şanın var şöhretin var Türkiye'de sözün var.
Avrupa'yı titrettin sırada tüm dünya var.
Güçlü bir ses duyuldu İstanbul merkezinden
Korktu bütün takımlar hızaya geldi birden.
Ülke ülke yayıldı bu şahlanış bu şöhret
Bir efsane yazıldı aniden sarı kırmızı renkten.
Bir çam ağacının gövdesinde çam sakızı, denizin en karanlık yerinde ışık saçan bir balık, bir zeki kadının beyninde düşünce, bir şairin yüreğinde imge, bir çocuğun ağlayışında gözyaşı, bir ülke coğrafyasında metropol, bir adada palmiye, bir fakirin evinde sımsıcak çorba, bir zenginin evinde antika, senin ise sadece sevgilin olmak istedim.
Bıraktım tüm arzularımı bir kenara sadece sana geldim. Seni beklerken bir ağaç, sana ağlarken bir ırmak, sana bakarken bir sinema salonu, seni düşünürken bir kitap, seni severken bir şiir olmak istedim. Oysa sen beni bir polisin belinde kelepçe, bir başbakanın dilinde istatistik, bir generalin yumruğunda yumulan parmak, bir sosyologun araştırmasında sosyal vaka yaptın. Bir mezarın cesede en yakın toprağı gibi seninle yakınlık yaşadım. Üzerime ölü toprağı attın. Oysa seni sevmeden önce yuvarlana yuvarlana, düşe kalka, hırpalana hırpalana tüm sevgilerden senin gözlerine gün ışığı gibi düştüm. Şimdi gözlerin gecelerime bile doğmaz oldu. Seninle Şanzelize olmak isterken, beni mağarada yaşayan bir dağ adamı gibi yaptın. Bana ilkel duygular yaşattın. Sana çiçekler aldım, adı nergis olan, gül olan, sümbül olan. Dedin ki bari beni bir çiçekle tanımla. Sonra beni çiçeksiz bir kelebek gibi bıraktın. Hep kelebek gibi ince olmamı istemiştin oysa. Sana yetişemedim. Ben kelebek oldum, sen bir tavşan. Ben kartal oldum, sen bir aslan. Hiçbir doğal süreç yaşayamadık. Doğal olarak beni anla. Bir ateş olmak istedim yüreğini yakan. Sen ise hep başımda bir yağmur bulutu gibi dolaştın. Yağmurundan kaçarken, doluya tutuldum. Üşüdüm, üşüdüm. Senden ne battaniye istedim, ne de sımsıcak bir yatak. Üşüdüm, üşüdüm ve sımsıcak bir öpüş bekledim. Sen ise bana dudak büktün. Şimdi kelimelerimi tarlalara ektim. Çalıştım ve çırpındım ince, naif cümleler kurdum. Sana hoşça kal derken, gün gibi aydınlık bir sevgili buldum. Tıpkı ipek bir kumaş gibi teninde yürüdüm. Tıpkı çıplak kelimeler gibi dudaklarında örtündüm. İlk defa mutluluk yüzü gördüm. Senin resminin boyaları aktı yüreğimin duvarlarından. Seni bir valize koyup yüreğimin çöplüğüne attım. Demek ki güneş her gün yeniden doğarmış. Demek ki seni güneşe benzetmekle en büyük hatayı yaptım. Seninle hiçbir başlangıç yaşayamadım. Oysa hayat yeniden başlarmış, yataktan her kalktığında. Sana hayatım dediğim için kendimden utandım. Ağladım, ağladım gözlerimden silüetini sildim. Yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım ve yeni bir hayata başladım. Aşk bir abartma sanatıymış meğer. Seni yere göğe sığdıramadım. Yok ay dedim gecelerimin en karanlık saatinde. Yok güneş dedim en çok üşüdüğüm yerde. Ne büyük zavallılıkmış sana kendimi kaptırmak. Şimdi ellerinden bembeyaz bir barış güvercini gibi havalandım. Uçtum, uçtum bir omza kondum. Kanadım kırık değil artık. Bana başka gökyüzüler yaşatan, bana mavinin her tonunu tattıran ve sadece kendisi olan bir sevgili buldum. Demek ki hayat bir yürüyüştür durağı olmayan. Sen benim biletimi kestin ama ben otobüsün bagajına sadece senin anılarınla dolu valizi koydum. Sonra yeni bir aşka koştum. Sanki sımsıcak kumlarda yürür gibi koştum. Güneşin battığı saatte denizde çırılçıplak yüzdüm.
Zarif bir çiçeğin renklerinde kırmızı dudakların vardır. Bahar dudaklarında şen şakrak kahkahadır. Güldüğün kadar mutlusundur, ağladığın kadar esir. Bırak koyuver gözyaşlarını, sevgilinin adı silinip gitsin. Seni güneşe muhtaç eden, gece karanlığında yıldızlara esir eden sevgili tüm yağmurları yüreğine doldurup da, sana üşüme bırakırsa, uzattığın ellerini geri çek. Çünkü ıslaklık çarşaf çarşaf yatağına sızarsa, sevişmeler sıcaklığını bırakmıştır. Öyleyse sen neden hala sevgilinin kucağındasın? Rutubetli duvarın kopan sıvalarından bir ömür boyu dizdiğin tuğlalar ortaya çıkmışsa, o duvarda sarmaşık güllerine benzeme. Kop sen de o duvardan sıvalar gibi. Çünkü aşkın rengini yitirmiştir. Mutluluk oysa gökkuşağı gibidir. Hiç gökkuşağında siyah gördün mü? Bırak öyleyse sana yağmurlardan sonra güneş olmayanı. Islandığın kadar aşıksın sanma. Sazan gibi çalkantılarda yaşama ve hemen oltaya takılma. Acıdan korkan mutluluğu bulamaz. Fazla acı ise ayarı bozuk saat gibidir. Beklediğin her saat başında dakikalar gelip yanı başından gider. Sonra bakarsın ki saatin ilk beklemeye başladığın dakikadadır. O zaman anlarsın ki ayarı bozuk olan aşkındır. Beklemek ve gitmek yüreğinde bir karanfildir; ya koparır atarsın yüreğindeki tüm karanfilleri ya da gözyaşların benzin olur dökülür ayaklarına da sevgilinin seni cayır cayır yakmasını beklemeye devam edersin. Yanıp tutuşmalarını da aşk sanırsın. Ne zaman aşkın kül olur da dökülür avuçlarına o zaman anlarsın ki aşk cehenneminde yanan sadece sensin. Böyle bir durumda kimi günahkar ilan edebilirsin ki? O cennetinde mutluyken sen o cennetten kovulan iblis gibi böğürürsün. Bu dünyada fazlalık gibi yaşamaya başlarsın. Ses verdiğin kulaklarda başka aşk şarkıları çalmaktaysa, kimseye aşkını duyuramazsın. Sevgili başka tenlerde bornoz iken, su iken, sabun iken, sen sadece perde olarak durabilir misin? Aşkını sen saklarken sevgili kendini sevişmelerle açığa vurursa, sevgini namuslu sayar mısın? O sevişirken başkalarıyla sen yanından eğik gidersin. İşte en kötüsü budur. Sen giderken sevgiliyi sevişirken bırakmak. Sen sevgiliden bir gözyaşı beklerken, onun gözlerinde başkalarının mutlu silüetleri sana el sallar. Senin görmek istediğini o görmezse bakışlarda ayrılık başlar. Sen giderken tüm aynalarda sana bakan onun gözleri yoksa, çık aynaların karşısına saçını tara ve kendine gülümseyerek bir haber vermeden oradan ayrıl. Sana yakışan da budur. Senin kaliten kadar, aşkın da kalitelidir. Senin değerini bilmeyenin yanından etiketini söküp ayrıl. Başkasına kollarını açandan çek ellerini. Başkasına sarılanın elleri hayatında fazlalıktır.
Bir sevgi bu dayanılmaz acılar içerir. Yürüyüşümü değiştirir kaldırımlarda. Seni her düşünüşümde yalpalar bedenim. Ha düştüm ha düşeceğim olurum sokaklarda. Ölüm ve yaşam yüreğimde aynı anda var olur. Seni düşünmek ya ciğerlerime temiz hava doldurur ya da yüreğime mahvoluşumun ölümcül duygularını vurur. Seni düşünmek beni sersemleştirir. Parmaklarım avuçlarımda sıkılı kalır. Yumruklu ellerimde sana olan sevgim bir savaşa dönüşür. Kaybetmek her sevginin arka bahçesidir. Aşkın ön bahçesindeki kızıl güller, gün batımlarına sarhoş eden şaraplar taşır. Her akşam aşkının şarabından içerim de, kadehlerim her sabah boş kalır. Gün boyu doldururum kadehlerimi seni sevmelerle. Ardından her akşam kızıllığında içerim seni. Gözlerin ve saçların duygularımı sabaha kadar beni sarhoş ederken, her şafak vaktinde yine ellerim boş kalır. Seni sevmek akşam dopdoludur sabah bomboş. Seninle var olurken bir bakarım ki her sabah aslında yokum. Hayalimde, duygumdasın; yanımda yoksun. Ölüm gibi içimdeyken yaşam gibi dışımda yoksun. Bana hayal kurmanın ötesinde bir dünya vermeni istemekteyken, ellerimi ellerine her uzatışımda parmak aralarımdan bir avuç dolusu su gibi akmaktasın. Ellerimden sabun köpüğü bırakmaktasın. Sevmek ve mutlu olmak bu kadar bana yakışırken, neden bana nefret dolu bir yürek bırakmaktasın. Ey sevgili hiç İstanbul görüntülü fotoğrafım olmamıştır. Şöyle arkama Boğazı alıp bir poz verememişimdir. İsterim ki kaşların asma köprüler olsun ve gözlerin ise köşkler, yalılar olsun benimle aynı karede. Seninle güleç bir fotoğrafım olsun, şu milyonluk sevgi içeren aşkımda. Sen bana ne metropol aşkları yaşatmaktasın ne de bir çeşme başında köy aşkı. Bir bakışın bir bakışıma değse, asırlık bir çınar gibi yükselirsin çorak coğrafyamda. Bütün yağmurlarımı ve sularımı sade seni yaşatmak için harcar ve seni iliklerimi kurutana kadar severim. Sen bir sağa yatmayı bir sola yatmayı tercih etmektesin. Senin duygu coğrafyamda bir çınar gibi kök salmanı beklerken, sen bir ot gibi bitmektesin toprağımda. Ve sen beni öyle üzmektesin ki, her ağlayışımda sellere, heyelanlara kapılıp gitmektesin. Keşke sana yürek parselimden bir gram toprak vermemiş olsaymışım. Seni göz kapaklarımın pencelerinde bir saksıda çiçek olarak yaşatsaymışım. Ve gözlerimi her kapatışımda pat diye düşseymişsin gözlerimden. Gelgör ki gözlerime anlam veren bir bakışsın. Seninle anlam kazanırken gözlerimle dünyaya her bakışım, şimdi nasıl ağlarım seni hiç sayarak. Ey sevgili sen benim gözlerimin altındaki mor halkasın. Ey sevgili bana alışık olduğum şeyleri yaşatmaktasın. Senin de farkın yokmuş demek ki, diğer bıçaklardan. Demek ki sadece kılıfın farklıymış. Sen de yüreğime saplanmaktasın. Sen de bana yaşadığım şeyleri yaşatmaktasın. Yaşamadıklarımı yaşamak bir başka aşkın insafına mı kalmıştır? Yüreğim sağlam kalırsa ve ölmezsem eğer, yeni bir aşkta yaşamadıklarımı yüreğimde hisseder miyim bilmem?
Sen ezilmek nedir bilir misin?
Ayak izin yanımda bedenin başka yerde
Adımlarımız ters yönde.
Sen eksilmek nedir bilir misin?
Ekmek, su, tuz yeterken sevmeye sevilmeye
Yokluğunda paramparça
gün batımlarında kızıl güllerde
gözlerimi sarhoş edersin
endamın yağmur sözün sağanak
her gün yüreğime dolar gidersin
senden kaçmak istesem de
her damın altında beni beklersin
Yalnızlık yüreğimde derin bir kuyu... Bütün dileklerim birikse de içinde, duygularım yine sensiz. Acılar yağan yağmur altında kuru daldır. Bütün su birikintileri dallarda asılırken, bir umut yeşermez o ağaçlarda ne yazık. Aklımdasın, bir çivi gibi. Ve sana gelmek ateşte yürümektir. Yanarken ayak tabanlarımla, sana koşmak yüreğime su serpecektir; ama sen yoksun. Hüzün ve ıstırap gözlerimin sensizken cezasıdır. Seni görememek, gözlerimi korla dağlamaktır. Bir su birikintisinde yaşar, balıklar. Bil ki göz alıcı balıklar, göz çukurlarımda çırpınmaktadır. Ağlamaktan kupkuru gözler düşer bahtıma. Aşk boyun eğmek midir ey sevgili? Boynum yanında hep kıldan incedir. Neden sevgili seni düşünmek boynuma ip geçirir; hayatımı darağacına çevirir? Ölmeyi istemekteyim, seninleyken ve sensizken. Sen varken de yanımda kaderim değişmez. Ellerin bir silahtır yanımda. Kurşun olurken karşında, beni benimle vurmaktasın. Ey sevgili, yanındayken bile kan içindeyim. Kanım boşalırken yüreğimden, en son damlasında can gibisin, bunu bilir misin? Bir acı tattır aşkın hayatımda. Aşkınla sersemsem ve serseriysem, aşkın hançeriyle öldür beni. En azından kum saatindeki her kum uçsuz bucaksız çöl olmaz bana. Seni beklerken her kum tanesi kadar mecnunum. Ey sevgili ben sana mecburum. Dağların yamaçlarında mor menekşeler, gözlerin kadar güzelken, şimdi neden uçurumları göstermektesin bana. Bir insanım ben. Senin yanında içimde biriken onca suya rağmen, açılmamış bir musluk gibiyim. Bir içimi döksem, dünyanı su basar. Gülüşlerin, bakışların, sesin raptiye gibi dökülür yollarıma. Senden kaçsam da sana gelsem ayaklarım kan içinde kalır. Acıya dayanmak bir yere kadar. Senin bana çizdiğin yol, sonsuza kadar. Sana koşmak, senden ayrılmak sonsuz bir ıstırap yaşatır bana. Söyle sevgili, bir insana çektirilen ıstırap, çektirene ne kazandırır? Ben acı çektikçe, sen mutluluk cümleleri kurmaktasın. Ey sevgili, madem ki o kadar mutlusun, gönlünü eğlendirmek için neden bana çektirmektesin. Ey sevgili bilmezsin ki, birisi acı çekerken bir başkasının ona bakarak gülmesi en adi komedidir. Neden benimle eğlenmektesin? Şu an, şu dakika terk etmeliyim bu şehri. Gel gör ki, terminal sensin, otobüs sensin, bilet sensin. Senden kaçmak istesem de, içimdesin. Ah yüreğim neden seni sever? Ah yüreğim, belki heyecan ister ama; yüreğim heyelana uğrar. Öyle dolarsın ki, yürek boşluğuma, seni içimden söküp atmak için, ölmem gerekir. Yüreğim ah, yüreğim! Kanlı bir eldivensin. Ah yüreğim ah, yine sevgilinin elindesin. Anlaşılan o ki, sevgili ile sen beni katletmektesin. Sen bana onca şiir yazdırmışken, şimdi seni bir kalemde silip atamamaktayım. Yüreğime öyle yazılmışsın ki, senden kurtulmak için gösterdiğim tüm çaba, ya bağrımı yırtmakta ya da hatıran kurşun gibi beynime saplanmakta. Ah yüreğim ah! Sevgili ile el ele verip beni öldürmektesin. Anlaşılan ben katilimi içimde taşımaktayım.
Öyle doluyum ki patlasam İstanbul'da sur kalmaz yansam Roma'yı yakarım. Öyle doluyum ki tüm bulutlar köy çeşmesi kalır yanımda su gibi basarım her yanı. Öyle bir doluyum ki nar zeytin tanesi olur yanımda. Şiir doluyum, roman doluyum. Gel gör ki kısık bir ateşim sesimin kısıklığında. Öyle bir doluyum ki dalları basan kirazlar gibi. Öyle bir doluyum ki kokular, renkler sarmaşık gibi sarar her tarafımı. Ve dünya o kadar boş ki içini neyle doldursam içime büyük bir boşluk dolar. Ve insanlar öyle kırarlar ki beni namlu ağızlarıyla yüreğimde kuş kalmaz sanırsın. Oysa her gün güvercin uçururum semaya. Beni güvercin besleyenler sever bu yüzden. Çünkü onlar kafes sevmezler. Benim özgürlüğüme aşık bu güvercinseverler, kanatlarının altına alırlar beni her gün. Çünkü bilirler aslında güvercinler sadece şiirlerde özgürce uçarlar. Ve benim şairliğimle kendine özgür bir dünya kurabilirler.
Öyle bir doluyum ki hiçbir küp, hiçbir kadeh yetmez içimdeki aşk şarabına. Ve öyle bir doluyum ki dudaklardan çıkan sakız şişirmeleri son nefese kadar beni anlatır. Ve öyle bir akmaktayım ki bayır aşağı, yağmurlar yetişemez hızıma.
Aşk doluyum, sevgi doluyum; ama bir yer altı nehriyim. Bu yüzden yeryüzündekiler içmez sularımdan.
Kimsenin saçında ak gözlerinde kara değilim. Bu yüzden kimse yüz vermez bana.
Öyle bir doluyum ki bir fakirin tabağındaki az yemek kadar. Toklar sevinmez beni görünce.
Yüreğim balta girmemiş bir orman. Öyle doluyum ki yüreğimin her tarafı ağaç. Ve henüz kimsenin sonuna ulaşamadığı yüreğimde, son gülen iyi güler, beni yağmur ormanları gibi ağlatsa da.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....