kuğuyum umudu suya düşmüş
gururu boynunu bükmüş
şafak kızıllığı gözünü bürümüş
kapanmış kanatları özgürlüğe
yüreğine akmış göl durgunluğu
hangi ses doldurabilir ki içimi
Kulağının dibinde çalan bir kemandım da beni işitmedin. Eğer boynunu bana doğru eğmiş olsaydın, sana hüzzam şarkılar eşliğinde seni seviyorum diyecektim. O kadar dik başlıydın ki, ellerinde keman oldum da, başını bana doğru yaslamadın. Bu yüzden tüm şarkıları içine atan keman oldum. İçin için yandım da, parmaklarını yakamadım. Bu sebepten seni yana yakıla sevdiğimi hissedemedin. Bundan ötürü sana seni sevdiğimi söyleyemedim. Keman gibi ağladım ve şarkıları omuzlarına döktüm de bana neyin var demedin. Bir neyin var deseydin o zaman bir keman gibi kulaklarına aşk şarkılarını dökerdim. Ta nabzımı duyana kadar, ta yüreğime akan kanları işitene kadar sana şarkılar çalardım. Eğer yüreğimin senli atışlarını duysaydın, kendini kulağı kesik Van Gogh gibi hissederdin. Ya deli gibi resimler yapardın ya da çıldırasıya başın ağırırdı. Aşk başa belaymış derdin. İçindeki fırtınaları bastırmak için, hafif esintili şarkılar söylerdin. Yine de kurtulamazdın aşkın sarsıntılarından. Sevgiliyi düşündükçe içindeki yapraklar aşk esintisiyle kıpırdardı. Bir sonbahar gibi sararıp solardın da, onun sevgisi dikenli bir yaprak gibi içinde kalırdı. Dökerdin tüm duygularını kemanın tellerine de, onun sevgisi yüreğine bir yay gibi saplanırdı. Acıdan her haykırışın, başkalarına hüzzam şarkı gelirdi. Oysa sevgilinin elleri dokunmuştur bir kere yüreğinin tellerine, artık kurtulması zordur. Sadece şarkılar seni avutur. Bunu kimse bilmez. Çünkü kimse aşk şarkılarının dudakları parçaladığını işitmez. Eğer sevgili de seni öpmezse, o şarkıların tadına eremez. Ey sevgili kulak dibinde inleyen bir keman oldum da, bir kez olsun bana neyin var demedin. Sen beni mutlu şarkılar eşliğinde gördün ve sandın ki neşemden bir şarkı tutturdum. Ey sevgili anla ben sana vuruldum. Duy artık beni. Yaylarım ağlayıp inlemekten eridi ve nefesim kesildi. Sana yüreğimin sesini işittirme adına bende can tükendi. Bu kadar can havliyle sana seslendim de, benim senin aşkınla ölmek üzere olduğuma inanmadın.
Beni tükettin ve bitirdin. Kulak dibinde bir kemandım. Şimdi aşk şarkılarının kırıp geçirdiği bir keman oldum. Senin için kendimden geçtim de, sana bir aşk şarkısı söyletemedim. Daha da kötüsü sana seni sevdiğimi söyleyemedim.
Yaslasan başını sevdiceğinin omuzlarına,
Katlanabilirsin hayatın bütün acılarına.
Boyun eğerim aşka diz çökmem isyanına
Ferhat'ım delerim dağı boşuna uğraşma
Bülbül isyan etse gülün kor alev rengine
kafam bir tımarhane, düşüncelerim deli
seni düşündüğümden beri ey sevgili
çaresizliğime çerez ol aşkının şarabıyım
buz tutmuş yol gibiyim yaralarıma tuz ek
sen bana para pul verme öylece geliver
sen bana cüzdanındaki yalnızlığını ver
Öksüz çocukların ahları içinde bir kafirin hüznünü yaşar gönlüm
Tutuşur yüzüm bir cehennem olur gözüm bir teselli göremem ki
Her köşe başında cinayetim işlenir katilim cennete kaçar gider.
Bakışlarımda kar yağar parmaklarımda kuşlar üşür ölürüm böyle.
Bir hazin türkü dolar gözyaşlarıma ağlarım duymazsın hıçkırığımı.
Bugün barış istediğinde bulunduğunda barış mı olacak yarın savaş istediğinde ise savaş mı çıkacak? Sen ne istersen hep o mu olacak. Elinde kalaşnikoflu çocuk sana büyüklerinden armağan elindeki bu silah mı ışıldayacak. Sen aydınlık bir dünyayı silahların gölgesinde mi kuracaksın. Sana babandan miras nefret ve şiddet dolu bir yürek mi kalacak. Sen böyle mi büyüyeceksin.Söyle kalaşnikoflu çocuk daha gözyaşını dökmesini öğrenmeden kimlerin savaşında bir nefer olarak kan dökeceksin.
Sana bu masalları kim anlattı. Sana kedi fare oyununu kim anlattı. Annen sana hiç mi acımadı. Boyundan büyük bir silahla gövde gösterisine seni kim kattı. Sana tanımadığın insanlara, belki de iki kelime ettiğinde seveceğin insanlara aynı dili konuşamadığınız için düşmanlığı kim aşıladı. Söyle kalaşnikoflu çocuk yıldızlar bu kadar güzelken, güvercinler havada özgürde uçarken, gökyüzüne doğru ateş açmayı kim öğütledi.
Düşmanlık tohumları topraklarda kök salarken sen ellerinde kalaşnikofunla başkalarını düşman bellerken asla kendinle savaş vermeyeceksin. Hiçbir zaman çıkmaz yolları zorlamayacaksın, engelleri aşmayı düşünmeyeceksin; çünkü hep başkası suçlu olacaktır senin nazarında. Bu yüzden asla ötekileşemeyeceksin; çünkü kendini anlayamadığın ve tanıyamadığın için bir başkasını anlayabilme erdemine ulaşamayacaksın.
Ey kalaşnikoflu çocuk asla yenemeyeceksin. Duygularını anlamlandıramayacağın için ne yaptığını bilemeyeceğin için ve ne gibi yanlış yaptığını anlayamayacağın için yaptığın hareketlerin manasını çözemeyeceksin.
Ey hayatta bildiğin tek cümle “ Beynini dağıtırım.” olan kalaşnikoflu çocuk. Sen başkalarının düşüncelerine asla saygı gösteremeyeceksin. Sen bu dünyada Kürt de olsan, Türk de olsan asla bir insan olmanın dayanılmaz çekiciliğine varamayacaksın. Sen en ilkel duygulardan biri olan avlanma içgüdüsüyle sağa sola saldırmaya devam edeceksin. Ya kan kusacaksın ya da kan kusturacaksın. Bir hastalık gibi var olacaksın.
Seni anne kucağından tuzaklara atan kadın asla anan olamaz. Seni böyle bir kadın doğuramaz. Sen yürümeyi tanklı, tüfekli, panzerli sokaklarda öğrenmemelisin. Sen sürü psikolojisinden güç alarak, elindeki sapanla bataklığa taş atıp onu kurutmaya çalışmamalısın. Deliliği bırakmalısın. Kalkınmalısın.
Nereden bilecektim bana kanımı yutturacağını
İçtiğim kahvenin falında bir katil görüneceğini
Sen benim için dünyanın gözde manzarasıydın
Nereden bilecektim bunun bir yalan olduğunu
Dünyanın boğucu sularından yardımını isterken
Birbirimizi seviyoruz evet. Kalplerimiz birbirimiz için çarpıyor buna da evet; ama birbirimizi gönülden sevmiyoruz. İşte bu yüzden birbirlerini sevenler hep başkalarına gönül veriyor. Neden mi? Çünkü birbirini gönülden seven yok. Birbirine gönülden bağlı olan yok. Her şeyi kalbimize yüklüyoruz. Oysa gönlün başardığını kalp başaramaz. Kalp çetrefilli sever. Gönül saf sevgiyle sever. Gönülde düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd olur. Kalpte ise düşünce yoktur, yanlış yaparım korkusu yoktur. Sokakta, işte, mahallede merhabalar, günaydınlar, nasılsınlar hep gönülsüz söylenir. Sevmeye sıra gelince herkes birbirini sever, kollar. Tıpkı bir insanın ağacı, denizi, taşı, toprağı sevmesi gibi. Ama kim bir ağacı, kuşu, denizi gönül koyarak sever ki? Birbirimizi seviyoruz; ağacı, böceği, çiçeği sever gibi. Peki kim bir böcek gibi sevilmek ister ki? Öyleyse gönülden sevelim. Gönülden arkadaş olalım. Gönülde şeytan yoktur. Sevgimize şeytanı katmadan sevelim. Yürekten sevgi bir yere kadar götürür. Ama sevginin cennetini yaşamaksa amacınız, gönülden sevin. Gönülden severseniz yüreğiniz de daralmaz. Göğsünüz daralmaz. Kalbiniz dursa da gönlünüz sevmeye devam eder. Çünkü kalbiniz bedeninizle kalır. Gönlünüz ise ruhunuzla beraberdir. Ölüm ayırıncaya kadar değil, ta cennetin içine kadar ya da cehennemin dibine kadar seversiniz; eğer gönülden severseniz.
Kalbin erişemeyeceği yerdedir aşk. Aşka anca gönülle ulaşabilirsiniz. O nedenle gönülden sevin. Ya da hiç sevmeyin. Boşver gitsin deyin.
Ruh darlığım kalem ucu kadar
Kader bundan sonra ne yazar
Yüreğimi karartan bu ince sızı
Ah dökülür satırlara azar azar
Kalem ucu karası kağıdı boyar
Kirli namuzsuz bir gecede yaşadım
Arınamam ki tertemiz gözyaşlarınla
Günahsız duyguyla gelemem ki sana
Kanlı çamaşır gibi düşerim kollarına
Ayartma gecenin karanlığında mıhtım




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....