Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

düştüğü yer yüreğimdir gözünden
sözünden düşen ciğerimi yaralar
ağlarsa cehennemi görür gözlerim
her üzüntüsü kirpik uçlarımı yakar

sevmek tek yürek olmaktır sevgili

Devamını Oku
Osman Demircan

Kurbağaların bir orkestra edasıyla bağırmalarını yılanlar duymadı. Duysalardı belki de sürünmeyeceklerdi. Yılanların tek derdi midesini doldurmak oldu. Bu yüzden kurbağaların sesi yılanların kalbini hiç burkmadı veya yılanların dili çatallı olduğu için, kurbağalarla birlikte hiç şarkı söyleyemediler. Belki de asıl düşmanlıkları bundan kaynaklandı. Hayatım delik deşik oldu. Her yanım yılanlarla doldu. Daha şarkımı söylemedim ben. Neden bana bunca acı? Zehirledi beni hayatımda var sandığım her süzülen boy. Oysa yoktular. Ben asude bir gölde kurbağalar gibi şarkılar söylemek istedim sadece. Beni yılanlarla dolu bir kuyuya gömdüler. Yılanlar yüreğimi deşerken, duygularımdan hiç anlamadılar. Neden bana bu kadar acı? Parmak aralarımda güller kururken, yağmurun altında ıslandı ellerim. Seni bekledim saçakların altında. Yılanlar yağmurlu havalarda dışarı çıkmazdı. Nereden bilecektim? Yağmurlu havalarda kurbağalar şarkılar söylerdi. Yılanlar ise kendi karanlık dünyalarına çekilirdi. Nereden bilecektim? Sen bir yılandın sevgilim. Güneşli günlerde sadece avlanırdın. Ben ise güneşten her kaçtığımda senin tuzağına düşerdim. Kaçtığımız yer aynıydı, mutsuzluğumdu seni bana getiren. Kurduğum renkli dünyamda simsiyah bir yılandın sen. Ne zaman soğuk terler döksem, sırtımda sen gezinirdin. Hep beni sırtımdan vurdun ve ısırdın. Seni aşk diye sırtımda taşıdım onca yıl. Beni dilinle ve dişinle korkuttun. Şimdi seni şarkılarla korkutacağım. Her şarkıda içimde çakıl taşları yerlerinden sökülecek ve seni yüreğimden söküp atacağım böylece. Her nota bir taş olacak, her söz billur bir su olacak, ey yılan yüzlü sevgilim seni her taşın altından şarkılar söyledikçe kaçıracağım. Çıkaracağım seni hayatımdan. Şarkılar söyledikçe dudaklarım ıslanacak ve dudaklarımdan kayıp gideceksin. En kötüsü ise daha şarkım bitmediği için sana elveda diyemeyeceğim. Seni her şarkıda tutturduğum ritimle ezeceğim. Bu yüzden gitmeyeceğim. Senin ayak tempomla öldüreceğim. Senin ruhuna dualar değil, şarkılar söyleceğim. Seni en güzel şarkılarımı söylerken, o çok sevdiğin toprağın altına göndereceğim.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bakıyorum geceye parmak aralarımdan
Ellerimi çekince karanlığım oluyorsun
Kalbim en uzak yıldızlar gibi parlıyorken
Gözyaşlarımla bir boşluğa düşüyorsun

Elde hüzün kadehi acıya kaldırıyorum

Devamını Oku
Osman Demircan

Ben neredeyim? Buz tutan nehir üzerindeyim.
Üstüme taşlar yağdırmakta merhametsizliğin
Sağanak sağanak acımasızlığın tam dibindeyim
Buzdan coğrafyanın içinde kan dökmekteyim

Buz kırıklarının sınırladığı aşk çemberindeyim

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir aşk şarabıydın sen.
Kadehin son damlasıyla
Aşkımızdan geriye
Günah kırıntıları
Bir de baş dönmesi kaldı.

Devamını Oku
Osman Demircan

İkisi de hazindir ikisi de hayatımın rengidir
Günahkar saksıdaki siyah beyaz güller gibi
Koktuğumda cennetle cehennem kokarım
Akla kara gibi her zaman ikilemler yaşarım

Akla kara gibi her zaman ikilemler yaşarım

Devamını Oku
Osman Demircan

Dünyada her şey birbirini tanımlamak ve tamamlamak için vardır. Gökyüzündeki yıldızlar ve ay geceyi tamamlamak için var olabilir fakat geceyi asıl tanımlayan baykuştur. Aslanı tamamlayan her ne kadar ceylanlar ise de onu şühesiz ki tanımlayan kükremesi ve yelesi olacaktır.Kelimeler,resimler ve müzik hayatı tamamlayan anahtarlar olabilirler fakat hayatı asıl tanımlayan insandır.Çünkü insan bütün anahtarların kapısıdır.Hayatta en bağlayıcı şey insanın kendisidir.Bir kişinin duygu ve düşüncelerini bir başkasına açması bütün kainatın kapılarını açmasıdır.İnsanı anlamak hayatı tanımlamaktır.
İnsan denen büyülü kapıyı aralamak kelimelerle mümkün olacaktır.Anahtar nasıl kendine uygun kapıları açarsa duygu ve düşünceleri tamamlamak en uygun anahtar kelimelerle yapılmalıdır ve insanı tanımlamak kapılar açmak olmalıdır. Parçaları birleştirip aklımızdan geçenleri ortaya koymak kelimeleri bir ifade gücü haline getirmek insanı anlatmaktır ve tanımlamaktır.
Kadını tanımlamak saçların, gözlerin, yanakların, ellerin, kadına dair her şeyin, hepsinin kendi renginde olmasıdır.Kadını erkek tamamlayabilir ama onu ifade eden kendi rengidir ve o renk kadını tanımlamalıdır.
Oysa bütün kadınlar aynı renk sanki. Sanki tüm kadınlar aynı moda, aynı parfüm ve aynı tamamlayıcıların bir ürünü.Peki asıl renkleri nerede? Kendini tanımlayan farklılıkları nerede?
Ve erkekler...
Tamamlanmamış bir pop şarkısının, tamamlanmamış nakaratının eksik harfli ünlemi gibiler.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu dünyayı biz yaratmadıysak nasıl özgür olabiliriz ki.Bir filozof: ' Ben Tanrı'sız bir yerde yaşamak istiyorum” der.Tanrı olmadığında mutlu olabilecek miyiz? Hayat bize hep mağlubiyeti öğrettiyse ve haksızlıkları önleyememeyi öğrettiyse bu dünyada kötülük yapanların yaptıkları yanlarında kar mı kalacak. Aslında Tanrı'nın yerini alabilecek yegane olgu devlettir. Peki devlet adam öldürebiliyorsa kime sığınacağız ve kimden yardım isteyeceğiz. Görülüyor ki insan Tanrı'ya muhtaçtır. Ayrıca Tanrı'yı yok saymak Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez.
İnsan hayat fabrikasının yaptığı suç makinesidir. Bu makine akılla çalışır. Öyleyse insan aklı olduğu için suç işlemektedir. Ve aklım var fikrim var deyip mantığına sığınanlar katliamlara, savaşlara, kıyımlara keskin zekalarıyla kılıf bulmaktadırlar.
Bir insanın mutluluğu zincirlerini kabul etmesine, esaretine bir mana bulmasına bağlıdır. Yoksa başıboş, zincirlerini kırmış olarak yaşayan, her istediğinin olacağını düşünen hiçbir insan mutlu olmaz. Zaten mutluluk da mutsuzluk da aynı tencerede pişen yemektir. Çünkü malzemeleri aynıdır. Seni mutlu eden şey mutsuz da edebilir. Bu yüzden sen ne kadar iyi ahçı olursan ol bir gün mutluluk yemeğinin ekşilediğini ya da bayatladığını görürsün de gözlerine inanamazsın.
Aslında kandırılıyoruz. Dışarı çık bak sokakta, yolda, orda burda ne çok algı bombardımanına tutuluruz. Hayat bizimle böyle savaşır. Biz de bu algı bombardımanı altında bir seçim yaparız. Oysa yaptığımız seçim önümüze konulan mayın tarlasındaki bir güldür. O gül ki bizi kan içinde bırakır da biz farkına varamayız. Hayat ne güzel deriz de ağlanacak halimize gülmeyiz. Hayat bizi sevgililerle, eşle, dostla, çocukla, makamla mevkiyle kandırır. Yaşamak içi boş bir kavanozsa anca içini Tanrı ile doldurabiliriz. Çünkü o kavanoz kırılıp elimizi kanattığında yüreğimizden yükselen tek ses Allah olacaktır. Nice elleri kolları kan içinde olanlar vardır da sarılacak kimseyi bulamazlar. Sadece gidip içki şişelerine sarılırlar. Babil kulesinden ok atıp Tanrı'yı öldürmek isteyenlere oklar geri gelmiştir. Kahrolan, mahvolan hep kendileri olmuştur.
Bahçede büyüyen bir karanfilin adı özgürlükse o tarlada biten salatalığın adı niye hıyar olmaktadır. Çünkü her şey insanla anlam bulmaktadır. Çünkü Tanrı'nın mana kitabı insandır. O yüzden insanı iyi okumak ve anlamak lazımdır.
“Yavuz hırsız ev sahibini kovar.” sözünde olduğu gibi bu dünyada yeyip içtikten sonra hesabı vermeden mal sahibini kovup gideceğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz. O ki hesabı en doğru olandır o ki Tanrı’dır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Hayatımızda doğru yolu bulmak için gayret göstermekteyiz. Oysa önümüze o kadar sokak, o kadar kavşak çıkar ki ne tarafa gideceğimizi şaşırırız. Hayat yolunda karşımıza çıkan insanlar, bizler için bir gösterge olur. Biz de manevra yaparken, hızlanırken veya yavaşlarken bu insanlara göre yol alırız. Eğer hayat yoldaşlarımız bize, yanlış kılavuzluk yaparsa, sağa sola çarpar kaza yaparız. Doğru yolu bulamazsak sebebi yoldaşlarımız olur. Şöyle düşünün, öyle bir toplumda yaşamaktayız ki tam bir iki yüzlü. Hangi kadın namusuyla sokağa düşmüştür de namusuyla evine dönmüştür. Hemen hemen hiçbiri.
Oysa en çok namustan ve şereften söz eden milletlerden biriyiz. Başka bir örnek vermek gerekirse, biri size kızıp telefonunuzun numarasını umumi tuvaletin bir yerine yazsa, hiç kimse erkek olduğunuza bakmaz, telefonunuzu arar ve size uygunsuz tekliflerde bulunur. Demek ki toplumda birey olarak kişisel mücadelemizi vererek, kendimizi korumalıyız. Kimsenin aklına güvenip, hareketlerimizi yönlendirmemeliyiz. Toplum av arar. Çünkü bir ahtapota benzer. Kolları her yerdedir ama dişlerini kimse göremez. Anca diş geçirdikleri toplumun ne kadar zalim ve gaddar olduğunu anlar. Kendini yönetemeyenleri her zaman başkaları yönetir. Birey kendini kontrol edemezse tuzaklara açıktır. Bedava peynir fare kapanında olur. Bu hayat hiç ucuz değil. Hayatı bedavaya getirmeye çalışanlar, toplumun tuzağına düşer. Kişiliğini kaybeder. Yapılması gereken şey, emeğiyle ekmeğini kazananlara, ayakları üzerinde durmaya çalışanlara çember takmak olmamalıdır. Namuslu toplum, bireye saygı duyarak, bireyin ekmeğiyle ve namusuyla oynamayarak olur. Hayatımızda doğru yolu bulmak için gayret göstermekteyiz. Toplumda kendini doğru ve düzgün olarak tanıtan çoktur. Bu reklamlara bakmamalı, etikete ve kapağa bakmamalı, uyanık olunmalıdır. Aslında başkasının ne olduğu çok önemli değildir. Yoğurtta iyidir ama ekşiyince ayran olur sulanır. Bu yüzden kendi yolunu kendin bulmalısın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Çorak bir bayırın köyü bozkırında
Çocuklarını güneşe salıverirken
Toprak ana kumsalda dalgalarla
Deniz kıyısında suyla sevişiyordu.

Toprak ana bir ağaç büyütüyordu

Devamını Oku