Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Gözyaşlarımı ısırmak istiyorum. Susturmak istiyorum seni isteyen duygularımı. Ellerimi, kollarımı, gözlerimi senden uzak tutmak istiyorum. Seni öyle arzuluyor ki azalarım, sanki her birini iple bağlıyorsun ve sonra çekiyorsun uçlarını. Senin beni kendine çekmene dayanamıyorum. Damarlarım çatlayacak gibi oluyor, kollarım kopacak gibi oluyor ama; aşkından kopamıyorum. Bir kopsam, kendimi sıralara, tahtalara yazılmış özgürlük şiirleri gibi hissedeceğim. Gel gör ki, kendime aşkından kurtulmayı öğretemiyorum. Neden yüreğime giriyorsun? Seni içimde istemiyorum. Dışımda, yollarımda, duvarlarımda, kaldırımlarımda zaten senli isyanları bastıramıyorum. Gözlerim gelip gittiğin yollara bakıyor. Sonra bir ağlamaktır tutturuyor. O an ısırmak istiyorum gözyaşlarımı. Belki o zaman anlar diyorum gözyaşlarım beni. Bakışlarım sen doluyor. Sonra sular seller gibi boşalıyorsun gözlerimden. Kapılıp duruyorum ağlayışlarıma. Neden gözyaşlarımdan çıkmıyorsun. Senin için ağlamak istemiyorum. Neden aşk neyi isteyip neyi istemediğimi hiç bana sormuyor. Hep onun dediği oluyor. Beni ağlatıyor. Karşı koyamıyorum kendime. Ellerim molotof kokteyllerini yüreğime atıyor. Yüreğim yanıyor senli isyanlarla. Parçalanıyor içim ve dışım. Kollarım isyana kanat geriyor. Seni istiyor her yanım. Kaçmak istiyorum kendimle çatışmalardan. Bir isyan ateşi olarak yollarımı kaplıyorsun. Senden kaçmak ayaklarımı yakıyor. Ah sevgili cehennem oluyorsun yüreğimde. Seni kül etme adına ben yanıyorum. Seni sevmiyorum diyorum kulaklarım bana ateş püskürüyor. Sesin aklıma gelince, içime kızgın bir demir cevheri gibi akıyorsun. Kaskatı oluyorsun sonra içimde. Seni çıkarıp atmak istiyorum; ya kılıç ya topuz ya da mızrak oluyorsun. İçimde bir savaş başlatıyorsun. Yeniliyorum sana. Her cephede sen kazanıyorsun. Esir alıyorsun beni. Gözlerinin hapsinde kalıyorum. Bırakıp gidesim geliyor. Bir akrep gibi kalıyorum ateş çemberinde. Gururumdan kendimi öldürmek istiyorum. Zehirliyorum kendimi. Yine de ölmüyorum. Çünkü, panzehir gibi damarlarımda dolaşıyorsun. Ve damarlarımı bileklerimden kesmek istiyorum o vakit. Bir bakıyorum şah damarımdan bana gülümsüyorsun. Gülüşün ellerimden tutuyor. Kaldırıyor beni ölüm döşeğinden. Yaşayamıyorum sensiz.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu gece şiir yazmak gelmedi içimden. Çünkü yüreğimdeki istasyonda tren boşalmaktaydı ve duygusal yolculuklarımın hesabını aklım sormaktaydı. İlk önce ellerini yitirmiş bir çocuk gibi güle oynaya hiçbir el sallayamamışlığım geldi aklıma ve sonra bir kez olsun kulaklarını tıkayanlara haykırışlarımı duyuramamışlığım. Bir de doya doya yaşayamamışlığım geldi aklıma. Bir tarafım hep aç kalmıştı ve açlık en çok yüreğimi vurmuştu. Bu yüzden sevgiyle büyüdü bende buğday başakları.Sabırla büyüdü bende armut ağaçları. Tabi sen bilmezsin armut ağaçlarının ve buğday tarlalarının ne kadar güzel olduğunu. Bu yüzden beni anlayamazsın. Acılarını benle beraber büyütmedin ki sen. Hangi yağmur altında ıslandı çıplak ayakların. Hangi rüzgar darmadağın etti ki dünyanı.S en dağ çiçeklerinin kokusunu ta içinde duyardın ve rüzgar gelir saçlarını okşardı. Sonra o rüzgar gelir benim bütün dalımı budağımı kırardı. Koklayacak bir gül bırakmazdı.
Şimdi söyler misin bana bu aşk nereye kadar. Sen bir kere hiç trene binmedin ki. Nereden bileceksin kaçak yolcuların kaçışlarını? Ve hiç kasaba görmedin ki nereden bileceksin rayların üzerine düşen intiharları?
Sen eline hiç silah almadın ki. Yaşamanın yasak olduğu bir yerde pusuya düşenleri öldürmenin yasak olmadığını nerden bileceksin. İnsanları arkadan vurmanın savaş meydanında bir ganimet olabileceğini nereden bileceksin ki? Kazanılan zaferin ardından atılan çığlıkların mağlup olanların yüreğine bir ok gibi saplandığını nerden bileceksin ki?
Bu gece şiir yazmak gelmedi içimden. Çünkü yüreğimdeki istasyonda tren boşalmaktaydı ve içinden kolsuz bacaksız çocuklar çıkmaktaydı. Onlara verecek şiir tadında bir ekmek bulamadım. Onlara uzatacak gül dalı niyetine bir mısra bulamadım. Ne mehtap, güzel yüzlü bir sevgiliye benziyordu ne de yıldızlar umut ışığına. Düğümlendi bende sözcükler. Bir bilmece oldu cümleler.
Her şey sözcüklerle başlamamış mıydı zaten. Titrek dudaklarından ıpıslak cümleler yüreğimin obasına sağanak sağanak boşalırdı. Gül tadında sevgiler büyütürdüm sana. Yine o sözcüklerle sabır taşlarına bir yosun misali dolanırdı kollarım. Ve yine o sabır taşlarıyla ördüğüm her duvara gül kokulu sevgileri tırnaklarımla dikerdim. Sana şiir yazacak parmaklarım yok artık. Ve güller avuçlarımdan çoktan döküldü. Bütün bedenimi hazan bahçelerinin hüznü kapladı. Kırıldı kollarım ve bacaklarım. Sarardı benzim.Tükendi nefesim. Bu sefer sustu dudaklarım. Bir kelime, bir cümle, bir paragraf olamıyorsun bana artık.Ş iir tadı kalmadı sende. Mısra mısra çözüldü bana bıraktığın buz kırıntıların. Ve son kez kelimeler de sustu. Kelepçelendi dilim.
Şimdi tanıdık bir masalın sisli bulvarlarında dolaşırken kalemim yüreğime saplandı. Şiirim kana bulandı. Beni şiire mahkum eden sendin. Çünkü haykırışlarını duyuramayanların varacağı son yer şiirdi. Son nokta ise gül kokulu cümlelerdi.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir su damlası denize düştüğünde kendini umman sanır. Sonra anlar ki bir hiçtir derya içinde. Dalgayla dalga, denizle deniz, güneşle buhar olsa da özünde çektiği acı birdir. Bir boşluğu doldururken, boşluk da kendisi olmuştur. İçindeki boşluğu bir başka boşlukla doldurmaya çalışanlar, bu dünyadan bomboş gitmiştir.
Yüreğini bir başkasıyla doldurduğunda, yere düşen bir vazo gibi çöpe gidersin. İçinde biriktirdiğin güller ise bir başka vazoda yaşamaya devam eder. Yaşamak yüreğini bir cam gibi keser.
Sevilmek içi havayla dolu bir balona benzer. İpin hep bir başkasının elindedir. Gökyüzüne değse de başın, maviliğe ulaşsa da kalbin, ne gökyüzü ne yeryüzü sana ait değildir artık. Sevmek yüreğin en özgür hali olsa da, yüreğinin gittiği yer sevdiğinin sana yüreğini açtığı yer kadardır. Bir insanı sevmek çıngıraklı yılanların yurdunda sincap yuvası kurmaktır. Bir insanı sevmek hayatın zehir olduğu zamanlarda güzel hayaller kurmaktır.
Bir insanı sevmek yılların açtığı yaraların boşluğuna bir başkasını merhem diye doldurmaktır. O yüzden aşk denilen duygu en çok yaralı yüreklere şifadır. Sevgi yıllarca beyinde oluşan çukurlara bir başkasının varlığını koymaktır. O yüzden kimse kimseyi sevmez. Yıllarca hayali kurulan bir sevgilinin hasretidir bir başka bedende aranılan. Dünyada hayalindeki sevgiliyi bulan çok azdır.
Uçurumdan düşen bir insanın kalbinde dağlaşan sevgi onu kurtaramazken, elleriyle tutunduğu bir ot parçası o insanın sevgilinin yemyeşil gözlerinden daha eftaldir. Dünyada en güzel şey, yüreğini yağmurlara açmaktır. O zaman daha bir gür şekilde yeşerecek içinde umutla büyüttüğün çimenler. O zaman yeşil bir gözden sevgi adına gözyaşları beklerken, çiy düşmüş yemyeşil çimenler sana daha güzel görünecekler. Sonra semaya bakacaksın ağlayarak. Ey Allah'ım bir kelebeği yaratan sen, bir kelebeğe gülü sevdiren sen, acaba beni de sever misin? diyeceksin. Sonra da bir kelebeği şu kaba saba dünyada nasıl yaşattıysan, beni de öyle yaşat deyip simsiyah gözlerinden yemyeşil gözyaşları dökeceksin. İçindeki tüm boşluğu güllerle ve kelebeklerle dolduracaksın.
Allah'ım bir kelebeği nasıl incitmediyse rüzgarların beni de incitme diyerek gözyaşlarınla gülleri ıslatacaksın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Gözyaşlarım bile beni terk edip giderken
Yapraklar en sağlam dalları bırakırken
Martılar deniz üstünde açlık çığlığı atarken
Sana güvenmenin huzurunu yaşarım ben

Gözlerim gözlerine güven dolu bakarken

Devamını Oku
Osman Demircan

Hem katilim hem maktul.Kendi cenazemi kaldırır ellerim.Kendi cenazeme ağlar gözlerim. Peki neyim ve kimim ben.Hem Kürt hem Afrikalı mı? Bir Türk’ün gururunu taşır mı bedenim? Bir Yahudi’nin helakini yaşar mı gecelerim? Kör karanlık sularda boğulur mu gülüşlerim? Dudaklarımdan yankılanır mı Kızıldeniz’in sesi ve nefesi?
Bir çocuğun yetimliğine dönüşür sahipsizliğim.Rüzgarlar bir yaprak gibi savurur beni.Saçlarımdan okşamaz ne meltem ne poyraz yeli.Bozkırlara benzer avuç içlerim.Parmaklarımın arasından dökülür sefaletim.Bir yangından arta kalandır kömür gözlerim.
Peki gözlerim bir yangından arta kalansa, ellerim bir bozkırsa neyim ve kimim ben? Bir bedevi miyim zamanı kum tanelerinin akışında arayan.Ve her kum selinde ayakları aşağı doğru kaydığından dolayı yere daha sağlam basmak için adımlar atan ve daha zeki olmak zorunda kalan bir çöl adamı mıyım?
Her çöküşte aklını ve ruhunu toparlamaya çakışan bir depremzede miyim? Bir Japon’un direnciyle fay hatlarına demir bilekler kuran bir kişi miyim?
Neyim ve kimim ben? Göz mü gözyaşı mıyım? Kürt mü Arap mıyım? Hangi çadırda kaldı sevgilerim ve tükenişlerim? Hangi cellatta kaldı boyun eğişlerim?
Bir Araf olur duygu ve düşüncelerim.O yüzden can yakar şiirlerim.Kapı arasına sıkışan parmağa benzer dizelerim.Durmadan can çekişir sözlerim ve kelimelerim.Sadece insan olmanın sızısını yaşar yüreğim.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bugün bir şarkı dinledim. Öyle bir duygusu vardı ki tıpkı frezya çiçeği gibi narin ve iç gıdıklayıcıydı. Dedim ki bu duyguları bir erkek taşıyamaz. Erkek it gibi sever, eşek gibi sever. Böyle bir duyguyu kadın yüreğinde barındırırdı ancak. Kuşlardan, bulutlardan, nergislerden, güllerden bahseden bir ruh anca narin bir kadın bedeninde bulanabilirdi. Çünkü kır çiçeklerini boynuna takan narin bir kadının bedeni aşk kokarken zümrüt ve yakut gerdanlığı elinin tersiyle iterdi. O anca aşkla duygusal anlamda zenginlik yaşardı. Başka zenginlikler narin kadını bir pırlanta dükkanına çevirebilirdi ama onu asla kraliçe ve prenses yapmazdı. Onu sadece saçına takılan kır çiçeklerinden yapılma taç prenses yapardı. Erkek de severdi fakat it gibi eşek gibi severdi. Ya ısırarak ya da inatlaşarak severdi erkek. Narin kadın ise kır çiçeklerinin en doğal haliyle betimlerdi duygusal halini. Çiçeklerle bezerdi yüreğinin toprağını. Çiğdemler, papatyalar açardı gönlünün alüvyon ovalarında. İçinin ırmaklarından coşkuyla akıp gelen duygular birike birike ovalarını oluştururdu, toprak ve su denizle buluşurdu bu yüreğinin nadide coğrafyasında. Kadın sevince; dere, nehir, toprak, ova, ülke olurdu. Sonra fethedilmeyi beklerdi. İsterdi ki biri gelsin başkent kursun dilediği yere. Tarlalarını ve bahçelerini eksin biçsin. Yeter ki kır çiçeklerini ezmesin, incitmesin en ince duygularını. İsterdi ki derelerinde çırılçıplak yüzsün ama başka diyarlarda soyunmasın. Bedeniyle ve ruhuyla ülke topraklarının tek sahibi olsun. Başka yerlerde gözü olmasın. Bugün bir şarkı dinledim. Öyle bir duygusu vardı ki tıpkı frezya çiçeği gibi narin ve iç gıdıklayıcıydı. Bir kadın duyarlılığında şarkıydı. Bekleyeni dile getiren, yalnızlıktan söz eden, aradığını bulamamaktan dem vuran bir şarkıydı. Bu dert bir kadın yüreğine sığabilirdi ancak. Bir dert ince bir telden bu kadar kırılgan ve hassas çıkabilirdi. Sazın kalın telleri erkekleri anlatırdı. Bu sazın hep ince telleri titremekteydi ve hüzzam şarkılara eşlik etmekteydi. Bu şarkı bir kadını seslendirmekteydi. Bu apaçık belliydi.
Kadın şu sözleri mırıldanmaktaydı: Günün en karanlık saatleri bunlar. Hayat bütün bulanık sularını içime akıtmakta. Bir bardak gibi tıka basa dolmaktayım gecenin bir vakti. Herkes uykuda bir ben aklını oynatmışçasına düşünce duvarlarına tırmanmaktayım. Yine aklımdasın ey sevgili. Yormaktasın beynimi. Başımı yasladığım gece karanlığı saçımı gün aydınlığı beyazlığına boyamakta. Yalnız değilim sen yoksan da yanımda. Kabusumsun, rüyamsın, bölünmüş uykularımsın sen her gece yatağımda. Yine yorgan dağınık, yastık süt dökmüş kedi masumluğunda. Işıklar ters çevrilmiş bir vazonun içinde bir mum ve ha söndü ha sönecek ve benim nefesim tükenecek bir kısık ateş ayarında. Dışarıda tepeler ve ağaçlar kara kartalın pençesine düşmüş küçücük bir tavşan gibi. Biriktirmekteyim yüreğimin kuyularına gökyüzünün karanlığından sızan gölgelerini. Sana gün ağarırken bir günaydın diyebilmek için kendimi yıkamaktayım gecenin karanlıklarıyla. Sen sabah yüzüme sımsıcak öpüşünü kondurduğunda gece nasıl sopsoğuk bir cesede dönüştüğümü bilmeyeceksin. Gece karanlığının bir lahit gibi üzerime nasıl kapandığını hiç bilmeyeceksin.

Devamını Oku
Osman Demircan

Tanrım bu yüreği neden bana verdin? Yine kollarım böğrümde yine acılar içindeyim. Bir tükenmiş kalemim. Yeni sayfalar açsam ne çıkar. Tüm defterlerimde sil baştanlar var. Artık tüm sayfaları ya silmekten ya da yenilemekten sıkılmaktayım. İçimin tükenmişliğinde bir güzel cümle kurabilecek güçte değilim. Ben Tanrının yonttuğu bir mermer heykel miyim? Neden ruhum ve bedenim kaskatı. Neden ruhumu açmaz bir güzellik. Tüm çirkin gözlerin tecavüzüne uğrayan çok güzel bir bedenim. Gözlerin bu yüzden ağlayışlarına inanmam. Tüm gözlerden nefret etmekteyim. Gözlerimi gözler yalnız bıraktığı için. Eller hep uzağımda kaldığı için, hiç melodisi ve sesi çıkmayan bir piyanoyum. Tüm harfleri yanlış yazan bir klavyeyim. Bu yüzden hep yanlış afişler asılır duvarlarıma. O duvarlar ki sımsıcak havalarda bile beni nemleriyle üşütür. O duvarlar ki benim yalnızlığımı anlatır. O duvarlar ki kendime vurduğum setlerdir. Neden ben hep dört duvarlar içindeyim. Sevmek ve sevilmek isterim oysa. Ne yazık ki yürekler küçük; ama kalkıp dağları sevmeye kalkarlar. Bilmezler ki o dağda bir taş bile olamazlar. Baykuşun sevdiği faredir. Beni sevmekten vazgeçsin baykuşlar. Rahat bıraksın beni karanlığın kuşları. Ben ne fareyim ne de bir dağdaki taş. Gitsin küçük mutlulukları doldursunlar yürek kadehlerine. Tüm hayatları boyunca da sarhoş gezsinler. Ne olur benim adımı ezberlemesinler. Tadımı çıkaramayanlar, adımı çıkarmasınlar. Ben yalnızken daha namusluyum. Onların yanında sanki umumi bir tuvaletim. Her gelen pisliğini bana dökmek ister. Sonra gider aynı tuvaletin camisinde tövbe eder. Ben Tanrının deniz kenarında yarattığı bir ülkeyim. Tüm limanlarımda ve iskelelerimde günahtan kaçışlar var. Ne yazık ki tüm günahlarım ters esen bir rüzgarla yine bana gelir. Ağaçlar gibi yaprak döksem ne çıkar. Tüm ırmaklar gibi bulansam ne işe yarar. Tüm kapılarımı zorlar yanlışlar. İçinden çıkılmaz bir vaziyetteyim. Ya yanlışlara kapı açmam lazım ya da bu dünyadan kaçmam lazım. Ey Tanrım kendini benim yerine koy; şimdi benim ne yapmam lazım? Gümüş kadehlere yakışır mı kirli sular. Altın kadehlerde sunulur mu çöpler. Anlamaktayım ki Tanrım yüreğim senin gözünde bir çöp tenekesidir. Çünkü yüreğime layık gördüklerin yüreğimi kirleten şeylerdir. Sonra deme ki ey Tanrım beni niçin temiz kalple sevmezsin. Sen bana güzellikleri layık görmezsen, ben seni nasıl güzel bir yürekle severim söyler misin?

Devamını Oku
Osman Demircan

Uzar bakışım deniz mavisi tonlarında
Dalga gibi çarpar yüreğim heyecanınla
Pır pır ederken şu gönül kanatlar gibi
Ey yar!Sevgili uçur beni martılar gibi

Ey sevgilim sadede gelir gibi gel bana

Devamını Oku
Osman Demircan

Aşkın okulunda kimyasal dersler çok olur.
Yürek tutuşur beden laboratuvara dönüşür
Ter boşalırken ateşli anlarında sevgi pişer
Kalbin deney tüpü içine kimyasallar girer
Pipet duygu tepkimelerini acımasızca içer

Devamını Oku
Osman Demircan

Gemiler vardı iskelede; güneş ışığından gemiler
Damarlarımda yüzdüler; beynimin ta içindeydiler
Düşüncelerimin ufkunda yelkenleriyle süzüldüler
Deniz kuşlarının kalbini getirdiler çok özgürdüler.

Belki beni cennete götürürler; sımsıcak iklimlere

Devamını Oku