Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Ey sevgili
Hasretin öyle bir duygu ki
Yüreğimin yanardağını patlattı.
Ateşi sadece beni yaktı.
Sen ne gördün ki...
Sen dünyanın yedi harikasından

Devamını Oku
Osman Demircan

Pantolonun dalgalarında güç alanına zevk olmuşum
Ölüm kalım savaşı verirken bacak aranda ezilmişim
Coşkun çığlıklarının arasında mor mor boğulmuşum
Aşka susamış güzel bir çiçeğin düşüne düşmüşüm.

Pantolon dalgasında deniz kızı cesedine dönmüşüm

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir İngiliz'in tüm sevgilerini ve yaratılarını İngilizce ifade ettikten sonra, Türkçe küfretmesi gibidir milletimin yaşantısı. Bir millet küfrederken, söverken değil, severken millet olmalıdır. Millet olarak sevgiyi ve saygıyı yitirdiğimize göre, geride küfürden bir milliyetçilik kalmaktadır. Küfürle de sataşmayla da milliyetçilik olmaz, anca faşizm olur. Millet olarak, kelimelerin solunu da seçsek, sağını da seçsek, edeplisini de seçsek, cümle kurarken kelimeleri kurşuna dizmek istercesine yan yana getiririz. Böyle olunca da, ne zaman kişiler olarak yan yana gelsek, hemen bir çatışmaya gireriz. Edepli kelimeler edepsizleşir. Namus, tacizle, tecavüzle yan yana konulur. Ve sonrasında kelimeler kurşun gibi havada uçuşur. Tüm kelimelerin gerçek anlamları ölür. Geride hortlayan yan anlamlar kalır. Millet olarak, Türkçemizi tükürükleştirmekteyiz. Birbirimizin suratına tükürür gibi kelimeler savurmaktayız. Biz millet olarak Türkçeyi küfürleştirmekteyiz. Rujlu dudaklardan mal, salak, manyak kelimeleri çıkmakta. Sosyalistim diyen dudaklardan, ağzını yamulturum lan ifadeleri çıkmakta. Türkçenin adı değişecek bu gidişle. Türklan olur dilimiz. Benimle Türklan konuş lan demeye başlarız. Ben sosyalistim lan ibne! Ben muhafazakarım zevzek! Ben dindarım ulan kitapsız! Ben Türk'üm ey durzi! Ben Kürt'üm piç! Artık kendimizi böyle ifade etmeye başlarız. Örneğin dünya hakkında ne düşünmektesin sorduğumuzda: Orasına burasına koyduğumun dünyası deriz. Arkadaşın nasıl birisi diye sorduğumda ise: O tam bir orospu çocuğu cevabını veririz. Bu şekilde anlaşıp gideriz. En çok argo kullanan, en çok küfür eden mahallenin muhtarı olur. Minareden ezandan sonra namaza gelin ey cenabetler diye anons edilir. Selalardan sonra geberip gitti, zaten köpeklerle yatar kalkardı, it oğlu itti, denir. Millet olarak birbirimizi ana avrat söveriz. Ey güzel Türkçem, sen sevgi dili, saygı dili olmadıkça, bu millet faşist kalacaktır. Bu millet özür dilerim, nasılsın, bir sorunun mu var, günaydın, merhaba demedikçe Türkçeye ihanet etmeye devam edecektir. İhanet bir düşüncedir. İnsan ise, kelimelerle düşünür. Kelimeleri pis, iğrenç, arsız olanların dünya görüşleri de aynıdır. Küfürden ve sataşmadan ibaret kılınan bir düşünce dünyası, kültür bazında dünyaya ne verebilir. Düşünce olarak dünyanın niçin gerisindeyiz diyenler, millet olarak küfürbaz olduğumuzu görememekteler harhalde. Artık sanatımız da bu gidişe ayak uydurmakta. Sinemada ve tiyatroda belden aşağı ve oldukça şapşalca espriler seyircileri güldürmekte. Örneğin bir şovmen, hoşgeldiniz geri zekalılar dediğinde bunun çok zekice bir espri olduğunu düşünen seyirci gülmekte. Gülmezse anlamayan konumuna düşecek. Böyle olmaktansa çakma zekiler gibi anlamış görünmek daha iyidir diyerek gülmekte. Toplu gülüşmeler faşizandır. Tüm komedilerde faşizanlık vardır. Yetkili biri biriyle alay eder, tüm personel güler. Bir şovmen ya da oyuncu bir trajediye dikkat çekmek ister, insanlar güler. Şu an Türkçe trajikomik bir durumdadır ve millet olarak gülmeye devam etmekteyiz. Biz millet olarak, Türkçeyi linç etmekteyiz.

Devamını Oku
Osman Demircan

Sulara vuruyorken silüetinin aksi
Ay parçası ışık hüzmesisin sanki
Kor ateşten gelen bir aydınlık gibi
Hayalin ışıl ışıl yakıyor gözlerimi

Belki yarın ya da bugün o sesini

Devamını Oku
Osman Demircan

Korkuyla ördüğün duvarları cesaretinle parlatacaksın.
Dikenle sarılı bedenini kanatmaktan korkmayacaksın!
Her kan damlasından ölüme ve hayata sarılacaksın!
Ölümden sonra yaşamak adına tanıklar arayacaksın.

Koskoca bir otobüsün önüne atlar gibi yaşayacaksın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Çocuktum topum uçuruma takıldı.Ne yapacaktım.Küçük ellerimi havaya kaldırdım.Gökyüzü masmaviydi.Tanrı gülümsüyordu.Bulutlar beyaz kanatlı kuşlar gibi baş ucumda uçmaktaydı. Ama benim topum uçurumdaydı.Dua ettim o an.Dudaklarımdan döküldü acı dolu sözcükler.Ağlamaklıydı bütün cümleler.
Allah’ım ben şimdi ne yapacaktım.Ellerim küçüktü ama dualarım büyüktü.Uzattım ellerimi gökyüzüne.Ağladım topumu bana ver diye.O an bir kelebek uçtu yanımdan.Çiçek dolu dallarda öttü kuşlar.Herkes anladı halimden.Sesim bir haykırış halinde yayıldı masmavi gökte.Bir dua ki çocuktan daha masumdu bir dua ki kırk gün ağlamış gözlerden daha yaslıydı.
Demeyin ki Tanrı çocuğun duasını duyar mı.Demeyin ki koskoca Tanrı bir topla uğraşır mı. Tanrı isterse insanı kuru bir dala çevirirdi ya da yağmur ortasında koskoca bir ağaca benzetirdi.Değil miydi ki dağları yaratırdı.Sonra uçurumlarında çiçekleri yaşatırdı.En ıssız yerde biterdi zambaklar.Zambaklara benzerdi bütün leylaklar.Kokusu yayılırdı yemyeşil yamaçlara.Organik bir birliktelik olurdu doğada.Güzel bir terkip yaşanırdı dağlarda ve bağlarda.Niçin beni unutsun.Niçin bu birliktelikte bana da yer vermesin ki.
Niçin bir çocuğun ağlayışını kelebekler duymasın.Neden gözyaşlarına dereler katılmasın. Uçurum utandı halinden.Bir çocuğun topunu işgal etmesinden.Dağların da elleri vardır. Onların da Allah’a verecek hesapları vardır.Dayanamadı dağ, taş, kaya.Topa esti bir rüzgar. Allah’ım bu ne güzel mutluluk.Sen ki topumu geri verdin.Bir çocuğun topuna sahip çıktın.Sen her şeye sahipsin.Ve seni sevmek en güzel bahtiyarlıktı.
Bunca güzellik arasında topum dikene takıldı.Gövdesinde kocaman bir yarık açıldı.Oyunum yarıda kaldı.Dedim vardır bunda bir hayır.Gülleri öptüm dikenlerinden.Şükrettim çocuk oluşuma.Şükrettim insan oluşuma.Bu sefer ağlamadım.Allah’ım seni sevmenin hazzını aldım.
Ben o gündür bu gündür hiç koşmadım.Hayat yolunda güle oynaya bir çocuk gibi kaldım. Yürüdüm çiçeklerin kokusunu ala ala.Yürüdüm Allah’ı renkli bir hayatın masmavi gülümseyişinde araya araya.

Devamını Oku
Osman Demircan

İntihar etmek istiyorum senin kurşununla
Parmağını tetikten çekme vur öldür hadi
Bir çocuğu oyuncağıyla dövmektir sevdan
Bırak senin elinle kırmızı güle bulanayım

Bunca vakit recm edildim linçler gördüm

Devamını Oku
Osman Demircan

Adamın biri dört mevsim dört bucak dolaşmış ama aşkı bulamamış. Demiş ki en iyisi bir masal kitabı alayım. Almış ve bir kütüphaneye gidip okumak istemiş. Kütüphanede herkesin canı sıkılıyormuş, kitaplarsa raflarda çürüyormuş. Oturmuş kitabı açmış ve satırlar arasında gezmeye başlamış. Hiçbir savaşın kadının namusu için çıkmadığını öğrenmiş. Kadın varmasına varmış ama hiçbir aşk adına yok olmamış. İnsanlar sevmiş ve sevilmiş...Kadınlar bir erkeğin kollarında mum gibi erirken bir başka erkekle mum ışığında yemek yemiş. Velhasıl kelam kitap kelime olmuş, nokta olmuş, virgül olmuş aşkı dil sınırları içinde anlatır olmuş. Dile gelmiş sayfalar ve demiş ki:
Aşk br attır kadınsa avrattır. Şu dünyada dizginleri elinde tutanlar ata binmiştir. Gerisi at gibi kişnemiştir. Aşk bir süvari savaşı ise iyi binen savaşı kazanmıştır. Kaybeden nal doplamıştır.
Ne diyorsun sen dedi adam. İnsan ne ata benzer ne de aşk bir savaşa. Aşk bir dingin göldür ki onda ancak altın balıklar yüzer. Kadın ki bir kuğudur boynunu anca aşk büker. Aşk sadakat ister vefa ister. Erkek göl kenarında kuğunun aksini izler. Sonra kuğu söze gelir aşıkın dudağında gezer. Birbirini seven insanlar birbirlerine iyi günde kötü günde beraber olacaklarına dair söz verirler.
Kitap güneş olur adam yağmur. Ortada gökkuşağı rengarenk durur. Kitap der ki ey cancağızım dinle hele:
Sarı bir diğer sarıya benzemez hiç. Acı acıya benzemez, tatlı tatlıya benzemez. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar aşk vardır. Kimse kimseyi bir başkası gibi sevmez. Her yürek aynı duyguları beslemez. Kimi vardır bir gülüşe hasta olur, günlerce yataktan kalkamaz. Kimi vardır bir bakışa deli olur, doktor doktor dolaşır. Herkes aynı amaç için aynı adımları atmaz. Kimisi yürür, kimisi koşar, kimisi ise geri geri gidip amacından sapar. Diyeceğim o ki aşk kitaptan öğrenilmez. Tüm şiirler aşkın sadece asını anlatır. Aşk ne sözdür ne de dudaktır. Olsa olsa öpüş olur. Ama bütün aşklar ne yürekte başlar ne de dudakta. Aşk burunda başlar, koklaşa koklaşa iki ten üst üste yığılır. İşte aşk depremi böyle olur. Dizler çözülür, el ayak birbirine karışır. Aşk sarsmadıkça dağ dağa kavuşur. Bunun adı sadece tutku olur.
Adam susar düşünür. Saçları bembeyaz olur. Sonra der ki: Ey kitap neden insan birbirini aşkla kandırır. Ne büyük alçaklık bu...Kadın ve erkek aşk hamurundan birbirine ekmek yoğurur. Karınları doyar ama yürekleri aç kalır. Aşk insana oysa açlığı unutturur. Dünyada bu kadar fırın varken ve aç gözlü insan varken aşk anca rüyalarda görülür.

Devamını Oku
Osman Demircan

Yüreğimin ne olduğunu bilmediğim huysuzluğunda, duygularımı dizginlemeye çalışırken, sana çalakalem bu satırları yazıyorum.
Kapısından kovulan ev sahibinin merhametinden umudunu kesen ve her yanı kan revan içinde olan köpek gibi gecenin ayazında sensizliği yaşıyorum. Kendimi kaza yapmış otobüsün can çekişen yolcularına benzetiyorum.Sana gelmeye güç yettiremiyorum.Kendime buzdan kaleler yapıp aşka meydan okumaya çalışırken; senin sıcak gülüşün karşısında bütün dünyamı sel sularına kaptırıyorum; çaresizlik içinde boğuluyorum.Şimdi suların içinden çıkan baygın bedenimle hayat öpücüğünü bekliyorum.Sensiz yaşayamıyorum.Seni bir damla yalnızlığıyla yaşarken, biriken gözyaşlarımda kuğu beyazlığında hayallerini yüzdürüyorum.Biliyorum söz tükenir; geride yaşananlar kalır.Dilimde cümleler duygularıma son noktayı koyarken, sana yaşattığım mutsuz paragraflar için özür diliyorum.Seninle yaşamış olmamdan dolayı sonsuz huzur ve mutluluk duyuyorum. İnan içimi burkan, hüzün ve gururla gözlerimi ıslatan bir duygu sağanağısın. Seninle sırılsıklam bir hayat yaşıyorum.
Hatırlıyor musun? Gümüş rengindeydi balıklar ve altın sarısıydı portakallar.İşte o bahçede suya düşerdi aksin. Ben rüyalarıma dolan berrak yüzüne susamış bir kelebek gibi öpücükler konduruyordum. Gözlerimi yumduğum o saatlerde kirpiklerim bahar dalları oluyordu.Kaşımın gölgesinde yumulan gözlerimde hep seni düşünüyor hep seninle avunuyordum. Ben aşkını kaşla göz arasında gam dolu bakışlarımda yaşıyordum.Bazen hiç durmadan ağlıyordum.Yanımda olmuyordun,bir serçe kuşu gibi başka parmakların ucuna konuyordun. Yüreğim yanıyordu.Erkekler yanında taşıdıklarıyla gurur duyuyordu.Oysa ben gurur duymak için değil sadece sesini duymak istiyordum.Bir ılıman iklimin rüzgarı gibi nefesini hissetmek istiyordum.Seni doya doya sevmek, hep bir su kenarında saz gibi senin serinliğinle doymak istiyorum.Bir gümüş renkli balığın pullarında gözlerinin beyazlığını görmek ve sonra ölmek istiyorum.

Devamını Oku
Osman Demircan

bir ağacın sararan yaprakları gibiyken
gelir mi bana yeşil gözleriyle o yeniden
bir nehrin kuruyan son damlası gibiyken
döner mi, su serper mi kalbime yeniden

kara bulutlardan sızan ışıklar gibiyken

Devamını Oku