Yüz hatlarımda dere yatağı gibi çizgiler
Akıp giden yılların yüz görümlüğüdür der
Alnım bir kara tahta yıllar bir tebeşirken
Harfi harfine ömrüm yüzüme anılar çizer
Ağzından kan kusarken yaşamak yüreğinin derinine batardı.
Ateş topuna dönerdi dünya gün batımında yaraların kanardı.
Anlardın niçin yandığımı niçin volkan gibi patladığımı ey yar
Bir isyana dönüşürdü sevgiler aşk fışkırırdı bütün karanfiller
Sularda aksin tutuştuğu vakit kelebeklerin kanatları yanardı
Cam kırığı el kanatır, buz kırığı soğuk düş yaşatır
Sensizlik hem virane bir konaktır pencereleri kırık
Hem bir rüzgardır jilet gibi keskin buz gibi soğuk
Bu hayatın mimari sensin her tarafım yıkık dökük
Her gece ayaklar altına alınırken tüm duygularım
Aşkın kekremsi meyvesini büyütürken mor bahçende.
Islak sesinle ateşten gülleri süsleyeceksin gecende
Alev saçını saçıp denize beklersin sevdiğini iskelede
Kaçışır martılar çığlık çığlığa boğuşurken özlemlerinle
Ebemkuşağı renginde yağmurlar ekersin bulut üstüne
Zehirli meyve tadıdır aşkın dudaklarımda
Kırılmış bir dalda yuva yapan yüreği ezik
Gökyüzünü sırtında taşıyan bir kuş misali
Aşığım yapraklardan damlayan ay ışığına
Ay yüzlüm sensizim gece karanlıklarında
ey sevgili çiçekler kadar dalların da incecik olsun.
aşk ağacında eğilmeyen dallar sevda yüklü olmaz.
bırak dallarında belini kırana kadar meyve olayım.
ey sevgili o arzulu dudaklarında aşka layık olayım.
hayalinde büyüsün cemalim dalların eğilsin bana
Rüzgarın yeri yok saçların adına dolanırım semada.
Aşkın esintisinde tutanamadım bir tek teline yarim.
Duygularım adına fırtınalar kopardım tozla dumanla
Ne sana yaranabildim ne saçlarına güller takabildim
Tadı yok dünyanın his kasırgası eserken yüreğimde
Vallahi o kadar yorgunum ki artık tek gözümle o da kısık olarak bakıyorum hayata. Dünya tuvalet duvarı gibi... Çok da meraklı değilim o duvarlara. İsteyen o duvarlara yazılanları okusun profesör olsun isteyen o yazılardan kendine bir eş bulsun. Gözüm yok açıkçası.
Bu dünya aptal bir adamın kel başı gibi... Her gün o kafayla bu dünya benim zekamı zorluyor; saçlarımı yolmama sebep oluyor ya bu gücüme gidiyor. Sözü yalan, elbisesi insan olan bu dünya, tüm çıplaklığıyla insafsızca gözüme girmeye çalışıyor. Ey dünya gözüm yok sende. Sen git fakirin karısını, zenginin piç kurusuyla ayart ve onları aynı yatakta seviştir. Her gün o güzelim güneşin doğuşuna inat, sen belalar doğurt. Sen var ya sen! Ne tatlı bir şerbetsin dünya. Her gün ne böcekler tuzağına düşerken, sen tatlı tatlı gülümsemene devam etmektesin. Bil ki rüyalarla, hayallerle birçok insanın gözünü döndürmektesin. Bazen ise yaşattığın kabuslarla yorganlarına çektiğin ödü kopmuş gözlerden nefret görmektesin. Utanmazlığın meme başlarına benzeyen insan kafalarının ürettiği çiğ sütlerin; yani sığ fikirlerin insanlar tarafından yenilir yutulmasındandır; ama artık meme başlarına benzeyen insan kafalarından çıkan kötü fikirlerden beslenmek istemeyenler de vardır. Bunlardan biri de benim.
Büyüdüm dünya; ama sen bir çocuğun topusun hala ve dünya gözlerime de söyleyeceklerim vardır: Ey gözlerim ağlasan umut ettiğin karanfiller topraktan çıkar mı? Gelir mi sanırsın o? Sularına sellerine kapılır mı dersin? Gözyaşlarında onun kuğu güzelliğini görebilir misin? Gözyaşlarınla göl yapsan sandallara binip yüreğinin bir kıyısına varır mı peki? Sen bir faresin o bir kedi. Sen borçlusun ta canına kadar, o alacaklıdır ta kanının son damlasına kadar. Ne olur ağlama boşuna gözlerim. İtin gözleri kemiktedir, senin gözlerin ise umutlar yeşertmektedir. Ey gözlerim gözyaşların boşuna akar. Temizyebilir misin giderken bıraktığı ayak izlerini? Temizleyebilir misin yüreğine bıraktığı ezici duyguları? O giderken sokaklardan, caddelerden çıkıp gitti mi sanırsın? O damarlardan bir cam parçası gibi çıkıp gitti bilmez misin? Yürümeye üşenenin, koşarak yanına gelmesini mi beklersin? Silerim gözyaşlarımı, sen istemezsen de gözlerim. Çünkü o anılarıyla birlikte geride kalmıştır. Ve benim başımın arkasında ağlayacak gözlerim de yoktur. Ey gözlerim sizler de bakın önünüze. Ağlamayın boşuna. Onun yüreği kaktüstür. Kaktüslerin sağanak yağmura ihtiyacı yoktur? Böyle kara bulutlar gibi dolup dolup boşalmayın? Unutmayın gözlerim şu dünyada sadece Allah'a bir can borcumuz vardır.
Kar olsan daima yağsan tenime
Buz olsan saplansan yüreğime
Her daim bir ateş parçası misali
Ahhh Angelina düşerim peşine.
Kavrulmadan yanmazmış dallar
Bazı topraklarda yağmur değil; gözyaşı akar. Tıpkı bazı insanların gözlerinin Gazze'ye benzemesi gibi. Her gün göz kapakların korkuya açılır. Tanktır, tüfektir korkuların ve insan gölgesi tıpkı bir kara bulut gibi bakışlarını kaplar. Öyle bir açmak istersin ki gözlerini, kara bulutlardan, tanklardan daha kocaman olmasını ister gibi. Ağlayışın içine akan yağmur sularıdır ve o sular sokaklarda boylu boyunca yatanların cesetlerini de içine taşır. Yüreğine gömersin bu cesetleri. Yüreğin bir çadırın kumaşı gibi korku rüzgarlarıyla yırtılırcasına sallanır. Sen yüreğinin içinde bir karınca olursun da, kaçacak bir delik bulamazsın. Her taraf betondan ya da çelikten yapılmıştır. Korkun yumruk olur, ardından açılan bir avuç olur ve sonra yine yumruk olur. Taşıdığın yük bir kervanın taşıdığı yükten daha ağırdır. Acıların deve izleri kadar uzundur. Sinmek istersin bir duvar dibine. Gölgen gecenin karanlığına saplanmış bir kara saplı bıçaktır. Keskin bir korku gezer bileğinde bir intihar hevesiyle. Yaşamın tadı okyanusun dibindeki bir balık olur. Sen yaşamın tadı adına boğulursun acılara. Kim dayanır bu kadar korkuya? Bacakların zayıftır koşamazsın, kolların güçsüzdür kaldıramazsın; ama her yanın el ele vermişçesine korkularınla doludur. Dağıttığın masa kafandan daha düzenlidir. Kırdığın bardak yüreğinden daha sağlamdır; ama yine de korkularınla başa çıkmak zorundasın. Değerli değilsin; seni yaralayan, inciten sözden... Bir korku tufanı içinde Nuh'sun. Karanlık sular yüreğindedir, nefesindedir. Ah bedeninden çıkmış acıların girdiği ruhsun. Yalnızsın yapraklar arasında saklanmış bir kelebek gibi ve gece simsiyah bir örümcektir. Her salise ısırılmaktasın. Korktuğun okyanuslardan daha büyük olmaz gözlerin ve dalgalar beyaz bir çarşaftır cesedinin üzerine örtülmeyi bekleyen. Sen alnının çizgilerinde kocaman düşüncelerini gezdirmeye çalışırken, düşüncelerin korkuyla daha büyür ve seni alnının ortasından vurur. Cenazen kalır bir kütüğün altında, tabuta gerek yoktur. Ölmek kurşundur, yaşamak silah sesi. O ses korku dağlarından yankılana yankılana gelir seni bulur. Bir bebeğin avuç içi kadar mutluluğu, büyüdükçe avuçlarına korku doldurur ve anne feryadını bir başka avuçlar kulakları tıkayarak susturur. Ah bana korku ne acılar yaşatır.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....