Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

İntihar etmek istiyorum senin kurşununla
Parmağını tetikten çekme vur öldür hadi
Bir çocuğu oyuncağıyla dövmektir sevdan
Bırak senin elinle kırmızı güle bulanayım

Bunca vakit recm edildim linçler gördüm

Devamını Oku
Osman Demircan

Adamın biri dört mevsim dört bucak dolaşmış ama aşkı bulamamış. Demiş ki en iyisi bir masal kitabı alayım. Almış ve bir kütüphaneye gidip okumak istemiş. Kütüphanede herkesin canı sıkılıyormuş, kitaplarsa raflarda çürüyormuş. Oturmuş kitabı açmış ve satırlar arasında gezmeye başlamış. Hiçbir savaşın kadının namusu için çıkmadığını öğrenmiş. Kadın varmasına varmış ama hiçbir aşk adına yok olmamış. İnsanlar sevmiş ve sevilmiş...Kadınlar bir erkeğin kollarında mum gibi erirken bir başka erkekle mum ışığında yemek yemiş. Velhasıl kelam kitap kelime olmuş, nokta olmuş, virgül olmuş aşkı dil sınırları içinde anlatır olmuş. Dile gelmiş sayfalar ve demiş ki:
Aşk br attır kadınsa avrattır. Şu dünyada dizginleri elinde tutanlar ata binmiştir. Gerisi at gibi kişnemiştir. Aşk bir süvari savaşı ise iyi binen savaşı kazanmıştır. Kaybeden nal doplamıştır.
Ne diyorsun sen dedi adam. İnsan ne ata benzer ne de aşk bir savaşa. Aşk bir dingin göldür ki onda ancak altın balıklar yüzer. Kadın ki bir kuğudur boynunu anca aşk büker. Aşk sadakat ister vefa ister. Erkek göl kenarında kuğunun aksini izler. Sonra kuğu söze gelir aşıkın dudağında gezer. Birbirini seven insanlar birbirlerine iyi günde kötü günde beraber olacaklarına dair söz verirler.
Kitap güneş olur adam yağmur. Ortada gökkuşağı rengarenk durur. Kitap der ki ey cancağızım dinle hele:
Sarı bir diğer sarıya benzemez hiç. Acı acıya benzemez, tatlı tatlıya benzemez. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar aşk vardır. Kimse kimseyi bir başkası gibi sevmez. Her yürek aynı duyguları beslemez. Kimi vardır bir gülüşe hasta olur, günlerce yataktan kalkamaz. Kimi vardır bir bakışa deli olur, doktor doktor dolaşır. Herkes aynı amaç için aynı adımları atmaz. Kimisi yürür, kimisi koşar, kimisi ise geri geri gidip amacından sapar. Diyeceğim o ki aşk kitaptan öğrenilmez. Tüm şiirler aşkın sadece asını anlatır. Aşk ne sözdür ne de dudaktır. Olsa olsa öpüş olur. Ama bütün aşklar ne yürekte başlar ne de dudakta. Aşk burunda başlar, koklaşa koklaşa iki ten üst üste yığılır. İşte aşk depremi böyle olur. Dizler çözülür, el ayak birbirine karışır. Aşk sarsmadıkça dağ dağa kavuşur. Bunun adı sadece tutku olur.
Adam susar düşünür. Saçları bembeyaz olur. Sonra der ki: Ey kitap neden insan birbirini aşkla kandırır. Ne büyük alçaklık bu...Kadın ve erkek aşk hamurundan birbirine ekmek yoğurur. Karınları doyar ama yürekleri aç kalır. Aşk insana oysa açlığı unutturur. Dünyada bu kadar fırın varken ve aç gözlü insan varken aşk anca rüyalarda görülür.

Devamını Oku
Osman Demircan

Yüreğimin ne olduğunu bilmediğim huysuzluğunda, duygularımı dizginlemeye çalışırken, sana çalakalem bu satırları yazıyorum.
Kapısından kovulan ev sahibinin merhametinden umudunu kesen ve her yanı kan revan içinde olan köpek gibi gecenin ayazında sensizliği yaşıyorum. Kendimi kaza yapmış otobüsün can çekişen yolcularına benzetiyorum.Sana gelmeye güç yettiremiyorum.Kendime buzdan kaleler yapıp aşka meydan okumaya çalışırken; senin sıcak gülüşün karşısında bütün dünyamı sel sularına kaptırıyorum; çaresizlik içinde boğuluyorum.Şimdi suların içinden çıkan baygın bedenimle hayat öpücüğünü bekliyorum.Sensiz yaşayamıyorum.Seni bir damla yalnızlığıyla yaşarken, biriken gözyaşlarımda kuğu beyazlığında hayallerini yüzdürüyorum.Biliyorum söz tükenir; geride yaşananlar kalır.Dilimde cümleler duygularıma son noktayı koyarken, sana yaşattığım mutsuz paragraflar için özür diliyorum.Seninle yaşamış olmamdan dolayı sonsuz huzur ve mutluluk duyuyorum. İnan içimi burkan, hüzün ve gururla gözlerimi ıslatan bir duygu sağanağısın. Seninle sırılsıklam bir hayat yaşıyorum.
Hatırlıyor musun? Gümüş rengindeydi balıklar ve altın sarısıydı portakallar.İşte o bahçede suya düşerdi aksin. Ben rüyalarıma dolan berrak yüzüne susamış bir kelebek gibi öpücükler konduruyordum. Gözlerimi yumduğum o saatlerde kirpiklerim bahar dalları oluyordu.Kaşımın gölgesinde yumulan gözlerimde hep seni düşünüyor hep seninle avunuyordum. Ben aşkını kaşla göz arasında gam dolu bakışlarımda yaşıyordum.Bazen hiç durmadan ağlıyordum.Yanımda olmuyordun,bir serçe kuşu gibi başka parmakların ucuna konuyordun. Yüreğim yanıyordu.Erkekler yanında taşıdıklarıyla gurur duyuyordu.Oysa ben gurur duymak için değil sadece sesini duymak istiyordum.Bir ılıman iklimin rüzgarı gibi nefesini hissetmek istiyordum.Seni doya doya sevmek, hep bir su kenarında saz gibi senin serinliğinle doymak istiyorum.Bir gümüş renkli balığın pullarında gözlerinin beyazlığını görmek ve sonra ölmek istiyorum.

Devamını Oku
Osman Demircan

bir ağacın sararan yaprakları gibiyken
gelir mi bana yeşil gözleriyle o yeniden
bir nehrin kuruyan son damlası gibiyken
döner mi, su serper mi kalbime yeniden

kara bulutlardan sızan ışıklar gibiyken

Devamını Oku
Osman Demircan

Biz bir apartmana taşındık. Apartmanımız kaloriferliydi artık. Eskiden bağlarımız bahçelerimiz vardı. Evimizin balkonlarında uyurduk. Gece yıldızlar parlardı. Berrak bir gökyüzü altında uykuya dalardık. Huzur içinde uyurduk. Bedenimiz çok rahattı çünkü rüyalarımız çok yumuşaktı. Bir anne kucağı sıcaklığında gecenin serin havasını emerdik. Biz cırcır böceklerinin sesiyle şarkılar söylerdik. Dünya kulağımıza rüzgarlarla suların ve yağmurların ninnisini fısıldardı. Biz öylece uyurduk. Sabah gülerek güne başlardık. Hemen bahçeye koşup oyun oynardık. Ağaçlara aşık olurduk. Doğa bize enerjisini verirdi. Biz de o enerjisiyle dallara çıkardık. Olgunlaşmış meyveleri yerdik. Mutluluğa doyardık. Hayatın kokusunu alırdık. Biz çimenlerin ıslaklığında ayaklarımızı yıkardık. Her çiy damlasıyla bir ot gibi büyürdük. Çocukluğumuzu sevinçle yaşardık. Arkadaşlığımızı gökyüzüyle, ağaçlarla, kuşlarla, yeşilliklerle yaşardık. Biz duygularımızı, düşüncelerimizi bir buğday tarlası gibi eker biçerdik. Her düşüncemizde alın teri vardı. Biz basit duygular içinde büyümezdik. Hep büyük düşünmeyi öğrenirdik.
Kışları akşama kadar kartopu oynayarak geçirirdik. Sobanın başına toplanır, kestane patlatırdık. Sobanın etrafında sıcak sıcak sohbet ederdik. Bir aile saadeti yaşardık. Herkes payına düşeni yerdi. Kimsenin gözü aç değildi. Kimse kimseden bir şeyler koparmaya çalışmazdı. Saygı ve sevgi içinde kestaneleri yerdi.
Şimdi büyüdük çok büyüdük. Artık oyuncaklarımızı bıraktık. Birbirimizin duygulararıyla oynuyoruz. Kestaneleri kesmek yerine birbirimizi bıçaklıyoruz. Bir ölüm kalım savaşı içinde yaşamaya çalışıyoruz. Biz büyük adam olduk. Artık birbirimizle boğuşuyoruz. Mutsuzluğun girdabında boğuluyoruz. Büyüdük çok büyüdük. Kocaman adamlar olduk.
Şimdi kendimizle ve dünyayla barışmaya çalışıyoruz. Ama artık söz vermekler, arkadaşlıklar, dostluklar geride kaldı. Biz güneşe sırtımızı döndük. Karanlığa bakıyoruz. Şimdi ağlamak boşuna. Çünkü büyük adam olduk.
Kimse kimseyi suçlamasın. Ağaçlara tırmanmayarak, ıslak çimenler üzerinde koşmayarak enerjimizi yitirdik. En büyük kaybımız bu oldu. Büyüdük çok büyüdük.

Devamını Oku
Osman Demircan

Akşamlarım jilet sensiz kanamalarım duvarlara fışkıran silüet
Bir gölge düşer odama gül yüzünden kaçan bülbül suretinde
Kan dökülür seninle seviştiğim çarşaflara; ölüm, aşka karışır
Yıldızlar sensiz karanlık sulara düşer bir beyazlık kana bulanır.

Aka aka sabahı eder sensizliğim damarlarımda ecelin dolaşır

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu kadınlar nerede yaşıyor söyleyin nerede
Hep resimlerinde mi göreceğim güzelliklerini
Saçları bir kızıl rüyadır gecelerime dolanan
Bu kadınlar nerede yaşıyor söyleyin nerede

Yaşamak güllerin ağlayışında ıslak kalmaktır

Devamını Oku
Osman Demircan

Yaşanılan bir direnişti Burma'nın sokaklarında
Kanım donmuş akmaz olmuştu damarlarımda
Bir kurşun jilet misali tenime değdiği bir anda
Sanki tüm kirli eller, emeller dokunmuştu bana.

Ve bütün insanlar yüz çevirmişti inançlarıma.

Devamını Oku
Osman Demircan

Saçlarımın rüzgarda dağılışı yalnızlığımdı. Çünkü bir daha toplayamamacasına karanlığa kaptırdım siyah saçlarımı. Gündüz seni düşünürken saçlarımı yoldum. Gece yolduğum saçlarımı karanlığa kaptırdım. Ne yıldız düşürdün saçlarıma ne de gözlerimde mehtap ışıltısı verdin. Sen sadece kendini sevdin. Seni düşündükçe bir iskele kadar yalnız kaldım. Hiç beyaz yelkenli gemiler hayal ettirmedin bana. Yaktın beynimdeki İstanbulu. Ne fethedeceğim bir şehir bıraktın bana ne de karadan yüretebileceğim gemiler... Sen beni Bizans surları gibi delik deşik ettin. Yıktın tüm sağlam duruşlarımı. Mahvettin aşk halicimi. Tüm zincirler aşkının top atışları karşısında darma duman oldu ya da hiçbir işe yaramadı. Şimdi sen kazandığın aşk zaferiyle mesutsun. Ben ise gururum ile sevgim arasındayım. Ben şimdi tıpkı İstanbul gibi iki şehrim. Ya seni Kadıköy iskelesinde sevdim ya da kendimi Galata Kulesinden ayrılığın taştan kollarına attım. Ne zaman yüreğimin kapılarını sana açtıysam, beni yüreğimden kapı dışarı ettin. Gururumdan yüreğime seslenemedim. Çünkü içerdeki sen çoktan tahtını kurmuştun ve bana boyun eğdirmek için beklemekteydin. Nasıl siyah karanlığı severse, ben de kara gözlerini öyle sevdim. Ardından bir daha kendimi bulamadım. Siyah gözlerinin içinde kayboldum. Sonra İstanbul oldu gözlerin. Gözlerinin caddelerinde adresimi yitirdim. Gözlerin tıpkı İstanbul gibi aşk tabutu olmuştu. Gözlerinde ölmüştüm ve gözlerinde gömülmüştüm. Önce bir kişilik polistin. Sonra iki, üç, dört, beş kişilik polistin. Ellerime beş kere kelepçe vurdun. O da yetmedi bir karakol oldun. Beni orada yüreğimden vurdun. İşte tarihe geçen en büyük karakol işkencesi buydu. Sen beni başkalarıyla acıttın ve incittin. Sen aramıza hep başkalarını bir bıçak gibi soktun. Keskin tarafı bana dönüktü. Bu yüzden yaralanan hep ben oldum. Sen sevmeyi bilmedin, bu yüzden görüş ayrılığına düştük. Bir aşkta fikir ayrılığı şakağa dayanan bir silahtır. Silahın namlusu en çok düşüncesiz olandadır. Beni bir türlü anlamadın. Şakağımdan vurdun. Düşünce tarihine bir kara leke gibi düştü kanım. Ben aşkımı düşüncesi yarım ekmek kadar olan, yüreği çeyrek helva olan bir sevgiliye kaptırdım. Bir türlü bir masaya kurulup tam tadında bir aşk yaşayamadım.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir sarhoş otobüste yalnızken yanına oturdum. Dedi yanımda kimse oturmazken sarhoş olduğum için sen nasıl oturdun. Dedim beni döversen birisi kurtarır elbet. Dedi tüm insanlar dörde çeyrek vardır; ben ise üç buçuğum. Dört olan sadece peygamberimizdir. Şaşırdım o an sözleriyle. Dedim kendi kendime bir abdestliden duymadım böyle söz acaba niye? Bir söz vardır eski bir gramofondan çıkar gibi gönlü hoş eder. Sarhoşun sesi ruhumda esrik bir tat bırakırken, tüm otobüstekilerin suskunluğu kulaklarımı tırmaladı. Ruhum bakışlarımdan onun gözlerine aktı. O an düşündüm ince ince. Kimseyi incitmemek üzere. Bize yazar Amerika'dan gelir. Adı Elif Şafak'tır. Aşk diye bir roman yazar. Bize Amerika'dan gelip ilahi aşkı anlatır. Çok şükür o olmasa, bilemeyiz Allah'ı sevmeyi. Zaten Yunus Emre kim, Ahmet Yesevi kim? Bize seni gerek seni ey Elif Şafak. Bize dini kanaat önderi olarak henüz Amerika'dan kimse gelmemekte. Türk milleti olarak şu an İslam'ı nasıl yaşamamız gerektiği konusunda bu nedenle muzdaribiz. Bir sarhoştan dinleyecek değiliz ya Müslümanlığı. Elbet Amerikan yardımımıza koşacak birisi vardır. Ey Amerika sen nelere kadirsin. Hem Amerika'dan sadece füze kalkanı gelecek değil ya. Bakarsın bir de dini kanaat önderi gönderiverirler. O zaman elhamdülillah deriz. Çünkü biz çok nankör bir milletiz. Amerika'dan gelmezse dini kanaat önderimiz, maazallah dinden bile çıkabiliriz. Sanatımız ithal, kurbanımız ithal, sevgilimiz ithal ey Türk mal gibi ortada kal. Sana ne lazım dinini kendi özünden öğrenmek. Aklın kesmez duanın nasıl yapılması gerektiğini. Bekle ey Türk, dua kitabından da Amerika'dan gelir. O kitap gelinceye kadar, bir kitapsız olarak yaşayıp dur. Çünkü senin kutsal kitabın, bir sigortadır evinin duvarında, depreme karşı. Ey Türk, bırak evini şimdi. Yurdun fay hattındadır. Duan esirken Amerika'ya, vatanın deprem riski altındadır. Seccaden Amerika'dan büyük değilse eğer, kıldığın namaz ettiğin dua, Amerika'nın oyuncağıdır.

Devamını Oku