Kapkara bir gece ve bütün yıldızlar üzerinde
Parlak hayalin ve denizin yakamozusun sen
Altın suretinde yüzün ve gümüşten gülüşün
Orkideleri andıran güzelliklerin saflığısın sen
Her şey kahır yine kahır yine kahır yine kahır
Ölüm ihtiras dolu bir gülüştür yarin dudaklarında.
Her öpüşte süzülen kandır işvedir gece boyunca.
Kendi mezarını süslemesini öğrenmeli her insan
Doya doya yaşamasını bilmeli elinden geldiğince
Porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlıyordun. O an dilim dilim yemek istedim seni. Dudaklarıma sevinç, dilime tat, ağzıma nefis bir haz olurdun. Ah yiyebilseydim seni hiç çatal kullanmadan. Elimle bir çiftçi açlığıyla mideye indirmek isterdim seni. Ondan sonra gör beni. Koca tarlayı on kişeye bedel kazardım. İçime kuvvet yüreğime kan olurdun. Önce seni koklardım. Burnuma çekerdim güneşin olgunlaştırdığı teninin kokusunu. Hiç muz görmemiş bir dağlı gibi, bir kar adamı gibi bir lokmada yutardım seni. Sonra bir oh çekerdim. Yaşamak ne güzel derdim. Kumsal sıcaklığında bir şarkı tuttururdum. İlk defa kendimi tok hissederdim. Açlığın hiç semtime uğramadığını düşünürdüm. Çünkü senin mahallende naralar atarak gezerdim. Porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlıyordun ve ben o an sade seni yemek isterdim. O porselen tabağı kucağıma alıp boğulurcasına, tıkınırcasına seni içime doldururdum. Kanım olasın diye, canım olasın diye sana doyardım ama sana ayıp olmasın diye hiç geğirmezdim. Porselen tabağı da kırmazdım. Hatta o tabağı yalardım. Senden bir iz kalmasın diye geride. Bütün diğer nimetlerden vazgeçerdim. Sade sen gıdam olurdun, seninle beslenirdim. Sosyete masalarında kadehler tokuşturulurken, içkiler dere gibi akarken, insanlar sarhoş olup balık hafizalarıyla orada burada dans ederken ben porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlayışına hayran hayran bakıyordum. Ben şarap kokularıyla değil senin bir muz gibi kokmanla sarhoş oluyordum. İlk defa bir insan muzdan sarhoş oluyordu yani ben. Beni şarap meclisine rezil ediyordun. Ben her ne zaman başarı sağlasam kendimi muzla ödüllendirirdim. Kendime ye ulan ye derdim. Şimdi biliyor musun sen ak saçlarımın, buruşuk tenimin, neşemin, ümitlerimin karşılığı kazandığım varlıksın....Sen benim için bir ödülsün. İşte bu yüzden yemek istiyorum seni. Çünkü ben ne zaman başarı kazansam hep muz yedim. Bu yüzden işte bu yüzden sırf bu yüzden tadına bakmak isterdim. Ben ne kirazlar gördüm de ne çilekler gördüm de hiçbirine bakmadım. Bu yüzden emin ol hiç aldatmam seni. Onları dudaklarımı ekşite ekşite yedim. Oysa ne zaman muz yesem dudaklarım ballandı. Sana ah sana tatlım demek isterdim. Sıcak iklimlerin meyvesi demek isterdim. Porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlıyordun. Ve ben sana zayıf gözlerle bakıyordum. Az gelişmiş ülkelerde çocuklar ihtiyaçları olan proteini muz yiyerek alırlar. Bak ben az gelişmiş bir ülkenin çocuğuyum, potasyuma, demire, kalsiyuma, fosfora, sodyuma çok ihtiyacım var. Ne olur besle beni. Hadi ye beni de. Korkma incitmem seni. Dudaklarımda eski bir gençlik türküsü korkuyla ıslık arasında sıkışmış. Ben hiç güneş yüzü görmeyen bir hayattan geldim. Ayaklarımdaki nasırlar hala incitir beni. Ey acılara tat veren güzellik. Sen mutluluk rengindesin. Hadi güldür beni. Koşa koşa geldim sana. Tat kat hayatıma. Bu zamana kadar zehir kustum hayatımda. Ölümlü aşklar yaşadım. Yüreğim bir çocuk mezarlığına döndü. Aşk dediğin yürekte tat bırakmalı. Porselen tabaktaki dilimlenmiş muz gibi parlıyordun. İşte seni böyle görünce hayattan tat aldım. Bütün dünyam zifiri karanlıkken, seninle parladı. Işığım oldun. Seninle tattım deniz ülkesinde kral olmayı. Gök yeşil oldu, yer sarı. Bir ılıman iklim doldu ürkek bakışlarıma. Nemli nemli dudaklarımla gülüşüm manalandı ve hayatım anlam kazandı.
Yağmur yağmış tutkularıma ay çiçekleri akıtmış.
Sen kokulu hayallerim bütün uykularımı kaçırmış.
Beyaz gül goncası tazeliğin karanlığıma takılmış
Kahır rüzgarlarıyla savrulmuş saçların her odaya.
Senli esintiler odamın duvarlarına şiir doldurmuş
Rüzgar sallarken dallarımı sınırsız gökte
Düşüncem göz alabildiğine ağaç ağaçtı.
Düşüncelerimden daha büyük güç vardı.
Kendi doğal eğilimlerim uzayıp giderken
Düşünceden daha güzel güç vardı titrek
Bir otel odasında şaraplar, şampanyalar
Kadehten dökülen kadın yere akmakta
Bedeni sızmış gecenin merhametsizliğine
Yıldızlar şahit ıstıraplara kör karanlıklara
Kadehler, şampanyalar, tüller, kumaşlar
Arzulu mudur söylenen şarkı her savaşta
Ve ya topun tüfeğin merhameti yok mudur
Tüm çiçekler barut koksa da her vuruşta
Yine de bütün gülleri koklamak mı gerekir
Kopararak hiçbir renk gül bırakmasalar da
Yağmur yağar gri damlalar halinde sert bir zemin kalır toprakta
Hasret kokan mahur bir şarkı bestelenir o saatte dudaklarında
Titrek bir şiir yankılanır üşüyen ellerin ve parmaklarının arasında
Kırılır kalem kanar avuçlarında daha dile getirilmemiş duygular
Aynı saatte havalanır güvercinler ile atmacalar barışsa bu kadar
İnsan düşündüğü kadar yalnızdır.
Karanlık suların ışığı
Dökülürken göz pınarlarından
Bir boşlukta asılan
İdam mahkumu gibi başı yalnızdır.
Saçları hiç okşanmamış bir çocuğun
Bir saç mangalın kızgın külünde
Uyanır gözlerim ateş renginde
Bir dal gibi olurum o saatlarde
Yakarım gülleri cehenneminde
Bir karanlık çoğalır birdenbire




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....