Türkler rüşvetle ve haksız kazançla Kürtler uyuşturucu parasıyla imtihan oluyor. Allah her iki milletin de yar ve yardımcısı olsun diyorum başka bir şey demiyorum. Yoksa her iki milleti de parada kazanmış iyilikte kaybetmiş bir hayat bekliyor. Eğer böyle olursa beni iki milletten de yapma Allah'ım bunu senden istiyorum. Beni iyilikte yarışanlar zümresinden kıl diye sana yalvarıyorum.
Ve öyle anlaşılıyor ki Türkiye'de Kürtlerin uyuşturucu parası ile Türklerin yolsuzluk geliri iktidara oynuyor.
Alkışlayanlar bu kirli para simsarlarını alabildiğine alkışlıyor. Garibim Türkiye sırtlarlar ülkesi ve çakallar ülkesi olarak ikiye bölünüyor.
Bir yanda yolsuzluklar, adam kayırmalar, rüşvetler, iltimaslar, diğer yanda kaçakçılık ve uyuşturucu ticareti.... Türkiye ikiye bölünüyor. Her ikinde de hayır yok bilesiniz.
Bu ülke ya uyuşturucuyla uyutuluyor ya da haram parayla dövülüyor. Bunu kim yapıyor? İngiliz mi? Fransız mı? Rus mu? Hayır bunları Kürt'ün uyuşturucusu Türk'ün yolsuzluğu yapıyor.
Bu ülke kendi insanının kötülük işgaliyle yaşam savaşı veriyor. Bu ülke kendi iyilik kalelerini, burçlarını yıkıyor. Bu ülke iyiliklerini yok ediyor ve bu ülkede iyiler vatansız kalıyor.
gözlerimi oyarken taşları yontar gibi
arnavut kaldırımı olursun bakışımda
özlemin kızıl hisleri dolarken kalbime
gül yaprakları gibi dökülürsün içime
uzayıp giderken hasretin gözlerimde
Sana baktıkça ıslık çalmak istiyorum.
Sen bana yemyeşil çayırları, masmavi denizleri hatırlatıyorsun. Sana baktıkça atlar koşuyor dörtnala yaylalarda. Çiçekler açıyor yalçın kayalıklarda.Sana baktıkça içimde bir ateş yanıyor ve sanki içim seninle ısınıyor. Bütün takvim yaprakları bir mutluluk habercisi gibi bana en güzel yaşanmışlıkları bağışlıyor. Öyle huzurla doluyor ki gönlüm, Allah'ın yarattığı uzun saplı tüm güller gökyüzünün en ışıltılı yerinde açıyor. Ve ben sevmeyi şükrederek öğreniyorum o vakit.
İnsanların yüreklerinden sızan irinli duyguları daha iyi anlıyorum. Niçin hastalıklı duygulara sahip olduklarını daha iyi biliyorum. Çünkü sevginin kıyısından geçenler, dudaklarına ne mutluluk şarkıları ne de ıslık öğretebilirler. Sadece ağızlarında ya küfür olur ya da alay. Oysa kendi dillerini ateşten demirlere sürdüklerini fark edemezler. Her şeye uzun tırlaklarıyla yaklaşırlar ve her şeye bir hayvan gibi saldırırlar. Asla insan gibi sevemezler. Bir daire çizip o çemberin içine insanca bir yaşamı dolduramazlar.
Sadece ellerinden geldiğince dünyaya kan kusarlar. Yeryüzünü kendi iç dünyalarının kusmuklarıyla doldurmak isterler. Neden mi böyle yaparlar. Çünkü onların sevdikleri kişiler veya karşılarına çıkan insanlar aslan terbiyecisine benzerler. O sebepten, sevdiklerine şirin görünmek isteyen bu tarz insanlar aslanlar gibi kükreyip dururlar veya sağa sola saldırırlar.
İsterim ki onların karşısına senin gibi bir güzel insan çıksın ve onlara çayırları, denizleri hatırlatsın. İşte bu yüzden sana baktıkça ıslık çalmak istiyorum. Yaşamak istiyorum doya doya. Ve sana baktıkça bütün insanları seviyorum. Dua etmeyi seviyorum. Allah'ım beni sevdiklerime bağışla diyorum. Dudaklarımdan sevmenin tadı dökülüyor. Yaşamaktan haz alıyorum.
Şu dünyada biliyorum ki iki kelime edecek insan bulmak zordur. Oysa sen yanımdayken dünyanın bütün dilleriyle sana seni ne kadar sevdiğimi söylemek istiyorum. Ve avuçlarımı su doldurup kana kana içtiğim en hararetli saatlerde olduğu gibi ellerimi havaya kaldırıp yana yakıla Allah'tan seni diliyorum. Avuç dolusu dualar ediyorum. İşte o saatlerde ellerimden ve dudaklarımdan gurur duyuyorum. Çünkü seni sevmenin ayrıcalığını yaşıyorum. Sana kavuşacağım günü iple çekiyorum.
kör bir şeytandır benim aşkım
gözlerimi karartsam gece gibi
yıldız gibi parlar bakışlarımda
kapanan kapı sesi o gitti der
titrer onun aşk yeliyle perdeler
giden o mudur beni götürürken
Kimsenin suçu yok.Bilirim tabancanın bile bir asaleti vardır.Kendimi vursam kurşun yüreğime saplansa, bütün silahlar benden iğrenir.Kendimi denizlere atsam, dalgalar bedenimi sahile vursa, martılar bile ağlamaz.Bilirim hayat boynumdaki kirdir.Yaşarken her gün gömlek değişsem de, ölümümden sonra kefenim üzerime kanımla yapışacak, o zaman kirimi kim çıkaracak? Boynuma ip geçirsem enseme yapışan bu kirden beni hangi intihar kurtaracak?
O kadar yalnızım ki ne eşim ne dostlarım ne de çocuklarım beni hiç anlayamayacak? Ah ölüm bile bana hiç yakışmayacak! İçimde yankılanan duygu çığlıklarımı kim susturacak? Bilirim yaşamak bir etikettir çok pahalıya mal olan.Ve hiç beceremedim yaşamayı, hep üzerimde ateşten elbiseler bırakmıştır.Bu yüzden bir yangının gözleriyle bakmak zorunluluğum yansır göz pınarlarıma.Artık gözyaşlarım bile benden utanır.
Bütün dualarımda ölüm istediği gökyüzünü deler.Kan yağmurları dökülür üzerime.Canımı acıtır tüm yağmurlar.Ne olur bağışlayın beni kuşlar.
Kimseden yana derdim yoktur.Sadece ben bir gözyaşı şişesiyim.Her saat her gün çile dolar bedenime.İçin için ağlarım da gözyaşı dökülmez gözlerimden. Dilediğince gülemeyen yüzüm, bir gözyaşının yanaklarımdan okşar gibi aktığını bile göremez.
Niçin beni kara geceler sever? Niçin gündüzler hep ışığımı yok eder? Üzerimde karanlığın beyaz kanatlı kuşları dolaşır.Beni uçurumlara uçurur bu ölüm kuşları. Ah yaşamak hep bana zehir olur.
Şu an sadece ölmeyi isterim.Çünkü kafeslerinden özgür bıraktığım tüm kuşların kanatları kırılır.Ve yeryüzünde sadece kediler dolaşır.Gözlerimdeki güvercin tedirginliğindeki kalbim çırpınır.Neden hep gözlerim ölümün gözleriyle buluşur.
Sen benim gerçeğim olamazsın.
Duruşun yalan, gülüşün yalan
Alnımdaki her çizgi hayat dolu.
Sen benim kaderim olamazsın.
Bir ikindi güneşisin sen.
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.Bir gülümsemeyi size çok gören, hemen tokat gibi sözlerle sizi üzen onlarca insan vardır.Bir merhabanın karşılığında” Ne var! ” diyen, ağız birliği etmiş salaklar cuntası vardır.Bu insanların arasında yaşamak, bir kelebeğin karınca yuvasına düşmesine benzer.Hiç insancıl değillerdir ve misafirperverlikleri ise hiç yoktur.Sadece yaptıkları saldırmaktır.
Buna rağmen ayaklarında ne çizme vardır ne de postal.Gayet kibardırlar.Yürüyüşleri bir balerin gibidir.Oysa ayakları kaymasın diye öyle gezerler.Başkalarına şirin görünürler.
Bir sözün karşılığında size cevap bile vermezler.Çünkü kendileri at başlıdır.Hayat telaşı içinde koşturup dururlar.Çevresindekilerin acı çektiklerini hiç görmezler.At gözlüğü takmışlardır.Dikine giderler.Sonra sağındaki solundaki insanlara seni seviyorum derler.
Asla kimseyi sevmezler.Sadece başkalarını geçmek isterler.Koşarlar, koşarlar sonra salak gibi bir duvara toslarlar.Bağıra bağıra yardım ararlar.Tek bildikleri şarkı budur.Ağlayışları duygu doludur.
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.O kalitede yaşayan, insanlığını unutmayan kaç kişi kalmıştır.Dağlar, taşlar insan doludur.Oysa hayat çoktan bir samanlığa dönüşmüştür.Artık sussan faydası yoktur.Gelir bir çifte seni bulur.Nal toplarsın başının ağrıdığı o an.
Böyle insanlarla yaşamak çok zordur.Her insan bir dağ olur.Ve böyle insanlarda binlerce uçurum bulunur.Bir çiçek vermek vaadiyle hayatını intihara dönüştürür.Hayatın bir mezara dönüştüğünde ise gelir o çiçeği baş ucuna kondurur.
Ne demek git git gitme ne olursun. Bu şekilde kim dur diyebilir ki acılara. Ters psikoloji neyi geri getirir. Tek yaprakla tablo olur mu? Olmaz; çünkü etrafı boş kalır. Yaşanılan tablonun etrafı boşsa, onu gözyaşıyla doldurmanın anlamı nedir? İlk önce atlet sonra gömlek ıslanır. Sen acılarla ter döktükten sonra o ıslanmış ıslanmamış çok mu?
Mor ne kadar daha mor olabilir? Kırmızı ne kadar daha kırmızı olabilir? Duygularının en kırmızısında ve morundayken insanın kendini daha çok zorlamasının anlamı nedir?
Sal gitsin. İnan gitmek isteyeni saldığında, kanını da salacaksın, ruhunu da salacaksın. Gör gör ne kadar mutlu olacaksın. Onu gördüğünden daha mutlu olacaksın.
Birini yitirmekten daha kötüsü kendi değerini yitirmektir. Unutma! Kendini yitirenin bulacağı hiçbir şey yoktur.
Yağmurun yağışı güzeldir. Aşkla sırılsıklam olmak da güzeldir. Yalnız yağmur suyu içilmez. Bırak içemediğin yağmur suları gidenin ayak izlerini silsin. Sal gitsin. Bir gülsen yağmur sularının sende bıraktığı damlayı güneş parlatsın. Bırak günün ışıkları seni mutlu kılsın.
Gözyaşlarını geri getirenebilene yani seni ağlatmadığı noktaya tekrar geri getirebilene gel demeli. Bu da mümkün değil. Sal gitsin.
Bir kadının sadece saçları namusluymuş. Çünkü daha çocukken babası saçlarını okşar benim nadide çiçeğim dermiş ona. Ve babasını o kadar severmiş ki saçlarını sadece ona okşatırmış. Bir perşembe günü annesi onu alıp anneannesinin yanına taşındıklarında bir daha babasını görememiş. Her ne zaman babasını görmek istese annesi ona hep mani olmuş. Babasının bir resmini annesinin çantasından çaldığında hayatındaki ilk hırsızlığı ve ahlaksızlığı yapmış. Sonra annesi ona fotoğrafı sorduğunda bilmediğini söyleyerek ilk yalanını söylemiş. Derken ahlakı bu şekilde bozulmuş. Her erkekte babasının şefkatini aramak istediğinde kendini yatakta bulmuş. O yataktan bu yatağa savrulurken kendini kaybetmiş. Buna rağmen cüzdanında babasının fotoğrafını kaybetmemiş. Bir cuma günü dışarıda ezanlar okunurken o yatakta bir erkeğe bedenini peşkeş çektiriyormuş. Fakat hiçbir erkeğe saçlarını okşatmıyormuş. O akşam da saçlarını okşatmak istemediği için bedenini peşkeş çektirdiği erkeğin hışmına uğramış. Hem dayak yemiş hem gırla küfür. Cabası cüzdanını da erkeğe kaptırmış. Hiçbir şeye üzülmemiş ama babasının fotoğrafının elinden gasp edilmesine çok üzülmüş. O gece saatlerce ağlamış. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Fakat gidecek bir yeri yokmuş. Ağlaya ağlaya merdivenlerden inmiş. Yarı çıplak bir vaziyette sokağa çıkmış. Hepsi camiden yeni çıkmış erkeklerle sokak doluymuş. Ona bakmışlar fakat hiç acımamışlar. Çünkü arsız ve namussuz bir vaziyette olduğu için şeytana benziyormuş. Cemaati ayartabilirmiş. Saçları namuslu kadın oradan uzaklaşmış. Bir denizin kenarına gelmiş. Saçlarını rüzgara vermiş. Dalgalanan saçlarında yıldızlar parlıyormuş. Babasını düşünmüş ve üzülmüş. Denizden esen rüzgar onu üşütmüş. İçi titremiş gözleri karanlık sulara dalmış. Önce gözleri intihar etmiş. Sonra tüm bedeni acılara boğulmuş. Bir sabah ceseti karaya vurmuş. Saçları tertemizmiş. Bedeni ise yalnızmış. Polisler gelip onu morga kaldırmışlar. Hiçbir ziyaretçisi yokmuş. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Sonra belediyeden adamlar gelmiş. Onun kuyusunu kazmışlar. Onu elleriyle mezara indirmişler. Saçları namuslu kadının saçının bir teline dokunamamışlar. Onu öylece gömüp kaybolup gitmişler. Kimsesizler mezarlığında sadece onun kabrinde beyaz güller açıyormuş. Sadece onun mezarında baba baba diye sesler duyuluyormuş. Yağmurlar düşer toprağa. Büyür mezarlarda acının çiçekleri. Yaşamak nedir ki zaten. Bütün çabalarımızın sonucunda bir mezar taşı kalır geride. Bir de otobüs bekler gibi ölümü bekleyişlerimiz yansır gök kubbeye. Sonra ön kapıdan bineriz içeriye ve tacizler, tahrikler arasında ulaşırız son durağa. Kimi skor peşinde kimi aşk peşinde giderken bir bakar ki arka kapı açılmıştır ve inme vakti çoktan gelmiştir. İnişli çıkışlı bir hayatın virajlı yollarında
kimse kimsenin umurunda değildir. Çünkü o otobüste zaten insanlık ölmüştür.
bir matematikçi değilim ama çarpıldım sana ey sevgili
iki sayı arasındaki sonsuzluk ve yalnızlık kadar seni sevdim
bölünen büyük bir sayı gibi yüreğimle ve dahi beynimle
seni hem kan gibi diledim hem canım yanar gibi sevdim
hesaplayamadığım sorular gibi beni yorsan da her daim




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....