Felek ağlarını örerken
Ya örümcek aç kaldı.
Ya kelebek can verdi.
Çelişki hep süregeldi
Güneş ışığı omuzları eritiyor.
Toz toprak içinde,
Acılar devşiriyor;
Pamuk tarlalarında insanlar.
Dudakların bir ucunda umut bekliyor.
Önemli değil inan terkedip gitmeler.
Şerefsizin biri ortada bırakacaktı zaten.
O da sen oldun ayrılıp da giderken.
Önemli değil terkedip havaya girmeler.
Şerefsize üflersen uçup gider hemen.
Her seferinde daha geniş bir dünyaya açıyorum gözlerimi.
Büyük bir kayalığa tırmanırken her adımda yepyeni bir manzara
/ bizim aşkımız
Ciğerlerimi açıyorum hayata, kendim olamayacak kadar
/ seninle doluyorum.
Senin yanında baştan aşağa, tepeden tırnağa duygu oluyorum.
Bir horoz olsan ve etrafında hiç tavuk olmasa anca başkaları için ötersin. Her sabah yüksek bir tepeye çıkıp kendi kendine şarkılar söylersin. Sesini sadece çakallar duyar. Ortalıkta ne his olur ne de bir gözyaşı. Hep başkaları için yaşarsın. Ölsen sana kimse ağlamaz. Bir hiçsin aslında ne seni kaybeden üzülür ne de seni bulan sevinir. Etrafında yalancı gülücüklerden bir cennet olur. Yaşarsın öylece. Bir sevdiceğin olmaz. Koskaca alemde canın ciğerin olmaz da yaşadım ve bir beden taşıdım dersin. Oysa yüreğindeki dere ince bir sızı gibi akar da dudakların hararetten çatlar da sen ötmeye devam edersin. Ne yıldızlar kör karanlık gecene dolanır ne de bedenine bir sevgili sarılır. Ağlarsın ağlayabildiğin kadar. Dudaklarından sicim sicim yaşlar dökülür de kader denen kitabının bir satırında sevgiye dair bir söz bulamazsın. Sen susadığın vakitlerde bile ayrılığın zehrini yudum yudum içersin. Ölüm bile seni kurtaramaz. Bir horoz olsan ve etrafında hiç tavuk olmasa anca başkaları için ötersin. Asla kendin için yaşayamazsın. Hep yanında birileri olur da sen onların yanında kendini bir çöplükte hissedersin. Ne bir karanfil girer rüyalarına ne de sabah mutlu uyanabilirsin. Sadece her sabah seni dinlemek zorunda olan çevrendekilerin ellerine düşersin. Oysa başkalarının ambarlarda buğdayları vardır. Oysa başkalarının dünyasında başaklar çoktan boy vermiştir. İşte senin boyunun ölçüsünü böyle alırlar. Sen hep sevilebileceğine inanarak yaşarsın. Bütün otobüsler terminallerden kalkar gider de sen hangar da çürümeye bırakılırsın. Ne bir el sallayabilirsin ne de bir mendil. Sadece bakakalırsın. İşte senden böyle yüz çevirirler. Sen olmadan da mutlu olurlar ve gülerler. Sıra sana gelince tatlı bir sözü bile çok görürler. Sen nefesini her içine çekişinde bir şeyler düğümlenir boğazında. Aç kalırsın sefil kalırsın. O zaman sıranı bir başkasına vermeyi hatta geri çekilmeyi öğrenirsin. İşte böyle başlar sende bir başkası için yaşamalar. Kendini feda etmeyi böylece öğrenirsin. Senin sözlüğünde hep ahlar ve vahlar kalır. Başka çaren kalmaz hep aynı kitabi ezberleyip durursun. İşte böyle kudurursun. Bir horoz olsan ve etrafında hiç tavuk olmasa anca başkaları için ötersin. Gelirler seni yolarlar. Bütün güzelliğini güvendiğin eller alır senden. Güzel bir hayat kurmayı dilerken kendini birden çirkin bir dünyanın içinde bulursun. Seni sevenlerin sadece çakallar olduğunu öğrenirsin. Hayatında bir çiçek ararsın. Çöplükte biten bir karanfil ararsın da sadece belanı bulursun. Sadece hayalinde karanfiller büyütürsün. İşte senin özgürlüğün bu kadar olur. Sadece hayallerinde uçabilirsin. Kanatların sadece seni hayallerinde havalandırabilir. Sadece hayallerinde seni rahat bırakmalarını isteyebilirsin. Çünkü ne gülüşlerin rahattır ne de ağlayışların. Kümese tıkılmış gibi çırpınırsın. Yanında tavuklar olsa ne yazar. Özgür olamadıktan sonra. Özgür kuşlar gibi uçmadıktan sonra. Bir horoz olsan ve etrafında hiç tavuk olmasa anca başkaları için ötersin. Sen yaşamayı bilmeden ölmeyi öğrenirsin. Çünkü bir çöplükte başka neyi öğrenebilirsin. Ne kanatların işe yarar ne de ötüşün. Öylece çırpınarak can verirsin.
Karabasan gibi bulutlar sabır taşımı yuvarlar.
Yağmura dönüşürken elindekiler,
Gözlerim yağmurlarla akar.
Sızdıran testinin suyuna yapışır,
Geceyi siyah suya çeviren marazlar.
Yaralanıyorum keskin, sivri dillerden.
Üzülüyorum savaş içeren sözlerden.
Türkiye depresif insanların yeri değil.
Gözlerin haberle morardığı ülkemde.
İnsanların hayatı bu kadar ilkel değil.
Aydınlar karanlıklara çekiyor insanları.
Ey sevgili bir gülüş gibi serpil her daim yarınlarıma
En ateşli anımda gelip yanıma gül serp dudaklarıma
Coşkun su misali dökül avuçlarıma doldur kadehimi
İçeyim her zaman hasretinle kor kor yanarken seni
Hadi bir çağlayan nasıl olur göster bana ey sevgilim
Ey tutkularımın çiçeği özgürlük
Git gide içimde morarmaktasın
Acılarım gibi koyulaşmaktasın
Ölüm orucunda açlık grevindesin
Uaşılmaz mı sana ölmeden
Hangi zirvelerde büyümektesin
Yürüyordum iki yanı ağaçlı bir yolda. Dallarda yapraklar kıpırdıyordu esen rüzgarla. Adımlarım düşüncelerimin ağırlığıyla yavaş yavaş ilerliyordu. İki sıra ağaçların sağında ve solunda yemyeşil çayırlar vardı. Dünya bir aydınlık halinde yaprakların arasından sızıyordu. Gidiyordum yol çizgilerinin bir nokta haline geldiği yere doğru. Yüzüm güneş ışıklarının sararttığı bir yaprak gibiydi. Biraz buruşuk ve kırışık... Nereye baksam sonbaharı unutmaya çalışıyordum. Ama gel gör ki yüzüm bir sonbahar manzarası gibiydi. Bu halde ıssız yolda yürürken bir yıkık ağaç gördüm. Gövdesine oturdum ve uçsuz bucaksız çayırları seyrettim. Yolun gerisine baktığımda bana doğru koşan kimse yoktu. Yolun sonuna da baktığımda kendisine koşacağım kimse yine yoktu. Her şey yalnızlığın içinde, suskun ve durgundu. Selam verip yürümek istiyordum. Bir kafesin içine tıkılmış bir kuş gibi çığlığımı kimseye duyuramadım. Suskun suskun yürüdüm.
Bir ev çayırın ortasından ışık hüzmesi gibi gözlerimi aldı. Sol yanımda kalan eve patika bir yol ayrılıyordu, yürüdüğüm ana yoldan. Bir merhaba desem mi diye aklımdan geçirdim o evdekine. O tarafa saptım belki karşıma biri çıkar diye. İhtiyaç duyuyordum konuşmaya, sevmeye ve sevilmeye.
Ev çayırın ortasında bir kuş yuvasıydı sanki. Avluda kazlar, ördekler, güvercinler ve tavuklar yan yana gelmişti. Anladım ki beyaz buraya göklerden inmişti. Bembeyaz kanatlarını çırparak karşıladılar beni ördekler ve kazlar. Bilmediğim bir dünyanın giriş kapısındaydım. Derken evin kapısı açıldı ve dışarı bir teyze çıktı.
_Buyur evladım! Bir şey mi arıyordun?
Bir an raylara başını yatırmış bir insanı gören makinistin aniden frene basması gibi duraksadım.
_Merhaba! Yolda yürüyordum çok susadım o yüzden uğradım kusura bakma teyzeciğim.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....