şehri, bülbüller yurdu İstanbul,
Sevdirir kuzuya kurdu İstanbul.
Ortadan kaldırtıp koca bir çağı,
Genç Fatih'e selâm durdu İstanbul.
Sana bu şehirde yaktım abayı,
Kalbimin sesini duymadın gülüm.
Fark ettin de harcadığım çabayı,
İnadından dönüp caymadın gülüm.
Elimde değil ya hayranın oldum,
Bir yel esecek o daldan,
Kopacaksın gülüm sen de.
Kullandığın dümdüz yoldan,
Sapacaksın gülüm sen de.
Geçen yok o son durağı,
Kentlerin en havalısı, alası,
Sorsam bilir misin nere hemşerim?
Üç yüz küsur gül kokulu yaylası,
Birisi de Yayladere hemşerim?
Gülleri var dört bir yana saçılan,
Dünü bıraktım dünde
Aklım fikrim bu günde.
Zevk de gelip geçici
Acı, keder, hüzün de,
Yanımda istemem asık suratı,
Ne sözlerim ağır, ne bağrım katı.
Gurur merkebine binmedim, binmem,
Biricik vasıtam tevazu atı.
Mühim olan zekâ, akıl
Güvenme boyuna oğul.
Olmaz da kimseden nakil
Razı ol payına oğul.
Boy pos bir noktaya kadar,
Nesi var, neyine güvenir insan,
Cebindeki paraya mı pula mı?
Ev, eşya, araba benim der sorsan,
Emaneten verilen o mala mı?
Malumdan öteyi bilmez muhabir,
Güzel Güzel
Acısıyla tatlısıyla,
Hayat her haliyle güzel.
Dikeniyle çalısıyla,
Rengarenk gülüyle güzel.
Kısa adımlarla bu uzun yollar,
Uğraşma boşuna yürünmez güzel.
Sonunda usanır açılan kollar,
Ve göze hiç bir şey görünmez güzel.
Sevdalınım; ne kulunum, ne kölen,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!