Ehmek derdi, geçim derdi, iş derdi
Terkettirdi ilimizi Gümüşkent.
Ben ne derem; abam, agam ne derdi
Anamayız dilimizi Gümüşkent.
Cıbıllığı vurup haklayamadık
Kentlerin en havalısı, alası,
Sorsam bilir misin nere hemşerim?
Üç yüz küsur gül kokulu yaylası,
Birisi de Yayladere hemşerim?
Gülleri var dört bir yana saçılan,
Dünü bıraktım dünde
Aklım fikrim bu günde.
Zevk de gelip geçici
Acı, keder, hüzün de,
Yıl Beş Yüz Yetmiş Bir, aylardan Nisan
Alemlere rahmet güneşi doğdu.
Habibullah oldu O Yüce İnsan
Kalplere muhabbet güneşi doğdu.
Zirvedeydi o gün; dalalet, zillet,
Düşlerim uğruna çaldım kapını
Geri çekemedim elimi gurbet.
Hesaba katmadım bu sert yapını
Perişan eyledin halimi gurbet.
Sermedin altıma bir küçük minder
Bal gibi incire, siyah üzüme
Baktıkça aklıma Haltanlı gelir.
Birisi bu nimetleri önüme
Döktükçe aklıma Haltanlı gelir.
Çirtiği değerdi koca bir bağı,
Bir yudum tatlı su, sunmazsa pınar,
Dudak harap olur, dil harap olur.
Beslemezse bir gövdeyi on damar,
Yaprak harap olur, dal harap olur.
Dere ne ki deryalarda yüzene
Aklımda küncülü kömben, “bastığ”ın
Dövmeden aşını unutmam Haser.
Lezzetten çıtlardı benli fıstığın
Fosunu, boşunu unutmam Haser.
Bakır kazanlarda kaynardı hedik,
Aklımda küncülü kömben, “bastığ”ın
Dövmeden aşını unutmam Haser.
Lezzetten çıtlardı benli fıstığın
Fosunu, boşunu unutmam Haser.
(Küncülü kömbeyi şirin bastığı
Seyreylerdim cemalini uzaktan,
Geceme doğan bir aydı Haserlim.
Yangın çıktı çaktığın o çakmaktan
Sesimi üç kuşak duydu Haserlim.
Varsın zaman damga vursun bedene,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!