Yıl Beş Yüz Yetmiş Bir, aylardan Nisan
Alemlere rahmet güneşi doğdu.
Habibullah oldu O Yüce İnsan
Kalplere muhabbet güneşi doğdu.
Zirvedeydi o gün; dalalet, zillet,
Düşlerim uğruna çaldım kapını
Geri çekemedim elimi gurbet.
Hesaba katmadım bu sert yapını
Perişan eyledin halimi gurbet.
Sermedin altıma bir küçük minder
Dünyamdan çıkıp da giderek beni,
Hayale hapsettin, düşlere gömdün…
Göster çare nerde, çıkar yol hani?
Umudumu siyah kaşlara gömdün…
Hesaplanmaz bu sevdanın hasarı,
Kim bilir nereye kadar sürünür,
Kara saçlarına takılan gönlüm…
Yaralanıp sargılara bürünür,
Aşkın çelmesiyle yıkılan gönlüm…
Sonu belli uğraştığı davanın,
Sırtına sarılmış koca bir can var
Hiç unutma yükün ağır be gönül..
Özenle taşırsan mezara kadar
Kazanırsın epey hayır be gönül..
Halimi vaktimi önemsemeden
Yine zor bir görev buyurdun gönül.
Belli ki var seni rahatsız eden
Bu çağlarda yatar uyurdun gönül.
Katlanacak güç kalmadı afete
Havayı boş verip, keyfine uyan,
Ağaca benzedin ağaca gönül.
El alemi güldürmekten haz duyan
Mecnuna dönmüşsün kabaca gönül.
Aklından zorun yok, biliyorum ben
Bu mübarek gecelerde,
Yunsun aklansın gönüller.
Devadır her türlü derde,
Sevgi yüklensin gönüller.
Karartır o cevherini,
Her yüreğin yanık bir türküsü var
Acı geçer, elem geçer içinde.
Gelir aşk kokusu burnuna kadar,
Kavrulmuş bir Kerem geçer içinde.
Gözler coşar geçince nakarata,
Göz ucuyla inceledim takvimi,
Kocaman bir “iki bin on beş” gördüm.
Hesap ettim yaşadığım mevsimi,
Elli iki bahar gördüm, kış gördüm.
Atıp savurmanın yoktur alemi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!