Onur BİLGE
Define bir âlemdir. Bütün dünyası avuç içi kadardır. Cami, Kapalıçarşı, Altıparmak… Nadiren başka yerlere yolu düşer. Kahveye çıkmaz, ziyarete gitmez. Herkes ona gelir. Eskiden de böyleymiş. Çocukluğunun geçtiği evde de ana baba olarak bildiği kişiler, ailenin yaşlıları olduklarından herkes onlara gelirmiş. Onlar pek bir yere çıkmazlarmış.
Bir yere gittiğinde, bir ayağı gider, bir ayağı geri gelir. Büyülenmiş gibi Virane’ye döner. Kapıdan içeri girince kendisini meşhur sandalyesine atar, ayaklarını önce şöyle bir uzatarak gerer, derin bir nefes alır, yavaşça topladığı dizlerine ellerini koyduktan sonra dirseklerini yanlara doğru açıp, öne doğru eğilerek aldığı derin nefesin tamamını kuvvetlice üfleyerek boşaltır. Artık tahtındadır ve rahattır. Ortama hâkimdir ve başrolü oynamaya hazırdır.
Onur BİLGE
Lütfiye Hanım’ın bize doğru baktığını gördüm. O da yalnız kalmış, neye uğradığını anlamamıştı. Bir sigara yakmış, Ahmet’in getirdiği kahveyi yudumluyordu. Yalnızlığını paylaşmak ve teselli etmek amacıyla yanına gittim. Ben de bir kahve istedim. Ona, anladığım kadarı durumu anlatacak, asıl sorunun kaynağından bahsedecektim. Fena halde gerilmişti. Nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Daha kahvem gelmeden dede topallaya topallaya geldi. Zaten topuğu dışarıda gezerdi. Dizler dışa dönük, yalpalaya yalpalaya yürürdü. Bu defa telaşından daha da arttırmıştı. Acaba ne halde olduğunun farkında mıydı? Büyüyeceğim derken küçülmekte olduğunun…
Onur BİLGE
Güneş de günlük işini bitirmiş, başını alıp gitmişti. Ortalık kararmaya başlamıştı. İçim de öyle… Karardıkça kararmaktaydı. Ev dar gelmeye başlamış, odamla diğer bölümler arasında lüzumlu lüzumsuz gidip gelmelerden, huzursuz kıvranışlarla mekik dokumaktan yorulmuştum. Ölümün eşiğine gelen Ogün değil, sanki bendim. Masamın üstünde bir takvim yaprağı vardı. Adet edindiğim üzere ilk baktığım yer, kısa bir hadisin bulunduğu ön sayfanın altıydı. Hayatımıza yön veren o eşsiz öğütler bazılarında da arka sayfanın üstünde yer alıyordu. Su damlaları gibi küçük ve yumuşak olsalar da her gün muntazaman damlamakta, granite kadar her yapıda yüreği yontarak en güzel şekli vermeye hazırlardı. Yeter ki talep edilsin!
Tevafuk… Bu defaki seslenişiyle içime su dökmekte, derdime derman olmaya çalışmaktaydı. Babam odasına çoktan çekildiğine göre, buraya annem bırakmış olmalıydı. Yine Efendimiz kulağıma fısıldamakta, eğitmeye öğretmeye devam etmekteydi. Allah ne kadar da bizimleydi! Ya biz? Biz kiminle, kimlerleydik?
Onur BİLGE
Her ne kadar bıkkın, yorgun, med cezir ortasında kalmış bir kum tanesi gibi görünsem de güya ezip geçenlere inat, o kadar çok iş bulmuş, o kadar çok görev yüklenmişim ki! Kimseyi görmüyor duymuyor, adım adım ilerliyorum; iyiliğe, güzelliğe, doğruya doğru! ..
Büyük şeyler küçücük şeylerde gizli. Çekirdekte ağacın gizlendiği gibi... Kavimlerin helaki, gözle görülmez bir mikropta saklı. Kocaman bir infilak, minicik atomda gizli… Atomun çekirdeğine ordu doldurulmuş! ..
Onur BİLGE
Aşağı yukarı bize her hafta gelen, bizim de ziyaretine gittiğimiz, saygın bir dedemiz var. Babam hariç, evde herkes, Annem bile ona ‘Şerif Bey Amca’ diyor. Beyaz sakallı, heybetli, asil bir beyefendi… Hanımı da onun gibi... Nezih bir insan... Her gelişinde, ceketinin sağ cebine elini sokuyor ve küçük bir kesekâğıdı çıkarıyor, tertemiz sevecen tebessümüyle yüzümü okşarcasına bana uzatıyor. Almıyorum. Anneme uzatıyor. “Küçüğe getirdim.” diyor, yavaşça. Ceketin rengi ve kumaşı değişiyor, bu alışkanlığı hiç değişmiyor. Kışsa lacivert kaşe, yazsa krem rengi keten...
Her seferinde nane şekeri getiriyor. Hani şu yastık şeklinde olan, küçük, beyaz şekerler… Rüzgarlı şekerler… Ağzıma ferahlık, serinlik esiyor. Her gelişinde nane şekeri beklemeye başlıyorum. O demek, rüzgârlı şeker demek.
Onur BİLGE
Her gün belirli saatlerde muntazaman Virane’ye gelen, sevdiği kızı adım adım izlemekten usanmayan serseri Âşık Selahattin, namı diğer Selo, dedenin karşısına geçmiş, oflayıp pufluyor, onu aşktan anlamamakla suçluyor, dert yanıp duruyordu. Dede de ona yan yan bakıyor, bir taraftan da ağaç oymaya devam ediyordu.
“Bir de bilge geçinirsin. Halden anlamıyorsun işte, dede! Halimi anlamıyorsun! ” diyordu, Selo. O da:
Onur BİLGE
Bursa’daki ilk yılımın defteri, benim için kârla, ülkem açısından zararla kapanmıştı. Annesi babası yanında olan mutlu öğrencilerdendim. Parasal hiçbir sorunum yoktu. Bir taraftan çalışarak ülke ekonomisine katkıda bulunuyor, onun huzurunu duyuyordum. Çevre edinmiştim. Pek çok arkadaşım vardı. Başta Define olmak üzere en yakın dostlarım Viranecilerdi. Bir yıl daha bitiyordu. Geçen yılın olaylarını şöyle bir hatırlamaya çalıştım.
Suriye'den kaçak olarak Türkiye'ye giren silahlı anarşistlerle güvenlik kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda, askerlerimizle köylülerimiz yaralanıyor, şehit oluyorlardı. Sabotajları engellemek için havaalanlarına komutanlıklar kurulmuştu. On bir ilde sürmekte olan sıkıyönetim sadece Sakarya ve Zonguldak'ta kaldırılmıştı. Milletvekili Abdürrahim Türk arabasında öldürülünce, iki aşiret birbirine düşmüş, on iki kişi ölmüştü.
Sen hep düşüncemin üst noktası ol
En büyük sevgiye sinme bir tanem
Tüm güzelliklerin tek kıstası ol
Aleinlâneye inme bir tanem
Bir kulu araya eyleme perde
Onur BİLGE
Benden önce yazanların eserlerini okuyarak yetişmeye çalışıyorum ve bir yandan da benden sonrakilerin okuması için yazıyorum. Belki böylece, edebiyattan aldıklarımı yerine koymuş olurum. Yazdıklarından faydalandığım kişilerin de üzerimde hakları var, beni yetiştirmekte olan Ülkemin de... Belki bu şekilde ödeşmiş oluruz.
Harun Reşit veziriyle tebdili kıyafet, şehri dolaşmaya çıkmış. Bahçesinde hurma fidanları dikmekte olan yaşlı bir adam görmüş. Herhangi biri gibi selam vermiş ve diktiği fidanlarının ne zaman meyve vermeye başlayacağını sormuş. Adam:
Onur BİLGE
Aslında çok şey istememiştim hayattan ve senden Aysima. Korkunç yalnızlığımda; yakın arkadaşlık, biraz dostluk, çokça sevgi, o kadar. Şöyle adam gibi yarenlik etmek, bir yerde karşılaşmak belki ayda yılda bir, yol boyu yürümek yan yana, ellerimiz ceplerimizde olsa da. Yorulunca, oturup çay içmek bir kır kahvesinde ve konuşmak, havadan sudan olsa da. Biraz saçma sapan biraz komik, en çok duygusal ve tabi ki romantik. Dama oynamak ya da... Fakat cıvıl cıvıl mutlaka...
Aslında bilgim yoktu hakkında, sana karşı en küçük bir sevgim de ilgim de. Sen, hiç ummadığım bir anda, kendiliğinden geldin, aniden geliverdin! Davetsizce, habersizce, sessizce... Sevdanın ayak seslerini bile duymadım, Aysima. Ansızın içimde bitiverdin inmece iniverdin! Bana yepyeni el değmemiş, mutlu ve huzurlu bir dünya verdin. Hoş geldin!




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra