Perili bir ev, tahtadan derme!
Gıcırtılar gelir her akşam
Kim yaşar bilinmez içeride.
Oynatır cansız perdeleri
Hayasız bir rüzgar eser
Yanlış bir limanın yanlış vaktinde
Sözleşenler, bekleyenler vardır!
Kavuşmalar bilmem ne zamandır
Eller ne zaman kavuşur birbirine?
Gözler bırakır kalplerin ufkunda
Kopsun bu hasret, en ince yerinden
Yol olsun akşamlar, kavuşsak sabaha
Bakışsa yine buğulu gözler derinden
Ağlasak, ıslansak; çiçek açsak bahara
Açsa şemsiyesini ağaçlar, üzerimize
Serçe Kuşu
Sürgün mü vurdun kapılara demirden
Değişmedi yalnızlığım, hatıran uğramadı
Geceler değişmedi, yine hükümsüz kaldı
Uykusuzluk bir yaş gibi aktı gözlerimden
Bu gece, ağlayacağım!
Sonra yine sabah olacak,
Sanma ben unatacağım
İkidiz çökmüş bulacaksın
Gündüz vakti kapında,
Şiir mi? Ben şiire inanmam
Beni dövseler yeridir!
Dokunmaz öyle süslü laflar bana
Yaramı deşmez
Cafer, oğlum! Çay getir bize,
Zehir zemberek yerinden,
Şöyle öküz öldüren şekersiz.
Su da koyma içine, sek olsun!
Kaldır şu ıstakaları da!
Sen ki, şu canın viranında uyandın
Doğmayan bir güneşin sabahında uyandın
Yıkıldı dam, çöktü hayal-i maksudu,
Sakamet şehrinin harabında uyandın
Süzüldüm, Boğazdan gece
Yakmışlardı denizi…
Havada bir tanem kokusu
Yorgunluk sinmiş üstüme
Yağdı yağacak yağmur,
Anlamı olmamıştı hiç, düşünüyordum!
Durdurdum zamanı, sensiz geçiyordu
Beynime, paslı çivi saplanmış gibi
Sözlerim kanıyor, ellerim titriyordu
Atmıyordu nabzım, yaşıyorum kör kütük,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!