Gözlerin bir bardak çaya çakılı,
Titriyor cüzdanın verirken on beş lirayı.
Anlat bana yılların yorgun adamı.
Yoksulluktandır evlat, yoksulluktan.
Sinsi akşam oynarken lambalarla körebe,
Yokluğun pençesinde
Ayakta duranlar,
Namlunun ucunda
Seyahate çıkanlar,
Kaybolmuş yaşamlarda,
Ölümün izini sürenler,
Adımı soruyorlar hatırlamıyorum.
Dilimin ucunda bir isim,
Şimdi söyleyeceğim.
Karanlık kapılar aralanıyor,
Ufukta bir gölge hatırlamıyorum!
Ama orada beni bekleyen biri var,
Görmedi sandılar, oysa gördüm.
Önce ayakkabılarımı attılar.
Çoraplarımı, gömleklerimi,
Pijamalarımı verdiler,
Dilencinin birine.
Zavallı nasılda sevindi.
O gün başka bir gündü, bir başka,
İçimde yaşama sevinci coşarken pervasızca,
Ağlamayı değil ,gülmeyi öğrettin bana,
Sev demiştin, sev yürekten sev,
Damarlarındaki kanları dondurana,
Kışı bahara döndürene dek sev,
Maviden bir boncuk,
Kimi gün acıdan, açılır, kısılır,
Bin üzüntüden, bir neşe kaparak,
Bazen de kan çanağı gibi dolarak.
Ben seni mavi boncuğu,
Sen, beni oğlunu iyi tanırız.
Bir günün bittiğini,
Sıcak bir yuvada anmak,
Her gecenin sabahında,
İki bedende tek uyanmak.
Yağmur ardından,
Sıklım sıklım,
Ufuk yeni umutlarla ışıldar,,
Yaban illerine göç katar katar.
Her bedende binlerce tohum filizlenir.
Her gün bu saatlerde, dönerim işten eve.
Beni bekleyen bir gölge içerde,
Tüm yorgunluğum, sıkıntılarımsa,
Kapı kapanınca artık dışarda.
Şimdi iki şeye açım, bir ocakta pişen aşa,
Bir de beni gölge gibi izleyen kadına.
Atlar boşaldı ağıllardan.
Arkalarında kaldı toz duman,
Atlar şaha kalktı dört bir yandan.
Yabana erdikçe, yaban oldular.
Çekip attılar gemlerini ağızlarından,
Gözleri küçüldü, soludukça özgürlüğü.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!