yeleleri mavi boncuklu
beyaz atlı faytonlar
içinde sünnet kıyafetli
ve çığırtkan çocuklar
başladı şehir turu
hep bir ağızdan bağırdılar
yorgun akşamları,
nasırlı parmaklarımın arasında
akşam güneşinin kızıllığı,
zeytinle karışık
iğde ağacı gölgesindeki
ahşap çekekte
mezarın üstü ıslak
mermertaşta yazılar
silinmeye yüz tutmuş
yabani sarmaşıklar
gülü sarmış kurutmuş
belli ki yakınları onu çoktan unutmuş
şiir fırınında,
ateşi geçirmemek,
külleri soğutmamak,
dükkanı kapatmamak gerek.
ateş bir sönmeye yüz tutsun
ne yapsan boş,
(sanma) yın ki
herşey sona erdi,
unutuldu,
kapanınca
gülümseyen gözleri.
hissedebilen,
siyah saçlı
kara kaşlı
çift taçlı
iki başlı
güzel bayan.
yarı insan
sabah sabah
salına salına
salı kedisi geldi miyavlayarak.
elimi uzattım
avucumdakilerin hepsini yedi.
sonra kuyruğunu sallayıp
sabah rüzgarı
okşarcasına
gelir geçer
küllerin üzerinden,
ateşli
bir öpücük kondurur.
iskelenin karşısındaydı
Niyaz apartmanı.
yosunla karışık
fesleğen kokuyordu balkon.
çirkin bir karga öttü
denize karşı.
gecenin bir yarısı
gözlerim yine takıldı kaldı,
duvarda yıllardır asılı duran
soyut resme.
neyin nesiydi
tam ortada,




-
Osman Bahadır Cemoğlu
Tüm YorumlarÜstat; birbirinden güzel bu yapıtları, sanal alemin gizeminden kurtarıp yapraklar üzerinde ölümsüzleştirmeyi hiç düşündünüz mü? .. Sözcükler, mısralarınızda can bularak adeta vals yapıyor...Piştiğiniz, mısralarınızda açıkça görülüyor. Hatta, hatta yanıyorsunuz! .. Bence adınız artık Türk Edebiyatı ...