NERDESİN?
Bazı insanlar, insanın hayatına gelmeden yerleşir yüreğine. Onları ne bir sokakta görmüşsünüzdür ne de adlarını bir başkasından işitmişsinizdir. Yine de sanki yıllardır tanıyormuş gibi özlersiniz. Ben seni işte böyle sevdim.
Her gece aynı vakitte penceremin önüne oturuyorum. Gökyüzü değişiyor; ay bazen ince bir gülümseme gibi beliriyor, bazen bulutların ardına saklanıyor. Yıldızlar usul usul yanıyor. Fakat benim bekleyişim hiç değişmiyor.
Seni bekliyorum.
Niçin beklediğimi de bilmiyorum. Belki bir rüyada gördüğüm yüzü gerçek sanacak kadar yalnız kaldım. Belki de insanın içinde, ömrü boyunca eksik kalan bir parça vardır; ben seni o eksiklik sandım. İnsan bazen hiç tanımadığı birini değil, içinde yıllardır taşıdığı boşluğu sever. Sonra o boşluğa bir yüz çizer, bir ses verir, bir tebessüm yakıştırır. Ben de seni böyle büyüttüm içimde.
Rüyalarıma her gelişinde elinde çiçekler oluyor. Beyaz güller... Taze karanfiller... Baharın kokusunu taşıyan kır çiçekleri... Bana doğru gülümsüyorsun. Tam sana yaklaşacakken uyanıyorum. Sabahın ilk ışıkları odamın duvarlarına vururken, elim boş kalıyor; yalnızca kalbimde sıcak bir sızı...
O an anlıyorum ki bazı insanlar uyanıkken değil, yalnızca rüyalarda bize ait olabiliyor.
Seni hep aynı yüzle görüyorum. Sarı saçların rüzgârın içinde savruluyor. Yeşil gözlerinde uzun yolların sessizliği var. O gözlere baktığımda, sanki yıllardır söyleyemediğim bütün cümleleri duyuyorum. Hiç konuşmuyorsun. Ama suskunluğun bile bana bir ömrün hikâyesini anlatıyor.
Adın ne?
Bilmiyorum.
Ayşe mi?
Ebru mu?
Nisa mı?
Belki bambaşka bir isim...
Sonra düşünüyorum; insan sevdiği kişinin adını değil, yüreğinde bıraktığı izi hatırlıyor. Adın ne olursa olsun, ben seni isminden önce kalbimle tanıyacağım.
Bazen seni aramak için sokaklara çıkıyorum. Kalabalıkların arasından geçiyorum. Otobüs duraklarında bekleyen yüzlere bakıyorum. Bir bankta oturan yaşlı çiftleri seyrediyorum. El ele yürüyen gençleri görünce içimden ince bir sızı geçiyor. İnsan başkalarının mutluluğuna üzülmez aslında; yalnızca kendi eksikliğini daha çok hisseder.
Deniz kıyısına gidiyorum. Dalgalar kıyıya vuruyor. Her dalga sanki senden haber getirecekmiş gibi dikkat kesiliyorum. Rüzgâr yüzüme dokunuyor. Gözlerimi kapatıyorum. Belki sen de aynı anda başka bir şehirde aynı rüzgârı hissediyorsundur diye düşünüyorum. Aynı gökyüzünün altında yaşamak bile bazen insana teselli oluyor.
Sonbahar geldiğinde sararan yapraklar gibi içime bir sessizlik çöküyor. Kış gecelerinde sobanın başında otururken, dışarıda yağan karı seyrediyorum. Her kar tanesi bana ulaşamayan bir mektup gibi düşüyor toprağa. İlkbaharda açan çiçekler ise senden gelecek bir haberin müjdesini fısıldıyor sanki. Mevsimler değişiyor; ama içimde seni bekleyen zaman hiç değişmiyor.
Çocukları izliyorum bazen. Ne kadar kolay inanıyorlar hayata. Bir kelebeğin peşinden koşarken dünyayı unutuyorlar. Sonra düşünüyorum; belki insan büyüdükçe kaybettiği şey yaş değil, umuttur. Ben ise umudumu kaybetmemek için seni bekliyorum.
Yol kenarındaki beyaz laleler dikkatimi çekiyor. Bir karanfil başını eğmiş toprağa bakıyor. Yasemin kokusu akşam serinliğine karışıyor. Ağaçların dallarında kuşlar son şarkılarını söylüyor. Tabiat, insanın söyleyemediği her şeyi biliyor gibi sessizce yanı başımda duruyor.
O sessizlikte seni soruyorum.
Çiçeklere...
Rüzgâra...
Yağmura...
Bulutlara...
Gökyüzüne...
Sonra ellerimi açıp Rabbime...
"Nerede?" diyorum.
Cevap gelmiyor.
Belki de bazı duaların cevabı ses değildir.
Yalnızca kalbim usulca çarpıyor.
Sanki bana, "Sabret." der gibi...
Bazen düşünüyorum; belki sen de beni arıyorsundur. Belki sen de her gece tanımadığın bir yüzü özleyerek uyuyorsundur. Belki sen de kalabalıkların içinde durup sebepsizce birini bekliyorsundur. Eğer öyleyse, birbirimizi tanımadan aynı özlemi yaşıyoruz demektir.
Hayat ne tuhaf...
İnsan bazen en çok, hiç konuşmadığı birini anlayabiliyor.
Belki sen gerçekten varsın. Belki bu dünyada bir yerdesin. Aynı gökyüzünün altında yaşıyor, aynı yağmurda ıslanıyor, aynı güneşe bakıyorsun. Belki bir gün yollarımız kesişecek. Belki de birbirimizi tanımadan yan yana geçeceğiz.
Hayatın en hüzünlü ihtimali budur.
Bir insanın, ömrü boyunca aradığı kişiye rastlayıp onu fark edememesi...
Yine de beklemekten vazgeçemiyorum.
Çünkü beklemek, sevginin en sessiz hâlidir. İnsan sevdiğini beklerken aslında kendini de tanır. Sabrını, kırgınlığını, umudunu ve yalnızlığını öğrenir. Belki de bekleyiş, kavuşmaktan daha öğreticidir.
Geceleri eski defterlerimi karıştırıyorum. Yazdığım şiirleri okuyorum. Bazı mısraların sana ait olduğunu şimdi fark ediyorum. Meğer seni yıllardır tanımadan yazmışım. Her satırda biraz sen varmışsın. Her cümlenin sonunda adını bilmediğim bir özlem saklıymış.
Bir gün gelirsen, kapımı çalmana gerek yok. Seni sesinden tanımam. Adından da tanımam. Ben seni gözlerindeki o derin yalnızlıktan tanırım. Çünkü yalnız insanlar birbirlerinin sessizliğini tanır.
Belki otururuz bir ağacın gölgesine. Hiç konuşmayız. Önümüzde iki fincan çay soğur. Kuşlar öter, akşam yavaşça iner. Sessizlik aramıza yerleşir ama bizi birbirimizden ayırmaz. Çünkü bazı insanlar konuşmadan da anlaşabilir.
Ben seni sevmeye başlamadım.
Sanki seni hep seviyordum da, bunu çok geç fark ettim.
Ve şimdi anlıyorum ki bazı sevgiler kavuşmak için değil, insanın ruhunu incitmeden olgunlaştırmak için gelir. İnsan bazen birini değil, onun hayalini sever. Ama o hayal bile insanı daha merhametli, daha sabırlı ve daha güzel biri yapıyorsa, boşuna yaşanmamıştır.
Eğer bir gün gerçekten çıkarsan karşıma, sana ilk söyleyeceğim söz şu olmayacak:
"Neredeydin?"
Yalnızca sessizce gülümseyeceğim.
Çünkü beklemenin öğrettiği en güzel şey, kavuşmaktan önce şükretmeyi bilmektir.
Ve belki o gün, yıllardır geceleri gökyüzüne sorduğum sorunun cevabını ilk kez duyacağım.
"Nerdesin?"
"İşte buradayım..."
Hikmet Metin ÇavdarKayıt Tarihi : 20.07.2026 14:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!