Allı turnam yoldan geçmiş yorulmuş Vay gidi baba baba vay Şahin vurmuş kanatları kırılmış Vay gidi baba baba vay yarama vurma Turnam benden selam söyle o yare Vay gidi baba baba vay yarama vurma Turnam benden selam söyle o yare Vay gidi baba baba vay yarama vurma Le vay diley diley ah le diley diley
Allı turnam nerden gelmiş maraştan Vay gidi baba baba vay Kanadın ıslanmış yamurdan yaştan Vay gidi baba baba vay yarama vurma Turnam korkmazmısın alıcı kuştan Vay gidi baba baba vay yarama vurma Le vay diley diley ah le diley diley
'...sessizce pencereyi açtım ve yatağımın kenarına oturdum; aşağıdakilerin dikkatini celbetmemek için herhangi bir harekette bulunmaktan çekiniyordum...Dışarıda da,her şey ay aydınlığını bulandırmaktan çekiniyor gibi dilsiz bir dikkat içinde donmuş duruyordu...Bütün manzara,güya o vakte kadar katlanmış bir plak iken,ayın kendisinden daha koyu ve daha konkret bu aydınlığiyle genişleyerek,uzanarak,incelerek,sanki gözümüzün önünde yeniden açılıp seriliyor gibiydi...Kımıldamak isteyen herhangi bir şey,mesela bir kestane ağacının yaprakları; kımıldıyordu...Fakat,en ince nüanslarına ve en son narinliklerine kadar hep olduğu yerde kalan bu hafif ve toptan ürperişler,başka şeylere sirayet etmiyor,başka şeylerle karışmıyor,kendi hudutları içinde kalıyordu ve bu mutlak sessizlikte,en uzak gürültüler,hatta şehrin öbür ucundaki bahçelerden gelen gürültüler bile en küçük teferruatlarına kadar işitilmekte ve kulağa o kadar 'tam' bir vuzuh ile aksetmekte idi ki,insan bunlardaki uzaklık vasfını,ancak konservatuarda orkestra çalınırken bazı 'sourdine'e konulmuş müzik aletlerinin derinden derine ses verişleri gibi bir nevi pianissimo işletişine atfedecek gibi oluyordu...Orkestra sallerinin eski aboneleri, -ki bunlar arasında Swann'ın davetiye kartlarından sık sık istifade eden büyük teyzelerim de vardır- bu sesleri,her vakit aynı sal içinde,aynı mesafeden dinledikleri ve hiçbir nüansını kaybetmedikleri halde işitmek için gene kulaklarını zorlarlar ve bunları,uzak mahallerden yürüyerek yaklaşmakta olan ve henüz Trevise sokağının köşesini dönmemiş bulunan bir askeri alayın bando muzıkasından akseden sesler sanırlar...'
-Tell me honestly... Please tell me honestly if what I believe is true...
-What do you believe?
-That it's the same with you...That you've fallen in love too...
-It sounds so silly...
-Why?
-I know you so little...
-It is true, though, isn't it?
-Yes, it's true...
-Laura...
-No, please, we must be sensible...Please help me to be sensible...We mustn't behave like this... We must forget that we've said what we've said...
-Not yet, not quite yet...
-But we must...Don't you see?
-Listen, it's too late now to be as sensible as all that...It's too late to forget what we've said,and anyway, whether we'd said it or not couldn't have mattered...We know...We've both of us known for a long time...
-How can you say that? I've only known you for four weeks...We only talked for the first time last thursday week...
-Last thursday week... Has it been a long time for you since then? Answer me truly...
-Yes...
-How often did you decide that you were never going to see me again?
-Several times a day... Alec...
-So did I...I love you...I love your wide eyes...And the way you smile and your shyness...And the way you laugh at my jokes...
-Please, don't...
-I love you... I love you...You love me too...It's no use pretending it hasn't happened, because it has...
-Yes, it has...I don't want to pretend anything either to you or to anyone else,but from now on,I shall have to...That's what's wrong, don't you see? That's what spoils everything...That's why we must stop here and now talking like this...We're neither of us free to love each other... There's too much in the way...There's still time,if we control ourselves and behave like sensible human beings...There's still time to...
bkz: anında biter işi
Ay gız gezme aralı
Könlüm senden yaralı
Gözlerine heyranam
Azerbaycan maralı
Sen bulag üste gelende
Gıygacı bahıb gülende
Aldın sebri gerarımı
Azerbaycan maralı
Men gurbanam gözlere
Şirin şirin sözlere
Bir gonag gel bizlere
Azerbaycan maralı
O güne gurban keserem
Gelmesen senden küserem
Gezerem senden aralı
Azerbaycan maralı
Gedek gırh gız yaylağına
Maral ceyran oylağına
İnek isa bulağına
Azerbaycan maralı
Turş su olsun yaylağımız
Gözel şuşa oylağımız
Sen olaydın gonağımız
Azerbaycan maralı
Allı turnam yoldan geçmiş yorulmuş
Vay gidi baba baba vay
Şahin vurmuş kanatları kırılmış
Vay gidi baba baba vay yarama vurma
Turnam benden selam söyle o yare
Vay gidi baba baba vay yarama vurma
Turnam benden selam söyle o yare
Vay gidi baba baba vay yarama vurma
Le vay diley diley ah le diley diley
Allı turnam nerden gelmiş maraştan
Vay gidi baba baba vay
Kanadın ıslanmış yamurdan yaştan
Vay gidi baba baba vay yarama vurma
Turnam korkmazmısın alıcı kuştan
Vay gidi baba baba vay yarama vurma
Le vay diley diley ah le diley diley
'From Here to Eternity' (1953)
Fred Zinnemann
-Tek bir merhametli söz yok...Hiç kimseden...
-Hiç şaşırma...Yaşayanlara merhamet duymazken,ölülere nasıl merhamet duyabiliriz? Kendimize bile merhamet etmiyoruz...
(Les Bas-fonds)
'...sessizce pencereyi açtım ve yatağımın kenarına oturdum; aşağıdakilerin dikkatini celbetmemek için herhangi bir harekette bulunmaktan çekiniyordum...Dışarıda da,her şey ay aydınlığını bulandırmaktan çekiniyor gibi dilsiz bir dikkat içinde donmuş duruyordu...Bütün manzara,güya o vakte kadar katlanmış bir plak iken,ayın kendisinden daha koyu ve daha konkret bu aydınlığiyle genişleyerek,uzanarak,incelerek,sanki gözümüzün önünde yeniden açılıp seriliyor gibiydi...Kımıldamak isteyen herhangi bir şey,mesela bir kestane ağacının yaprakları; kımıldıyordu...Fakat,en ince nüanslarına ve en son narinliklerine kadar hep olduğu yerde kalan bu hafif ve toptan ürperişler,başka şeylere sirayet etmiyor,başka şeylerle karışmıyor,kendi hudutları içinde kalıyordu ve bu mutlak sessizlikte,en uzak gürültüler,hatta şehrin öbür ucundaki bahçelerden gelen gürültüler bile en küçük teferruatlarına kadar işitilmekte ve kulağa o kadar 'tam' bir vuzuh ile aksetmekte idi ki,insan bunlardaki uzaklık vasfını,ancak konservatuarda orkestra çalınırken bazı 'sourdine'e konulmuş müzik aletlerinin derinden derine ses verişleri gibi bir nevi pianissimo işletişine atfedecek gibi oluyordu...Orkestra sallerinin eski aboneleri, -ki bunlar arasında Swann'ın davetiye kartlarından sık sık istifade eden büyük teyzelerim de vardır- bu sesleri,her vakit aynı sal içinde,aynı mesafeden dinledikleri ve hiçbir nüansını kaybetmedikleri halde işitmek için gene kulaklarını zorlarlar ve bunları,uzak mahallerden yürüyerek yaklaşmakta olan ve henüz Trevise sokağının köşesini dönmemiş bulunan bir askeri alayın bando muzıkasından akseden sesler sanırlar...'
ntv radyoda her hafta sonu bir klasik müzik programı vardı,dinlerdim eskiden...pachelbel'in o meşhur 'kanon'unu ilk o programda dinlemiştim...
ama ilk önce orijinal versiyonu ardından caza uyarlanmış haliyle...iki versiyonu da harikaydı...
bkz: barok müzik farkı
bkz: Jacques Loussier
-You know what's happened,don't you?
-Yes...Yes, I do...
-I've fallen in love with you...
-Yes, I know...
-Tell me honestly... Please tell me honestly if what I believe is true...
-What do you believe?
-That it's the same with you...That you've fallen in love too...
-It sounds so silly...
-Why?
-I know you so little...
-It is true, though, isn't it?
-Yes, it's true...
-Laura...
-No, please, we must be sensible...Please help me to be sensible...We mustn't behave like this... We must forget that we've said what we've said...
-Not yet, not quite yet...
-But we must...Don't you see?
-Listen, it's too late now to be as sensible as all that...It's too late to forget what we've said,and anyway, whether we'd said it or not couldn't have mattered...We know...We've both of us known for a long time...
-How can you say that? I've only known you for four weeks...We only talked for the first time last thursday week...
-Last thursday week... Has it been a long time for you since then? Answer me truly...
-Yes...
-How often did you decide that you were never going to see me again?
-Several times a day... Alec...
-So did I...I love you...I love your wide eyes...And the way you smile and your shyness...And the way you laugh at my jokes...
-Please, don't...
-I love you... I love you...You love me too...It's no use pretending it hasn't happened, because it has...
-Yes, it has...I don't want to pretend anything either to you or to anyone else,but from now on,I shall have to...That's what's wrong, don't you see? That's what spoils everything...That's why we must stop here and now talking like this...We're neither of us free to love each other... There's too much in the way...There's still time,if we control ourselves and behave like sensible human beings...There's still time to...
-There's no time at all...
(Brief Encounter)
bkz: Wynton Marsalis
bkz: Maurice Andre
bkz: Miles Davis
'Türkiye bizim rezerv devletimizdir.'