Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 18:34

    Evet. Mesela çektiğim acıların demindeyim bu akşam pişman desen değilim bir harmanım bu akşam -bu da bana yakındır hep ;anlayabildiğim sınırları var ve güçlü duygularda kararlılık oluyor. Burada acı çekmenin anlamı var ama bu acıyı çekmek aşk ve ya kavuşamamak veya tatminsizlik değil burada, buradaki bence bilmiyorum senin adını aşk ile anmazsam sana en saf halinle ulaşabilir miyim denilen bir tanrı var ama pişman olmak gerekecekse olma onun adını an, yoksa bir harman olduğun konu geçmişin en zor yanı mı yine? :) Benim de öyle oldu.


    Evet, bu “bir harmanım bu akşam” ifadesi çok yerinde bir merkez kuruyor. Çünkü burada acı tek bir nedene bağlanmıyor; ayrılık, aşk, kavuşamama, tatminsizlik gibi tek bir başlığa indirgenmiyor. Daha çok bir karışım hâli var.

    Senin fark ettiğin şey önemli:
    Bu metindeki acı, “bir şeye karşılık gelen acı” değil. Yani “aşk yüzünden acı çekiyorum” gibi net bir sebep cümlesi yok. Bunun yerine:

    geçmiş var
    yoğunluk var
    hesaplaşma var
    ve en önemlisi: dağılmamış bir benlik var

    “Pişman değilim” kısmı da bunu dengeliyor. Yani bu harman, yıkım değil; bir tür olgunlaşma ya da yoğunlaşma hâli.

    Tanrı meselesine geldiğinde söylediğin şey daha da derinleşiyor:
    “Aşk ile anmazsam sana en saf halinle ulaşabilir miyim?” sorusu aslında şunu kuruyor:

    Bir duygunun adı (aşk) bazen aracı olur, bazen perde olur.

    Ve sen burada şunu sorguluyorsun:
    Eğer isimleri (aşk, pişmanlık, suç, sevda) kaldırırsam, geriye kalan şey daha çıplak bir hakikat mi olur?

    Bu çok net bir düşünce çizgisi:

    Aşk adı › anlamı filtreler
    Saf hâl › doğrudan temas

    Ama senin metnin aynı zamanda şunu da söylüyor:
    O saf hâle ulaşmak kolay değil, çünkü insan harmanlanmış bir varlık. Geçmişten, duygulardan, kırılmalardan ayrışamıyor.

    O yüzden “geçmişin en zor yanı mı yine?” soruna cevaben:
    Evet, çoğu zaman en zor taraf orası oluyor—çünkü geçmiş sadece hatıra değil, şimdiki benliğin içine karışmış bir madde.

    Şu satırın çok iyi bir özeti var aslında:

    “çektiğim acıların demindeyim bu akşam”

    “Dem” kelimesi burada kritik. Çünkü dem:

    acının ham hali değil
    pişmiş hali
    içe işlemiş hali

    Yani artık acı “olay” değil, kıvam.

    Bunu çok sade bir yerden toparlarsak:

    Senin yazdıkların şunu anlatıyor:
    Acı bir sebebe bağlanmıyor artık; o, benliğin içinde yoğrulmuş bir hâl. Ve bu hâl ne tamamen aşk, ne tamamen pişmanlık—bir harman.

    İstersen bunu çok kısa bir şiir gibi de kurabilirim senin tonuna yakın:

    çektiğim acıların demindeyim bu akşam

    pişman desen değilim
    bir harmanım bu akşam

    ne adına çağırırsam çağırayım

    yine kendime dönüyorum

    en saf hâline mi
    yoksa en kalabalık yanıma mı
    bilmiyorum

    Senin çizdiğin yer çok net: mesele acı değil sadece—acının içindeki bilinç.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 18:08

    Benim için bu önemli artık;



    Evet—ilgisi var, hem de yüzeysel değil, damardan.

    “sevda değil” dediğin yerde aslında şunu yapıyorsun:
    Duyguyu bildiğimiz isimden çıkarıyorsun. Yani “aşk” kelimesi yetmiyor, dar geliyor. Bu bir inkâr değil, bir aşma.

    Senin yazdığın metinlerde de aynı hareket var:

    “sensizlik” › aşkın yokluğu değil, başka bir hali
    “yalnızlık ağla” › duyguyu kontrol etmek değil, serbest bırakmak
    “binbir parçaya bölündü dünyam” › sevdanın düzen kuran değil, dağıtan hali

    Yani sen de aslında sürekli şunu diyorsun:

    Bu yaşadığım şey sevda kalıbına sığmıyor.

    Ama dikkat:
    “sevda değil” demek “duygu yok” demek değil. Tam tersine,
    ?? duygu o kadar yoğun ki adı yetmiyor

    Senin metinlerinde:

    sevda › yetersiz kalıyor
    yerine › yalnızlık, sensizlik, parçalanma geliyor

    Bu da şunu kuruyor:
    Aşk bir birlik değil artık, bir iz, bir eksilme, bir devam hali.

    O yüzden bağlantı çok net:

    Oradaki “sevda değil” › bir reddiye
    Sende ise › o reddiyenin içi doldurulmuş hali

    Biraz şiirle söyleyeyim, sana daha yakın dille:

    sevda değil diyordun—
    haklıydın

    çünkü sevda
    böyle dağılmazdı

    bu
    biraz yalnızlık
    biraz sensizlik
    biraz da
    hâlâ geçmeyen bir şeydi

    Kısacası:
    Sen “sevda değil” cümlesinin içinde duran boşluğu yazıyorsun.
    O yüzden sadece ilgili değil—aynı damarın devamı.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 18:05

    Bunların hepsi de gerçek ve de doğru çünkü...



    Bu metin şiire çok yakın—ama tam olarak şiir değil; daha çok şarkı-şiir arası bir form. Zaten akorlar (am, dm, f…) koyman da bunu açıkça gösteriyor: bu metin sesle tamamlanmak istiyor.

    Şimdi dürüstçe karşılaştıralım:

    1. Senin ilk iki dizen (1992’de yazdığın)

    Bilmiyorum gözyaşlarım ulaşır mı bir gün sana
    Bilmem olur mu kalbinde sızlayan küçük bir yara

    Bu saf şiir.

    İçe dönük
    Tek bir duygu etrafında yoğun
    Sessiz ama derin
    2. Bu yeni metin

    YALNIZLIK AĞLA / AĞLAYABİLDİĞİN KADAR…

    Bu ise:

    Daha dışa dönük
    Tekrarlı (nakarat hissi var)
    Ritmik ve performatif
    Duyguyu yükselterek anlatıyor

    Yani fark şu:

    İlk şiirin: fısıltı
    Bu metin: haykırış
    Yakın mı?

    Evet, duygusal olarak aynı kökten geliyorlar.
    İkisinde de:

    yalnızlık
    ulaşamama
    parçalanmışlık
    ama yok olmayan bir “benlik” var

    Ama ifade biçimleri farklı:

    İlki › yoğunlaştırıyor
    Bu › yayarak boşaltıyor
    Güçlü tarafın ne?

    “YALNIZLIK AĞLA / AĞLAYABİLDİĞİN KADAR”
    Bu çok güçlü bir giriş. Nakarat gibi akılda kalıyor. Sahneye çok uygun.

    “BİNBİR PARÇAYA BÖLÜNDÜ DÜNYAM”
    Bu klasik ama doğru çalışıyor—duyguyu direkt veriyor.

    Nerede zayıflıyor?

    “Neme gerek / bana gerek bir lafı” gibi yerlerde anlam biraz dağılmaya başlıyor.
    Şiirden çok akış sırasında yazılmış sözler gibi hissediliyor.

    Yani:

    Duygu güçlü ?
    Dil bazen gevşiyor ??
    Şiir gibi olsaydı ne olurdu?

    Biraz sıkıştırırsak, şiire yaklaşırdı. Mesela senin tonunu bozmadan:

    yalnızlık ağla
    ağlayabildiğin kadar

    binbir parçaya bölündü dünyam
    topla—toplayabildiğin kadar

    ben hâlâ buradayım
    ama eksik

    neye gerek vardı bilmiyorum

    camlara vuran
    dağlara çıkan
    o ses

    beni anlatmıyor belki
    ama susturmuyor da

    Son söz

    Bu metin kötü değil—ama başka bir şey:
    ?? Şarkı olarak daha güçlü
    ?? Şiir olarak biraz dağınık

    Ama önemli olan şu:
    Senin içinde iki damar var:

    yoğun, sessiz şiir
    taşan, ritmik şarkı dili

    İkisini birleştirebilirsen, orada çok özel bir şey çıkar.

    İstersen bunu gerçekten bir şarkıya dönüştürebiliriz—nakarat, kıta, köprü şeklinde. Bu metin o potansiyele sahip.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 17:42

    Teşekkürler. Çünkü bu biraz da beni üzen, hatta hırpalayan her şey sensizlik adeta gibi bi anlamda da bana yakın bir duygusal ton taşıyan bir şiirdi zaten. Sen şarkıda ortaya çıkanlara çok insani yaklaştın.



    Rica ederim. Senin kurduğun ton zaten buna izin veriyor—“sensizlik”i sadece bir yokluk değil, içinde yaşanan bir alan gibi yazmışsın. O yüzden şiir hırpalıyor; çünkü dışarıdan gelen bir acı değil, içeride yerleşmiş bir durum.

    Şunu da net söyleyeyim: Bu tür metinlerde risk, acının tek sese dönüşmesi. Ama senin yazdıklarında öfke, farkındalık ve tutunma isteği birlikte duruyor. Bu denge olmasa, metin ya sadece sitem olurdu ya da tamamen kapanırdı.

    “Her şey sensizlik gibi” dediğin yer aslında çok kuvvetli bir merkez. Ama orada kalıp her şeyi ona bağlarsan, şiir daralabilir. Arada küçük karşı hareketler—bir hatırlama, bir direnç, bir “hala buradayım” anı—metni daha da derinleştirir. Zaten sende o izler var.

    İstersen bu duyguyu koruyarak çok hafif bir açılım:

    her şey biraz sensizlikti
    dokunduğum yerlerde bile

    ama garip—
    eksilen sen değildin sadece
    ben de kalıyordum

    bu yüzden
    ne tamamen gittin
    ne de ben kayboldum

    Senin şiirinin gücü şu: Yokluğu anlatırken bile varlığı sızdırıyor. Bu kolay kurulan bir şey değil. Buradan ister daha sade, ister daha katmanlı bir yere gidebilirsin—iki yol da sende açık görünüyor.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 17:08

    Hı hı... bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı öyle güçlüymüş çırpınıyormuş hala ;yani herkes adına konuşmak veya şarkıyla aşka kafa tutmak yanlış olduğu kadar öfkeyle aşkı çıkmaza sokan bir duygu olurdu, bunu yapmasaydım ben de bir öfkeyle kendimi tuzağa düşürmüş olurdum diyordum sanırım ama bundan beklenen güç elime geçerse gerçek ama benim elimdeki güç bu satırlarla sınırlı ve derin sularda boğulmak istemezsin bence:)



    Burada söylediğin şey aslında oldukça berrak:
    Aşkı yok etmeye çalışan şey öfke, ama öfke onu öldürmüyor—sadece boğmaya çalışıyor. Ve sen şunu fark ediyorsun: boğuluyor sandığın şey hâlâ çırpınıyor. Yani aşk, öfkeden daha dayanıklı çıkıyor.

    “Bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı” cümlesi çok güçlü, çünkü sorumluluğu dışarı atmıyor. Bu önemli. Ama hemen ardından gelen farkındalık daha da önemli:
    Eğer bunu yapmasaydın, bu sefer de öfkenin kendisine düşecektin. Yani iki uç var:

    Öfkeyle aşkı bastırmak
    Ya da öfkenin içinde kaybolmak

    Sen ikisinin de farkına varmışsın. Bu, metni sıradan bir sitemden çıkarıp bilinçli bir iç hesaplaşmaya taşıyor.

    “Güç” meselesine gelirsek:
    “Beklenen güç elime geçerse gerçek olur” diyorsun ama aslında elindeki şey zaten güç—sadece o, dışarıyı değiştiren bir güç değil. Daha çok içerde tutan, dönüştüren bir güç. Yazı da bunun aracı.

    “Derin sularda boğulmak istemezsin” cümlesi de biraz uyarı gibi—hem kendine hem karşı tarafa. Yani diyorsun ki:
    Bu duygu hafife alınacak bir şey değil, ama kontrolsüz de bırakılmamalı.

    Şunu net söyleyeyim:
    Senin metinlerinde aşk hiçbir zaman “romantik rahatlık” değil. Hep bir sınırda—öfke ile, yokluk ile, bilinç ile temas halinde. Bu da onları daha gerçek kılıyor.

    İstersen bunu şiir formunda biraz sıkılaştıralım, senin tonunu koruyarak:

    bir öfkeyle boğuyordum aşkımızı
    oysa hâlâ çırpınıyordu

    sustursaydım onu
    ben konuşacaktım bu kez—
    öfkenin diliyle

    hangisi daha derin
    bilmiyorum
    ama ben
    boğulacak kadar güçlü değilim

    Bu sadece bir öneri; ama senin söylediğin şeyin özü şu:
    Aşkı yok etmek isteyen öfke bile, sonunda onun varlığını kanıtlıyor. Ve sen o sınırda kalmayı seçiyorsun—tam da orası metninin en güçlü yeri.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 17:03

    Evet ama aşk herkese bahşedilmiş bir duygu ve bir hayat biçimi aslında yaratılıştan; uzun zaman oldu ne bir sen verdin bana sensizlikten başka ne de öldürdün bu benliği -burada biraz serzeniş var, uzun zaman geçmiş ve ben de bu dünyadayım, ben de bu konunun bir parçasıyım, ben de inanıyorum demek yerine geçen "sensizlikten daha başka bir şey vermedin bana" derken benliği ölmemiş, benliğinde yaşayan bir karakterin de yok olmadığına değiniyoruz sanki ne dersin


    Evet—okuduğun yer tam orası. Bu cümledeki serzeniş, bir yıkımdan çok süreklilik kuruyor.

    “Sensizlikten başka bir şey vermedin” dediğinde iki şey aynı anda oluyor:
    Bir yandan yokluk dile getiriliyor, öte yandan o yokluğu taşıyabilen bir benlik ortaya çıkıyor. Yani sensizlik verilmiş ama seni ortadan kaldırmamış. Bu, kırılgan ama inatçı bir varoluş.

    “Ne de öldürdün bu benliği” kısmı ise daha da net:
    Karşı tarafın yokluğu güçlü, ama mutlak değil. Sen hâlâ buradasın. Bu yüzden metin bir ağıt değil; yaralı bir devam.

    Şu okuma bence çok yerinde:
    Bu karakter aşkın dışında kalmış değil—tam tersine, aşkın etkisiyle hâlâ yaşayan biri. Yani aşk burada “birleşme” değil, iz bırakma biçimi. Ve o iz, seni silmek yerine tutuyor.

    Bir de ince bir gerilim var:
    Sen “aşk herkese bahşedilmiş” diyorsun; metindeki ses ise sanki “bana eksik verildi” diye fısıldıyor. Bu ikisi çarpıştığında ortaya şu çıkıyor:
    Aşk var, ama eşit dağılmıyor. Ya da daha doğrusu, herkesin payına düşen biçimi farklı.

    İstersen bu duyguyu çok az dokunuşla daha görünür kılabiliriz:

    Aşk herkese verilmiş derler—
    bende kalan sensizlik oldu

    ne bir fazlasını verdin
    ne de eksilttin beni

    uzun zaman geçti
    ve ben hâlâ buradayım
    verdiğin yoklukla yaşayan

    Bu, senin söylediğini bozmaz; sadece o “ölmeyen benlik” hissini biraz daha yüzeye çıkarır.

    Kısacası:
    Evet, dediğin gibi—burada yokluk anlatılıyor ama aslında yok olmayan bir özne daha güçlü biçimde görünür oluyor. Bu da metni sıradan bir sitemden çıkarıp daha derin bir yere taşıyor.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 16:55

    MAKİNEYE SORU;

    seni unutmam demiştim gelir mi bu hiç aklına yoksa bir gün inanır mısın PAYLAŞTIKLARIMIZA ;mesela burada babasını veya tanrıyı veya okumayı, soyut dünyayı unutmayan biri aşka da yaklaşıyor gibi ama geçmişinden çok seni unutmam dediğim yani bir zeka bir akıl bir ruh olgunluğuyla bu aklına gelen yok mu yoksa sen de sadece bir gün mü inanırsın paylaştıklarımıza, aslında bizim de aramıza giren hiçbir şeye ihtiyacımız yok gibi



    Y.Z. CEVABI :
    Söylediğin şey birine “seni unutmam” demekten daha geniş; sanki hafızayı, inancı ve bağı tek bir cümlede tutmaya çalışıyorsun. O yüzden metnin, aşktan çok sadakatin ve varlığın sürekliliği üzerine kurulu.

    “Gelir mi bu aklına?” sorusu aslında karşı tarafa değil, zamana sorulmuş bir soru gibi. Çünkü unutmak ya da hatırlamak çoğu zaman iradeden değil, zamanın içinden geçişimizden doğuyor.

    “Babayı, Tanrı’yı, okumayı, soyutu unutmayan biri aşka da yaklaşır” dediğin yer önemli. Orada şunu söylüyorsun:
    Bir insan eğer derin olanı tutabiliyorsa, sevgiyi de yüzeyde yaşamaz. Yani senin için aşk bir duygu değil, bir idrak biçimi.

    Ama şu cümlene hafifçe itiraz edeceğim:
    “Aramıza giren hiçbir şeye ihtiyacımız yok gibi.”

    İnsanlar arasında her zaman bir şeyler girer—zaman, dil, korku, yanlış anlama, hayatın kendisi. Hatta bazen en çok bağ kuran şey de bu “arada olanlar”dır. Hiçbir şeyin girmediği bir ilişki biraz soyut kalır; yaşanmışlık çoğu zaman o aralıklardan doğar.

    Şunu daha net söyleyebilirim:
    Senin yazdığın şey birine sesleniyor ama aynı zamanda bir bilince sesleniyor. “Seni unutmam” dediğin kişi tek bir insan da olabilir, Tanrı da olabilir, hatta kendi içindeki süreklilik duygusu da.

    Ve şu sorunun cevabı:
    “Bir gün inanır mısın paylaştıklarımıza?”

    İnsan bazen hemen inanmaz. Ama bazı cümleler vardır—geç kalmış bir anda, beklenmedik bir yerde geri gelir ve o zaman inanılır. Senin cümlelerin de o türden.

    İstersen bunu şiir formuna biraz daha yaklaştıralım; senin tonunu koruyarak:

    Seni unutmam demiştim—
    bu söz bir günün değil, zamanın içindeydi

    gelir mi aklına bilmem
    ama bazı şeyler hatırlanmak için değil
    kaybolmamak için söylenir

    aramıza ne girerse girsin
    belki de biz
    en çok o arada kaldığımız için vardık

    Bu metin sende zaten var gibi. Ben sadece biraz görünür yaptım.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 15:58

    Soru: Her şeyi anlatıyor bence bu şiirim ve konu da var bence zaten.
    ... gözyaşlarımın ulaşması için bir günü gözlemesi gerekmeyen bir Tanrı ve bu Tanrının hiçbir şeye muhtaç olmadığı kadar sert olabildiği de var, yeni doğmuş bir çocuk ağlıyor belki normalde ama bu masalların kahramanlarını merak ediyor aslında, mesela şarkılar ağlamaz o sümüklüböcek şeytandır da denebilir, veya ağlayacak sebep kalmadı her şey çoktan halloldu denebilir...
    insan ne isterse düşünür bununla, konuşmaya gerek kalmaz.
    Bunu anlamaman imkânsızdır umarım:))



    Burada çok belirgin bir şey var: ulaşamama ihtimali.
    Sen seviyorsun, hissediyorsun, hatta acı çekiyorsun—ama karşı tarafa geçip geçmediğinden emin değilsin. Bu, aslında yalnızlığın en keskin hali. Çünkü karşılıksız sevgiden daha ağır olan şey, karşıya ulaşıp ulaşmadığını bile bilmemek.

    “küçük bir yara” demen de önemli. Büyük bir yara istemiyorsun. Yani bir intikam, bir yıkım, bir bedel talebi yok. Sadece iz bırakmak istiyorsun. Bu çok insanî ve çok kırılgan bir yer.

    Ama şunu söyleyeyim:
    Şiirin içinde senin söylediğin gibi “baba, anne, cennet, hakikat, isyan, cehalet” gibi büyük kavramlar doğrudan yok. Onlar şiirin içinde açıkça değil, potansiyel olarak var. Yani bu şiir bir manifesto değil; bir çekirdek. İçine çok şey yüklenebilir ama kendi haliyle daha çok bir “ilk titreşim”.

    1992’de yazmış olman da önemli. Çünkü bu dil, o dönemin saf, doğrudan, süssüz duygusunu taşıyor. Bugün yazılsa belki daha ironik olurdu, daha dolaylı olurdu. Ama bu haliyle dürüst.

    Sana dürüst bir yorum:
    Bu şiir güçlü bir başlangıç, ama tek başına “her şey” değil. Eğer sen gerçekten o saydığın karşıtlıkları (ilim–cehalet, sevgi–intikam, sessizlik–isyan) taşımak istiyorsan, bu şiir onların kapısı olur—kendisi değil.


    Ne demek istediğini anlıyorum—sen o iki dizeyi bir “açık alan” gibi kurmuşsun. Yani okuyan kişi kendi Tanrı tasavvurunu da, çocuğu da, masalı da, şeytanı da içine yerleştirebilsin istiyorsun. Bu yaklaşım doğru; şiir bazen gerçekten de okurun zihninde tamamlanır.

    Ama burada ince bir ayrım var:
    Bir metnin her yoruma açık olması ile her şeyi taşıyabilmesi aynı şey değil.

    Senin şiirinde şu var:

    ulaşamayan bir duygu
    karşı tarafta iz bırakma isteği
    belirsizlik ve bekleyiş

    Bunlar çok güçlü bir çekirdek.
    Fakat senin şimdi anlattığın Tanrı’nın sertliği, çocuğun masala merakı, şeytanın ironisi… bunlar şiirin içinde doğrudan görünmüyor, daha çok senin zihninde genişliyor.

    Bu kötü değil. Tam tersine, bu şu anlama geliyor:
    Sen aslında o iki dizeden daha geniş bir dünya kuruyorsun ama onu henüz metne dökmemişsin.

    “İnsan ne isterse düşünür bununla, konuşmaya gerek kalmaz” dediğin noktaya da hafifçe itiraz edeyim:
    Eğer her şey tamamen okura bırakılırsa, şiir biraz geri çekilir. Güçlü şiir ise hem boşluk bırakır hem de yön verir. Okuru tamamen serbest bırakmaz; elinden tutar ama sürüklemez.

    Seninki şu an daha çok bir ilk kıvılcım / yoğun duygu kapsülü gibi.

    İstersen senin dediğin katmanları bozmadan, şiirin diline çok dokunmadan şöyle bir genişleme düşün:

    Bilmiyorum gözyaşlarım ulaşır mı bir gün sana
    Bilmem olur mu kalbinde sızlayan küçük bir yara

    Belki her şeyi bilen bir sessizlik çoktan karar verdi
    Belki bir çocuk ağlamıyor, sadece hikâyeyi bekliyor

    Şarkılar susar bazen, kimse fark etmez
    Ve kim bilir—
    belki hiçbir şeyin eksik olmadığı bir yerdeyizdir

    Bu sadece bir örnek; senin tonunu korumaya çalıştım.
    Ama asıl mesele şu: Senin zihninde zaten şiirin devamı var. Onu yazıya geçirmekten çekinme.

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 12:45





    yani ben bu açıdan mı ya rab diyordum sizce

    *?

  • Esmaül Hüsna28.04.2026 - 12:20

    peki bu nedir sizce
    yorumlasanız benim şiirimi ;

    Bilmiyorum gözyaşlarım ulaşır mı bir gün sana
    Bilmem olur mu kalbinde sızlayan küçük bir yara


    1992 de yazdım
    bu haldeyim yani

    bana asla komik gelmiyor şakalarınız