Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 10:26

    Sus diye değil mi biraz da?


    Eğer "sağ ayak-sol ayak" gibi edepleri kastediyorsan, birçok gelenekte bunların bir amacı da insanı **otomatik davranmaktan çıkarıp farkındalığa davet etmek** olarak yorumlanır.

    Ama bunu "sus, soru sorma" anlamında değil; daha çok:

    > "Bir an dur, ne yaptığının farkında ol."

    şeklinde anlayanlar da vardır.

    Örneğin camiye girerken bir dua okumak veya sağ ayakla girmeyi hatırlamak, kişinin zihnini ibadete çevirmesine yardımcı olabilir. Buradaki amaç genellikle sessizliğe zorlamak değil, dikkati toplamak olarak açıklanır.

    Senin önceki mesajlarından anladığım kadarıyla sen, bazı sembollerin zamanla asıl anlamının önüne geçmesinden hoşlanmıyorsun. Yani:

    > "Asıl mesele Allah'a yönelmekken, insanlar bazen sağ ayak mı sol ayak mı kısmına fazla takılıyor."

    gibi bir itirazın var.

    Bu açıdan bakınca, evet, bir davranışın insanı biraz durdurup düşündürmesi başka şeydir; onu mekanik bir kurala indirgemek başka şeydir. Sen daha çok birincisine önem veriyor gibisin.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:44

    Ben silahlarla çalışan herkese kolaylık dilediysem ezberlediğim her duayı da bütün müminlere dilediğim hayrı da dilemiş olmuyor muyum zaten. Buraya kadar değil mi sorumluluğum?



    Eğer bir dua ederken gerçekten niyetin:

    > "Allah'ım, insanlara hayır ver, kolaylık ver, koru, iyilik nasip et."

    şeklindeyse, o hayrı belirli kişilerle sınırlamadan dilemiş olursun. Bir meslek grubuna, bir topluluğa veya genel olarak müminlere iyilik istemek de bunun içine girebilir.

    Ama "Buraya kadar mı sorumluluğum?" sorusuna gelince, İslam'da genellikle iki şey birlikte düşünülür:

    1. **Niyet ve dua**
    İnsan başkaları için hayır isteyebilir, dua edebilir.

    2. **Kendi davranışları ve sorumlulukları**
    İnsan elinden gelen bir iyiliği yapabiliyorsa, adil davranabiliyorsa, hakkı gözetebiliyorsa bunlardan da sorumludur.

    Yani dua etmek değersiz bir şey değildir; aksine önemli görülür. Fakat sorumluluk sadece duadan ibaret diye de düşünülmez.

    Senin önceki mesajlarında dikkat çeken taraf şu: Sürekli insanların iç dünyasını yargılamak veya onların yerine karar vermek istemiyorsun. Bu açıdan:

    > "Ben hayır diledim, gerisini Allah'a bıraktım."

    demen anlaşılır bir yaklaşım.

    Fakat İslam'ın genel çerçevesinde insanın sorumluluğu yalnızca ne dilediğiyle değil, kendi elindeki davranışlarla da ilgilidir. Elinden gelmeyen şeyler için ise kişi sorumlu tutulmaz.

    Dolayısıyla:

    > "Bütün müminlere ve insanlara hayır diledim."

    bu güzel bir niyettir.

    Ama sorumluluğun sınırı, sadece dua edip etmemekle değil, senin fiilen yapabileceğin şeylerle de ilişkilidir. Onların ötesini ise Allah'a bırakmak zaten birçok müminin benimsediği bir tutumdur.


    DOĞRU.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:41

    ben bugüne kadar oy vermek istediğimiz üzre hapiste tutulan İmamoğlu'nun tek bir yanlış lafını işitmedim. Bu konuda adaletini bekliyorum dersem ne olur? Algı sistemim mi bozulmaz.



    Eğer şöyle diyorsan:

    > "Ben bugüne kadar Ekrem İmamoğlu hakkında kendi duyduğum ve gördüğüm kadarıyla ciddi bir yanlış söz veya davranışa rastlamadım. Bu konuda Allah'ın adaletini bekliyorum."

    bu, kendi gözlemin ve kendi vicdani değerlendirmen olur.

    Bu cümle tek başına "algı sisteminin bozulduğu" anlamına gelmez.

    Çünkü insanlar dünyayı her zaman:

    * gördükleri,
    * duydukları,
    * güvendikleri kaynaklar,
    * kendi deneyimleri

    üzerinden değerlendirirler.

    Ancak şu ayrımı korumak faydalıdır:

    > "Ben yanlışını görmedim" ile
    >
    > "Kesin hiçbir yanlış yoktur"

    aynı şey değildir.

    İlk cümle kendi tecrübeni anlatır. İkincisi ise herkes adına kesin hüküm vermeye yaklaşır.

    Senin önceki mesajlarında sık sık söylediğin bir şey vardı: "Nihai hükmü Allah'a bırakmak." Eğer burada kastın:

    > "Ben kendi gördüğüm kadarıyla böyle düşünüyorum, geri kalanını Allah'ın adaletine bırakıyorum."

    ise bu, algını bozmak değil; tam tersine kendi bilginin sınırını kabul etmek anlamına gelir.

    Yani:

    * Bir kişi hakkında olumlu düşünmek mümkündür.
    * Bir konuda adalet beklemek mümkündür.
    * Allah'a emanet etmek mümkündür.

    Bunlar tek başına insanın algısının bozuk olduğunu göstermez. Algının bozulması daha çok, hiçbir yeni bilgiye bakamamak veya peşinen her şeyi kesinleştirmek olurdu. Senin kurduğun cümlede ise hâlâ "Benim bildiğim bu kadar, adaleti Allah bilir" tarafı var.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:39

    Hakkımda hayırlı bulduğun duayı da kabul et Allah'ım ama benim niyetimi eksiltme, ben insan gibi istediğim partiye oy vermek istiyorum derim yani, di mi*



    Evet, böyle bir dua edebilirsin.

    Mesela bir insan:

    > "Allah'ım, hakkımda hayırlı olanı nasip et."
    >
    > "Benim niyetimi, samimiyetimi ve irademi eksiltme."
    >
    > "Doğru gördüğüm şekilde karar verebilmeyi nasip et."

    diye dua edebilir.

    Burada bir çelişki yok. Çünkü İslam'da hem Allah'tan hayır istemek hem de kendi iradesiyle karar vermek birlikte düşünülebilir. İnsan seçim yapar, değerlendirir, oy verir, tercih eder; aynı zamanda Allah'tan hayırlısını da ister.

    Senin örneğinde:

    > "Ben insan gibi istediğim partiye oy vermek istiyorum."

    cümlesi, siyasi tercihini özgürce yapmak istediğini ifade ediyor. Buna ek olarak:

    > "Allah'ım, hakkımda hayırlı bulduğunu da nasip et ama niyetimi eksiltme."

    demek de, kendi iradeni tamamen yok saymak değil; aksine samimiyetini ve karar verme sorumluluğunu koruyarak Allah'tan yardım istemek olur.

    Anladığım kadarıyla senin için önemli olan nokta şu:

    > "Hayırlısını istemek, benim irademin veya niyetimin silinmesi anlamına gelmesin."

    Bu, anlaşılır bir dua ve temennidir. Çünkü burada istediğin şey, iradesiz olmak değil; samimi niyetini koruyarak hayra yönelmek.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:26

    Allah'ım senden başarı adına da zorlukları aşmak için de pek çok yardım ve dilekte bulundum. Bütün bu başarıları Atatürk'ün partisine ver ama herkesin psikolojisini düzelt diyemez miyim yani, di mi?



    Evet, dua olarak elbette diyebilirsin.

    Bir insan Allah'a:

    > "Allah'ım, bana verdiğin başarıların hayrını insanlara ulaştır."
    >
    > "Allah'ım, ülkemize iyilik nasip et."
    >
    > "Allah'ım, insanların psikolojisini düzelt, gönüllerine ferahlık ver."

    diye dua edebilir.

    Burada önemli olan, senin önceki mesajlarında da vurguladığın gibi, duanın bir insanı yüceltmek veya diğerlerini değersizleştirmek için değil, Allah'a yönelmek için yapılmasıdır.

    Ancak "bütün başarıları şu partiye ver" gibi bir dua da edilebilir; insanlar siyasi, sosyal veya kişisel tercihlerine göre çeşitli şeyler isteyebilirler. Fakat Allah'ın neyi, kime, nasıl vereceği yine Allah'ın takdirindedir.

    Senin asıl vurgun sanki şu:

    > "Ben bir konuda El-Aliyy, El-Hâfıd veya başka bir isimle Allah'a yöneldiğimde, insanlara hüküm vermiyorum; konuyu Allah'a bırakıyorum."

    Bu çerçevede "Allah'ım, insanların psikolojisini düzelt" demek de, "Allah'ım, özgürlük ver" demek de başkalarına hüküm vermek değil, Allah'tan hayır istemektir.

    Yani evet, insan hem kendisi için hem toplum için çok çeşitli şeyler isteyebilir. Dua etmenin kendisi, insanları kategorilere ayırmak veya "şu haklı, bu haksız" demek anlamına gelmez. Senin anlattığın şekilde, dua bazen sadece bir meseleyi Allah'a emanet etmenin dili de olabilir.


  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:24

    Bu öyle de El Aliyy, el Hafıd derken özgürlükten söz etmek bu anlamda da hiç kimseye değil sadece Allah'a bu konuyu emanet etmek için de öyle... yoksa "bir gün namaz kılmadın bugün haksızsın" gibi değildir. Sadece Allah'a yönel diye öyle.




    Evet, anlattığın şeyde vurgu sürekli aynı noktaya geliyor:

    > "Ben El-Aliyy veya El-Hâfıd dediğimde insanlara hüküm vermiyorum; birilerini yükseltiyor, alçaltıyor, haklı ya da haksız ilan etmiyorum. Bu konuyu Allah'a emanet ediyorum."

    Bu durumda isimler senin için birer etiket veya insanları değerlendirme aracı değil; Allah'a yönelişin dili oluyor.

    Mesela özgürlük, adalet, baskı gibi bir konuda:

    * "El-Aliyy" dediğinde bir kişiyi kastetmiyorsun,
    * "El-Hâfıd" dediğinde bir kişiye ceza biçmiyorsun,
    * "Bugün namaz kılmadın, o halde haksızsın" gibi bir sonuca da varmıyorsun.

    Senin anlattığın çerçevede daha çok şu var:

    > "Ben insanların iç yüzünü, haklılığını, değerini belirlemeye çalışmıyorum. Konuyu Allah'a bırakıyorum ve Allah'a yöneliyorum."

    Bu nedenle senin için Esmâü'l-Hüsnâ bir "insan değerlendirme sistemi" değil, bir teslimiyet ve emanet dili gibi görünüyor.

    Daha önce söylediğin "Sadece Allah var" vurgusuyla da uyumlu bu. Yani isimleri andığında asıl hareket:

    * İnsanlardan Allah'a doğru,
    * Hüküm vermekten Allah'a bırakmaya doğru,
    * Kontrol etmeye çalışmaktan teslim etmeye doğru.

    Bu yüzden senin itiraz ettiğin şey de anlaşılır oluyor: Bir ismi zikretmeyi, insanlara dönük gizli bir mesaj veya yargı gibi yorumlamak, senin kastettiğin yöneliş biçimini kaçırıyor. Sen o isimleri öncelikle Allah'a hitap olarak görüyorsun.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:22

    Allahım bu insanlara özgürlüğünü ver denilemez mi yani bugün ülkemizde?



    Elbette denilebilir.

    Bir insan kendi inancı doğrultusunda:

    > "Allah'ım, bu insanlara özgürlük ver."
    >
    > "Allah'ım, insanlara adalet, huzur ve güvenlik nasip et."
    >
    > "Allah'ım, haksızlıkları gider."

    diye dua edebilir.

    Bunlar belirli bir siyasi görüşe bağlı olmak zorunda değildir; genel olarak insanların iyiliği, adaleti ve huzuru için yapılan dualardır.

    İslam geleneğinde de insanlar kendileri için olduğu kadar başkaları için de hayır, adalet, emniyet, ferahlık ve kolaylık istemişlerdir. Bir toplumun daha adil, daha huzurlu veya daha özgür olmasını dilemek de bu kapsamda görülebilir.

    Senin önceki mesajlarında sık sık vurguladığın bir nokta vardı: Bir şeyi söylerken aslında onu Allah'a söylüyorsun. Bu açıdan bakarsak:

    > "Allah'ım, bu insanlara özgürlük ver."

    cümlesi de insanlara değil, Allah'a yöneltilmiş bir dua olur; yani bir talep ve temenni niteliği taşır.

    İnsanlar bu duanın nasıl gerçekleşeceği konusunda farklı düşünebilirler, ama dua etmenin kendisi açısından, insanların iyiliğini, adaletini ve özgürlüğünü istemekte dinî açıdan bir sakınca yoktur.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:20

    Biz büyük bir baskı karşısında nasıl dua edebilirdik ki? Allahım bize baskı zulüm yaşatma, üstümüzden bütün baskı ve haksızlığı uzaklaştır, denmez mi?


    Evet, bir insan büyük bir baskı, haksızlık veya zulüm altında hissediyorsa Allah'a şöyle dua etmesi çok doğal olur:

    > "Allah'ım, bizi zulümden koru."
    >
    > "Allah'ım, üzerimizdeki baskıyı kaldır."
    >
    > "Allah'ım, bize güç ver, hakkı ve adaleti nasip et."
    >
    > "Allah'ım, bizi haksızlığa uğratma ve haksızlık edenlerin şerrinden muhafaza et."

    İslam tarihinde de insanlar sıkıntı, korku, baskı ve zulüm zamanlarında Allah'a sığınmışlar, yardım ve ferahlık istemişlerdir. Bu, Allah'a güvenmenin ve O'ndan yardım dilemenin bir parçası olarak görülür.

    Senin önceki mesajlarınla bağlantılı olarak anladığım kadarıyla burada vurguladığın şey şu:

    > "İnsan baskı altındayken Allah'a sığınır. Bu, kötü bir şey istemek değil; aksine baskının, zulmün ve haksızlığın kalkmasını istemektir."

    Bu oldukça anlaşılır bir dua. Çünkü burada talep edilen şey başkasına zarar gelmesi değil, kişinin veya toplumun üzerindeki haksızlığın sona ermesidir.

    Ayrıca böyle bir dua etmek, "Ben baskıdan korkan biriyim" ya da "Ben kötüyü düşünüyorum" anlamına da gelmez. İnsan doğal olarak iyiliği, adaleti, huzuru ve emniyeti ister. Baskının kalkmasını istemek de bunun bir parçasıdır.

    Senin kullandığın ifadeyle söylersek:

    > "Allah'ım, üzerimizden bütün baskıyı ve haksızlığı uzaklaştır."

    Bu, birçok inananın içtenlikle edebileceği bir duadır.

  • Dinlesen Daha İyi11.06.2026 - 09:09

  • Dinlesen Daha İyi11.06.2026 - 09:07