Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Huri Çalışkan
Huri Çalışkan

İnsanı ayrıştıran din, dil, ülkesi değil penceresinden nasıl gördüğüdür.

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi06.01.2026 - 16:35

    OCAK 2026 SAYISI

    Ruhun İmza Mührü: Koku, Parfüm Notalarından Kişinin Özüne Yolculuk

    Koku ve Öz

    “Bir özlem vuruyor sineme, tanıdık kokulardan gelmişçesine koştura koştura...”

    Huri Çalışkan

    Koku, tüm duyularımız arasında en mistik, en kişisel ve en duygusal olanıdır. Bilimsel olarak limbik sistemle doğrudan bağlantısı, onu hafıza ve duygu merkezimizin anahtarı yapar. Bir an için gözlerimizi kapatıp birini düşündüğümüzde, zihnimizde ilk canlanan çoğu zaman teninin, giysilerinin ya da kullandığı parfümün imza kokusudur.

    Bu makalede, bir insanı "davet eden" kokuyu, katman katman inceleyeceğiz: Başkaları için seçtiğimiz parfüm notaları ve tüm maskelerin altında saklı kalan, bizi biz yapan o öz, yani kişinin benzersiz kendi kokusu.

    I. Notaların Daveti: Parfümün Mimari Yapısı

    Koku, bir insanın dünyaya açılan ilk kapısıdır. Bu kapıyı aralamak için kullandığımız parfümler, tıpkı müzikteki gibi, belirli bir uyum içinde birleşen notalardan oluşur. Parfüm, rastgele karıştırılmış esanslardan ibaret değil, aksine ustalıkla inşa edilmiş, katmanlı bir mimaridir:

    Üst Notalar (Başlangıç): Parfümü ilk sıktığınızda burnunuza çarpan notalardır. Tıpkı bir el sıkışması gibi, kısa sürelidirler ve ilk izlenimi belirlerler. Görevleri, daveti başlatmak ve merak uyandırmaktır (Narenciye, aromatik kokular).

    Kalp Notaları (Öz): Üst notalar kaybolduktan sonra ortaya çıkan, parfümün karakterini ve esas temasını oluşturan notalardır. Parfümün "ruhu" burada atar ve kokunun en uzun süre kalan kısmıdır (Çiçekler, baharatlar). Bu, bir davetteki samimi sohbet anına karşılık gelir.

    Dip Notalar (Kalıcılık/İmza): Parfümün en ağır moleküllerini içerir. Gün sonunda bile derinizde kalan, tene oturan ve o parfümü sizin imzanız yapan katmandır (Vanilya, misk, amber). Bu, davet bittikten sonra bile akılda kalan derin izdir.

    Parfümler, böylece bizim seçtiğimiz ve yansıtmaya çalıştığımız benliğimizin bir manifestosudur.

    II. O Öz: Tenin Gizli Fısıltısı

    Ancak parfüm, hikayenin yalnızca yarısıdır. Gerçek ve kalıcı bağ, kişinin parfümsüz dahi olan, kendi kokusu ile kurulur.

    Koku ve Özdeşleşme: Bir parfüm, farklı ciltlerde farklı bir kokuya bürünür. Bu durumun nedeni, o yapay notaların kişinin kendine has öz kokusu, yani feromonlar, ter, cilt pH'ı ve beslenme şekliyle etkileşime girmesidir. Seçtiğimiz parfüm ne kadar güzel olursa olsun, onu eşsiz kılan, onun bizimle bütünleşmesi ve bizim öz kokumuzun üzerine giyilmesidir.

    "Sıkı Sıkıya Sarılmak": Özlem duyduğumuz birinin kokusu, o kişinin yokluğunda bile bir teselli kaynağıdır. Bir tişörtün, yastığın üzerindeki o tanıdık ve doğal koku; beynimize, sevdiğimiz kişinin güvenli ve tanıdık varlığını taklit eden bir sinyal gönderir. Bu, sizin de dediğiniz gibi, koku aracılığıyla birine sıkı sıkıya sarılmanın biyolojik ve duygusal karşılığıdır.

    Aşkın Kokusu: Araştırmalar, insanların eşlerini seçerken, bağışıklık sistemlerini tamamlayan genetik kodlara sahip kişilerin kokusunu bilinçaltında daha çekici bulduğunu gösteriyor. Yani aşk, gerçekten de kokunun rehberliğinde başlar.

    Sonuç: Koku, Görünmez Bir Aşk Mektubudur

    Koku, yalnızca iyi kokmak için değil, var olmak ve hatırlanmak için kullandığımız görünmez bir dildir. Parfüm notaları ile yarattığımız davetkâr ilk izlenim, zamanla tenimizin öz kokusuyla harmanlanarak bir imza mühre dönüşür.

    Ocak ayının soğuk günlerinde, içimizi ısıtan bu konunun bize hatırlattığı şudur: Bir insanı özlediğimizde, aklımızdaki görüntüden çok daha fazlasını özleriz. Biz, o kişinin tanıdık kokusunu özleriz. Çünkü o koku, onun en yalın, en samimi ve en öz halidir.

    Koku, hem bir anı, hem bir söz, hem de geride bırakılan görünmez bir aşk mektubudur.

    Huri Çalışkan

  • seni anlatmak06.01.2026 - 16:33

    Ruh bilir; ne geldiyse doğru zamanda geldi, ne gittiyse doğru zamanda gitti... Peki, gidenlerin ardından tenimizde kalan o somut sızıyla nasıl barışırız?

    ,, Ruhun Durakları'' ve vedanın fiziksel izleri üzerine kaleme aldığım yeni yazım,
    ,, Geçip gittiğin için teşekkür ederim'' diyebilmenin o ağır ancak şifalı yolculuğuna davetlisiniz.

    Hey.! Beyazımsı kalp Ali, bu gökyüzü altında çok sevildin...

    Şubat ayında sizlerle.

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi15.12.2025 - 14:04

    SİSLİ GÜNLERDE İÇ GÖRÜ
    Belirsizlikte Görmenin İnceliği

    Kasım, çoğu kişi için bitişleri anımsatır…
    Ama benim için bazı başlangıçların adıdır.
    Belki de sisin içinde görmeyi öğrenmiş biri olduğum içindir.
    Çünkü her şey netleştiğinde değil, bulanıklığın ortasında daha çok bakmayı seçtiğimizde başlar içgörüler.

    Bazen yaşam, önümüzü göremediğimiz puslu sabahlara benzer. Göz alabildiğine gri, yönler belirsiz, yollar sessiz…
    Ama işte tam da bu sisli anlar, dışarıdan çok içeriye bakmayı öğretir.
    Görmek artık bir göz işi değildir, bir kalp alışkanlığına dönüşür.

    Kasım ayı bana hep bunu hatırlatır.
    Netlikten çok sezgiyi, hızdan çok yavaşlamayı,
    ve cevaptan çok soruda kalmayı…

    Bir şeyin nereye varacağını bilmeden yola çıkmak gibi…
    Birini neden sevdiğini bilmeden sevip, sonra zamanla neden olduğunu değil, iyi ki olduğunu anlamak gibi.
    Çünkü bazı aylar, sadece mevsim değil;
    bir hatırlatma gibi gelir insana:
    “Sakin ol… Her şey sisin ardında beliriyor zaten.”

    Zamanın sesi kısıldığında,
    içimizde bir ses belirir:
    Göz değil kalp görmeye başlar
    Kalabalığın sustuğu yerden…

    ,,Ve bazı isimler, bazı ayların ruhuna yakışır.''
    Bazı günler, bir mevsimin değil, bir hatıranın eşiğinde başlar.
    Kasım da onlardan biri.

    Her şeyin yolunu bulduğu, ama hiçbir şeyin acele etmediği o yavaş ışıktır Kasım.
    Ve bazen, bir ayın içine bir insan sığar…
    Sadece mevsime değil, birine benzer.

    Huri Çalışkan

  • Huri Çalışkan Söz Güncesi15.12.2025 - 11:21

    Takvimin En Derin Nefesi: Aralık
    Yılın Son Virgülü ve Uzun Bir Soluklanma

    Aralık.
    O sadece on ikinci ay değildir…
    O, yılın tüm hızını, tüm gürültüsünü ve tüm telaşını yutan büyük, soğuk bir eşiği andırır.
    Bir yazarın defterindeki son boş sayfa gibidir. Bizi durmaya, sesi kısmaya ve gerçekten duymaya zorlar.

    Hayatın kış koşuşturması yavaşladığında geriye sadece insanın en temel hâli kalır:
    Zamana karşı duyulan o büyük, lirik şaşkınlık.

    Aralık, bir yılın sonunda konulan büyük bir virgül, uzun bir soluklanmadır.
    Takvim, bizden ağır bir muhasebe talep etmeden sessizce kapanır. Bu sessizlik bize geri dönüp bakma izni verir. Parmak uçlarımızdan hızla kayıp giden o günlerin, o anların dökümünü çıkarma fırsatı sunar.

    Yaşama dair o büyük hesaplaşma, nadiren büyük olaylarda gerçekleşir. O, daha çok küçük, tekrar eden anlarda gizlidir: Bir fincanın kenarında kurumuş kahve lekesinde, gece yarısı yazılan bir dizedeki beklenmedik sessizlikte ya da bir dostun sesindeki yorgun tınıda. Yıl boyunca taşıdığımız tüm kayıplarımız ve kazançlarımız, bu küçük ve samimi işaretlerde saklıdır.

    Aralık, bize bir veda mektubu yazdırır.
    Bu mektup; geçen yıla, yapılan hatalara, kaybolan günlere ve yaşanamayanlara yazılır.
    Ama bu veda bir bitiş değildir.
    Yeni bir tohumun toprağa düşüşüne hazırlıktır.

    Kışın derin sessizliği sadece bir boşluk değil;
    baharın tüm gücünü ve vaadini içinde biriktiren bir bekleyiştir.

    Yaşam, bize sürekli ilerlememizi fısıldasa da,
    bir yazar olarak bazen durup kış uykusuna yatmak gerekir.
    O uykuda ruhumuz yorgunluklarını bırakır, kelimelerimiz dinlenir,
    yeni bir başlangıcın saf umudu mayalanır.


    Bu yılın son sayfasını çevirirken…
    Gelecek yılın ilk dizesini, geçmişin tüm bilgeliğiyle ama saf bir umutla fısıldayalım.
    Zira yaşama dair en büyük eylem;
    her şeye rağmen yeni bir adıma ve yeni bir söze inanmaktır.

    Kasım duyguydu.
    Aralık, suskun bir veda…
    Yılın son nefesinde, içimize çektiğimiz her şey,

    Huri Çalışkan

  • avluda yürüyen gölgeler15.12.2025 - 11:20

    Başka hayatlar dünyanın içinde gezinip tadını çıkarırken ben
    hem ayağımı kanatan taşları yollarımdan temizlemekle hem de
    kanayan ayaklarımın pansumanını sürekli değiştirmekle meşguldüm

  • tanımlamada ki özne01.12.2025 - 15:19

    sen.... hangi cümleyi kursam içinden geçen, anlamı tamamlayan, duygumu özüyle taşıyan gizli özne…sahi, sen çıktığında cümleden, hangi anlam eksik kalır?

    ...... sahipsiz kalır mı şarkılar?

  • sende ki sen01.12.2025 - 15:11

    sen, içimin en sakin yeri

    ....

  • sende ki sen28.11.2025 - 09:40

    47 yıldır bu dünyanın içinde yürüyorum
    Ve...
    diyorum ki; iyi ki...


    Her ne kadar bazen kuru dal gibi hissetsem de.
    zorlu ya da kolay olsa da yolar..


    yine yeşeriyorum;
    KENDİ İÇİMDE, KENDİMCE.


    Ve biliyorum ki;
    geçmesi gereken her şey, vaktini bulunca geçebiliyorsa..

    ben de geçiyor, dönüşüyor, yeniden var oluyor, başlıyorum.

    evet... ben de bazen o boşluğu hissediyorum herkes gibi.
    belki de insan olma hâli tam olarak bu.


    ,, Varlığının tanığı OL "

  • avluda yürüyen gölgeler28.11.2025 - 09:37

    « binalar, sütunların değil, manevi yapıların üzerinde ayakta dururlar, devasal aynalar gibi. bunlar, sakinlerinin düşüncelerini, duygularını yansıtırlar ama farkları kırılmazlar, yıkılmazlar. »

    ,, Huri Çalışkan'ın kalemiyle,

  • tarçın kokulu muhabbetler28.11.2025 - 09:36

    neşeli insanların müzik sesini kısmayın, onlar o notalar için binlerce kağıt yırttı